Modern Oluş Çiçeği

Büyük Gazete, Korku Fihristi'ni karıştırdı karıştırdı. Bi türlü </br>1 isim, etiket yaratıklandıramadı özellikle Amiral Kaptan içinde debelendiği karmakarışık korkuya.

Büyük Gazete, Korku Fihristi'ni karıştırdı karıştırdı. Bi türlü
1 isim, etiket yaratıklandıramadı özellikle Amiral Kaptan içinde debelendiği karmakarışık korkuya.
Ben 'Kakofonik Korku' ya da 'Pozisyonum Elden Gidiyor mu/Nereye Gidecek Korkusu' demek isterdim. (Hiperrealist bir ressam olarak.)
Şerif Mardin'in Ayşe Arman'la röportajı, İmdatları'na yetişti. 'Malezya Olur muyuz Korkusu' ya da 'Mahalle Baskısı Korkusu'nu yaratıklandırdılar. Şıpın işi.
Her gazete kendi ekibini ışınladı Malezya'ya: Oysa herkesin Malezya'sı kendine; burdan da aynı seri (şekilde sıkıcı) zırvaları kampanyalayabilirlerdi.
'Malezya olur muyuz hocam; olmayız deyin rahatlatın bizi' vari bir soru peki, Bayağı 1 Cehaletin Sarıya Boyalı Sahte Özgüvenle Ambalajlanmış Röportajcısının KENDİ aklına gelir miydi? Nerden düşünsün Malezya'yı? Ezya'yı? Ya Rüşen Çakır'ın orijinal röportajında geçmiştir Malezya, ya röportaja gitmeden soru hazırlarken ondan bundan-
Ve fakat az röportaj vermesiyle de 'efsaneleşen' 'buz mavi gözlü' Büyük Sosyalok A.Arman'a röportaj vermeyi nasıl ve neden kabul etti ki?
Bir kere Hürriyet'e, özellikle de Prima Donna'sına mülakat vermeyi kabul etmek demek, her neviinden İstismar'a açık çek yazmak gibi bi şey-dir; değil mi zaten? Mühür basmaktır?
Bir arkadaşım durumu 'Mardin' soyadıyla açıkladı. Kaynanası Mardin'lerden (Betül hanım) ya A.Arman'ın. Yani 'mahalle baskısına' kurban giden Şerif Mardin, her lafının üstün bir indirgemecilikle Hürriyet Korku Fihristi'ne istismar maddesi edilebileceğini bile/bilemeye-
Araya o 'soyadı' girdiği için ya da başka mahalle baskınlarıyla anlaşılan (ya da anlaşılamayan) o abuk röportajı vermeyi kabul etmişti! Şimdi Malezya ayıklasın pirincin taşını.
Türkler BU korkularından da (esasında var olmayan: yapmacık/yaratıklandırılmış korkular) yağmurlu bir günde muşamba kaygısızlığıyla sıyrılmayı bileceklerdir.
İsmet Berkan köşesinde açıkladı: 'Postmodern Darbe' lafını da Asker bulmuş ilk. ('Bu deyimi ilk olarak 28 Şubat'ın ertesi sabahı, yani 1 Mart 1997'de bir üst düzey komutanın ağzından duydum.' 25 Eylül-Radikal)
Kara Harp Okulu'nun açılış konuşmasında Orgeneral İlker Başbuğ ise 'modernizm' ile 'postmodernizm'i karşılaştırıp postmodernist düşünce akımlarını lanetledi! Başımıza NE geldiyse postmodernizmin modernizmi galebe çalmasından gelmiş: Kahrolsun postmodernite! Yaşasın (arkaik 1 değer olarak) modernite!(ye getirilebilir konuşması: Harp-iden tuhaftı.)
Kara Harp Okulu'nda felsefe dersi okutuluyordur kuşkusuz da; kim okutuyor acaba? Ya da İlker Başbuğ hangi kaynaklardan yapıyor okumalarını??
Şimdi (isim ve etiket bulma konusundaki yaratıcılıklarını her daim tek geçtiğim) Askeriyemiz yeni 1 darbeli matkapla sahnelerimize düşer ise; Postmodern 1 Darbe olmayacak yaptıkları demek ki.
Silbaştan Modern Darbe olacak ve Modernite'nin yeniden hüküm sürebilmesi adına gerçekleştirilecek. Felsefi 1 darbe!
Hoş işşş dünyası ve Amerika desteklemediği sürece böyle 1 darbe yoksunluğuna mahkûm edildiğimiz, söyleniyor. Anlayanlar tarafından.
Teknolojik donanımının hatırı sayılır bir kısmını olsun, know how'larını olsun Amerika'yla Yakın İlişkiler'le temin eden Askeriyemiz'in son zamanlarında pençelerinde kıvrandığı Anti-Amerikancı, Anti-'Emperyalist' söylem dahi-
Genç Subaylar Rahatsız'ın internet sitelerine Modern Diktatör Putin'in konuşmalarını post-it'lemeleri dahi, hayırlara/uğurlara vesile edilerek yorumlanıyor. Bazılarınca ayrıca.
Bir tarafta (mahalledeki) gölgesinden dahi korkanlar, diğer tarafta her nevi gündüz ve gece düşünü hayra yoranlar yani. Bi nevi Bi-polar Kişilik Bozukluğu Memleketi.
Üstadım ne diyelim yani? Bildiğim: Hürriyet Büyük Gazetesi'ndeki Früstre Çeyrek Sosyalok'tan ziyade, Askeriyemiz'in isim çalışmalarını çokçokçok daha yaratıcı bulduğum hususudur.
Bir diğer yaratıcılıkla ise Gazetemiz Askerlik Şubesi Sn. Kışlalı'nın yine dünkü köşesinde karşılaştım.
BÜYÜMEKTE OLAN ÇİÇEK idi yazısının başlığı. (Yeminle.)
Aynı Bukowski Dönemleri gibi, Türk Olgunlarında 1 Boris Vian Dönemi de söz konusudur: Bi nilüfer mi büyüyor, Allah esirgesin ince hastalık vs. kıvamında ruhunda? diye kaygılanmama kalmadı-
Tehlikeli gelişmeler metaforuymuş büyüyen çiçek. Bu coğrafyada olduğumuza göre 'fundamentalizm' imiş. İran'dan gelen bir komutanın benzetmesiymiş.
Büyümekte Olan Çiçek fenomenine son derece uyanık ve tetikte olan dönemin Genelkurmay Başkanı Hakkı Karadayı 28 Şubat 'oluşumuyla', 'antilaik gidişin engellenmesini' temin etmiş. (25 Eylül-Radikal)
'Oluşum' kelimesine dikkatinizi çekerim. 'Postmoderniteyi' lanetlemiş bulunan Askeriyemiz vakti zamanındaki darbesine taktığı ismi de, geri alıyor demek ki.
Artık, bizler de Hür Niyetliler: Mahalle Baskısı'ndan inleyenler, Baskın ihtimallerinden titreyenler, yeni 'oluşumun' isminin 'Modern'le takdis edileceğinden emin, bekleyebiliriz.
Orda bir çiçek büyüyor zira.
Bu toprakların ennn güçlü, vazgeçilemez çiçeği.
Modernmodern büyüyor: postmodern'e dişşş bileyerek nedense, uzuyor yaprakları. (İzmir'in kavaklarııı!)