Mekanik Atın Ayarı

Masamın üstünde duran kalem kutumdan (kalem torbası aslında) Pilot çıkmadı.

Masamın üstünde duran kalem kutumdan (kalem torbası aslında) Pilot çıkmadı. Çantamın ön cebinde bulunur bir tane her zaman.
Hayır orda da yok: Gecenin dehlizlerinde kaybolmuş gitmiş.
Çekmecelerde filan da yok. Camgöbeği yazan bir Stabilo'yla yazı yetiştirme saatine sürtünerek çabuk çabuk yazıyorum ey okur.
Durum şu ki: Mekanik Atın Ayarı Bozuldu.
Paralarım ön cepten buruşturulup atılmış vaziyette ortalığa saçıldılar. Kalem ararken. Yani boy ve yaş ve renk ve cins sıralamasına göre cüzdanımda sıralanmış durmuyorlar. Normalde, bir düzen hastasında görüldüğü üzre.
Pilot yok, ama sapı tamamen eğilmiş bir tatlı kaşığı çıktı mesela çantamdan.
Bu çanta sahibinin bi yerlerde eğlendiğine dair bir işaret: Zırva bir anılama işte.
Sonsuz bir kaydırağın tepesinden kendimi aşağı bıraktığım günlere denk geldiniz.
Yapacağım en basit banka işlemini dahi 'yadırgıyorum'. Öylesine okuldan kaçmış haldeyim. Rezalet yani.
Şimdi hayatınızın Mekanik At dönemindeyseniz, acayip sinirinize gidebilir bu kaygusuz yazı.
Ben öyleydim, deliriyordum Mekanik At dönemimde tatil yazısı görünce/keyif yazısı/yurtdışı yazısı/gurme yazısı/ ahneeğlendiknekadarmutluyum/ Yunanadalarındasaadetbaşkadır yazısı.
Deliriyordum. Herkesi sorumsuz, bencil, tuzu kuru bulup -hakikaten.
Aylarca ama aylarca, ağır bir iş kampında yazkitabı/bak eve/yap işlerini/takip et orayı burayı/tikle/bugünkü listeni tikle/yarınki listeni döşen -böyle aylarca, bedenimin mecburen durduğu zamanlarda kafam durmayarak durmayarak yük atları gibi çalıştım durdum.
"Bu Mekanik At durmuyor artık. Durmayacak. Ben bir Mekanik At oldum. O kadar. Artık o kadar" diye arkadaşlarıma haykırdım habire. Teskin ötesi. Teselliden azade.
Esrarengiz ellerin durmadan kurduğu o iş/güç/hırs/takip/azim/irade atı! korkunç at! Mekanik işte.
Sonra o dönemde hiç ummuyorsun geri geleceğini, kapını tekrar çalacağını, ama hayatın Pinokyo Eğlence Adası'nda günleri yeniden zuhur ediveriyor işte.
Hani Pinokyo okula gitmek üzere evden çıkıp da habire kandırılır, yoldan çıkarılır, ayartılır ve okul yerine kendini Kukla Tiyatrosu'nda, Eğlence Adası'nda, Tilkiyle Kedinin yanı başında ve hatta Balinanın Karnında bulur ya.
Pinokyo her nevi davete aç ve açık, okula gitmek dışında her türlü zevzekliğe koşar ya.
İşte kızımın Yeni Dünya'ya gitmesini de fırsat bilerek, tam anlamıyla Eğlence Adası'na esir düştüm ey okur!
Çok gülüyor, çok oynuyor, çok eğleniyorum. Bu kadar eğlenmenin sonunda kulaklarım uzayacak, kuyruğum çıkacak, kendimi aiiiiğh aiiiiğh diye anırırken bulacağım. Zira Eğlence Adası aslında Eşek Adası'dır. Ve orda kandırılmaya müsait ruhlar, okullarını kırıp kendilerini eğlenceye verdikleri için birer eşeğe çevrilerek cezalandırılırlar.
(Hatta satılmak içindir o eşekler.)
Aman! O kadar da korkunç değil. Nasıl fazla eğlenceden eşekleşmek var ise, eşeklikten tekrar talebeliğe geçmek de mümkündür yani.
Olur. Pinokyo'ya dahi.
Sonra kurtulur Pinokyo.
Yine sözünü tutamaz, başka gafletlere düşürülür, o ayrı.
Ama kimse Pinokyo'yu mesela, suçlayamaz. Çünkü o Pinokyo'dur.
Pinokyo döneminde de insanın. Böyle bir anlayış rica edebilir miyim, diyelim.
Denilebilir yani. Denir de.
Pinokyolaşmak böyle bir katıksız densizliği beraberinde getirir.
Ağustos devşirilmek üzereyken, zevzekliklerin çemberindeysen ey okur, sıkma kendini.
Bu satırların yazarı içinde bulunduğun durumu anlamakta. Ağırlamakta. Pışpışlamakta. Geçir sen güzel güzel günlerini.
Bir de topu size attım pes yani. Pinokyo gamsızlığı -bu işte.