Manevi destek tugayları köşe başlarında

29 Mart'ta Çorlu Askeri Mahkeme-si'nde Halil Savda'nın duruşması vardı.</br>'Askerlikten tamamen sıyrılmak kastı ile emre itaatsizlikte ısrar'dan (88. madde) yargılanıyor, 5 yıla kadar hapis cezası söz konusu.

29 Mart'ta Çorlu Askeri Mahkemesi'nde Halil Savda'nın duruşması vardı.
'Askerlikten tamamen sıyrılmak kastı ile emre itaatsizlikte ısrar'dan (88. madde) yargılanıyor, 5 yıla kadar hapis cezası söz konusu.

Bir önceki duruşmayı basan nasyonalistler; taş atmalar/saldırmalar/dövmeler; polisimiz, biliyorsunuz dilerse korur, dilerse dövdürür. İşte bu son duruşmada da Savda'yı desteklemeye gidenler benzer dayak/kötek/taşlama sahneleri bekliyorlardı Çorlu sokaklarında.

Hatta 26 Mart'ta yerel bir gazeteye, "Onlara kefen bezini biçtik, beklemekteyiz" diye 'şanlı' bir demeç attırmış MHP Çorlu İlçe Başkanı.

Yok, beklenen olmadı bu kez. 2004 yılında vicdani redçi olduğunu açıkladığından beri, çileli bir yolda bir başına gitmekte olan Halil Savda'nın son duruşması, polisin yoğun güvenlik önlemleri neticesinde 'olaysız' geçti.

Ama mahkeme salonunda, en az taşlı/sopalı/kefenli/mefenli MHP'liler kadar 'ilginç' bir görüntü vardı: Tekirdağ Baro Başkanı 25 genç avukatı almış da terkine, öylece mahkeme salonuna doluşmuş(lar.)

Ne için? Askeri Mahkeme'ye MANEVİ DESTEK vermek için.
Benim anladığım kadarıyla Türkiye Her Türk Asker Doğar Cumhuriyeti'nde kimsenin, özellikle de 'hukuk insanlarının' Askeri Mahkeme'ye 'destek' çıkması gerekmiyor. Bir yalnızlık, terk edilmiş, azınlık, ezilme hali söz konusu değil hani Askeriye cephesinde.

Baro Başkanı hızını alamıyor (çok süratli oluyor biliyorsunuz BU işlerle uğraşanlar) "Askerlik görevi yaşama hakkının esasını oluşturur" diyor. "Türk ulusunun asker millet olarak tanımlandığını" belirtiyor. "Askerlik Türk ulusu için en önemli değerdir" buyuruyor.

Peki bizim 'hukuk' insanlarımıza, avukatlarımıza vs. Alla'sen neler oluyor?
Danıştay baskınını yarı meczup bir avukata 'yaptırttılar' unutturulmaya çalışıldığımız üzre.

Kerinçsiz de, takımı da 'avukat' ve hatta grup isimleri 'Büyük Hukukçular Birliği.' İdi. Bölündüler, anladığım kadarıyla.
'Ulusalcıların' (ne diyeceğiz onlara sosyal nasyonalistler?) eline geçmiş bulunan (geçiş o geçiş) İstanbul Barosu'nun hali ortada.

Burda bir 'sivil' tepkiden söz edilebilir mi peki? Hukukçuların 'hukukun özü adına' tepkisinden?
'Al sana sivil toplum!' manşetlerine vesile olacak bir Kuvayı Milliyeci (kisvesi altında) kımıllanan çok tehlikeli sözümona 'sivil' 'teşkilatlanmalar' söz konusu burada.

Can Dündar bir yazısında fevkâlâde isabetle belirtmişti: 2005 yılında Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nden radikal sağın tehdit olması maddesi çıkartıldı!

Sivil hareketle militarizmin bağlarını teslim etmeden, 'laikçi refleks' kisvesi altında palazlatılan tümmm bu son derece tehlikeli/radikal/milliyetçi akımların bizi ne denli tehlikeli sulara götürmekte olduğunu kabul etmeden, şurdan şuraya gidemeyizden ziyade, kurtulamayız. Kurtulamayız nasyonalizmin giderek şiddetlenen ayak seslerinden.

Danıştay Baskını'na adı karıştığı için intihar teşebbüsünde bulunan emekli binbaşıyı kendi evinden hastaneye yetiştiren erken emekli subay, daha sonra benim Vicdani Red duruşmamda 'belirdi' mesela. Kerinçsizler'le filan.

Gazeteciler neden orda bulunduğunu sorduklarında 'sivil' inisiyatifini kullanıp "Ortadoğu uzmanı 1 köşe yazarı olduğunu" söyledi. "Bir gazetede."

Ben de nitekim Filistin-İsrail meselesi üstüne bir makalemden yargılanıyordum!.. Yani malum demokratlara karşı BU mahut siviller, emekli subayıyla, mahkeme baskın timleriyle, kronik suçduyurucu avukatlarıyla, bilmemne bilmemne titrini kuşanmış durumlarıyla- çok fazlalar. Giderek sayılarını artırıyorlar ve çok ciddi yardım alıyorlar statükonun derinnnlerinden. Teveccüh görüyorlar, kesinlikle.

24 Ocak 2006'da biliyorsunuz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye'yi ilk vicdani redçimiz Osman Murat Ülke'ye on bin avro tazminat ödemeye mahkûm etti.

8 kez yargılanmış, toplam 701 gün hapiste yatmış olan Osman Murat Ülke harikûlade bir tanımla AİHM tarafından bu tazminatı kazanmaya hak kazanmıştı. SİVİL ÖLÜM'e mahkûm edildiği için! Tüm medeni haklarından mahrum bırakıldığı için. Kötü muameleye maruz bırakıldığı için. Ve aynı suçtan bir insanın defalarca yargılanması yasadışı olduğu için. Uluslararası hukuka tamamen aykırı olduğu için.

Birleşmiş Milletler'in 70'lerden beri tanıdığı bir hak vicdani red.
Düşünsenize bir birey eline silah değsin istemiyor. Hiç kimseyi öldürmek, böyle bir ihtimalin hayatında yer alabilirliğini kabul etmek istemiyor. Askeri üniforma giymek istemiyor.

Vicdani Red inanç özgürlüğünün bir parçası. Bir insan hiç kimseyi öldürmeme hakkına sahip midir, değil midir? Bundan daha vicdani, insani, felsefi, dini bir hak; bundan daha temel bir insanlık hakkı ben tahayyül edemiyorum.

Yurdumuzda şu an dört yüz ila beş yüz bin kişinin asker kaçağı olduğu tahmin ediliyor. (Savunma Bakanlığı'nın resmi sayısı 9000!)
Hangi hukuktan/adaletten/vicdandan küçük tırnağım kadar haberdar hukukçu, nerdeyse Askeri Mahkeme çıkartması yapar, Askeri Mahkeme'yi 'desteklemek' amacıyla; bana söyler misiniz?

Anlaşılan hiçbir zaman kuşanamadığımız hakiki demokrasinin ihtimali dahi bu ülkeye birkaç beden büyük geliyor. Araya mutlaka asker postalları/parkaları/ battaniyeleri sıkıştırmak gerekiyor. İyice mumyalanmak için Askeri yüceliklerle. Ve edebiyatıyla tabii ki.

'Sivil tepki' adı altında kaynatılan tümmm bu kazanlar, 'laikçi' kisvesi altında, 'köktendevletçi' maskesi takılı tüm bu oyunyapanlar Cadı Kazanı ortamımızı giderek tırmandırıyor/ısıtıyor/ normalleştiriyor. En vahimi de, bu.
Bu arada bir başka inanç özgürlüğü simgesi olan başörtüsü takma hakkını dahi savunmaktan aciz AKP, nemalanıyor da, nemalanıyor. Cümlemizin gözlerinin önünde.

Maneviyattan olmasa da, maddiyattan. E, bi yerde Hermes eşarplanmak, kızlarını kendi üniversitelerinde başörtüleriyle okutmaktan çok çok daha mühim. Yollarsın ABD'nin üniversitelerine olur biter. (Aynen kısa dönemcilerin maddi imkânları gibi.)
Vicdani redle, başörtüsü meselesini ansızın aynı kaba koymadan edemiyorum.
Devam edeceğim zira.