Naim, Ajda'yı yine sevecek mi? Selelere doldu mu? heeeey!

Naim (Dilmener) benim sevgili 1 ahbabım olduğu için, birinci elden olayı takip ediyordum.

Naim (Dilmener) benim sevgili 1 ahbabım olduğu için, birinci elden olayı takip ediyordum. (Pembe Panter) Ama eşinin dostunun hadisesini nakledemezsin tabii ki orta yere. (Köşeye) Ve fakat hadise 'patladı', bütün ilavelemelerde yazıldı çizildi filan.
Beni alâkadar eden yine birinci el/ikinci el nakli değil. Düşünmeden edemedim Hayranlık Üstüne/Ajda Hayranlığı Üstüne/Naim'in Hayranlığı Üstüne. Yazı '1 Hayranlık Analizi: Seninle Başım Dertte' telakki edilebilir yani.
Naim Dilmener hani fanlar âleminde bi sıralama yapılsa; Ajda'ya olan hayranlığıyla/tutkusuyla/bağlılığıyla -iddia ediyorum- ilk üçe girer nice Elvis hayranını Ohio'dan, nice Piaf hayranını Helsinki'den, nice Sinatra hayranını Tokyo'dan geri bırakarak.
'Müptezel' 1 hayranlıktan da söz etmiyorum. Bugünkü ilavelemelerde vardı: diyelim Pınar Çekirge isimli papyonlu 1 Filiz Akın hastası var. Ama harbiden 'hastası'. Sekizinci sınıf hastane/kıraathanevari evinin duvarlarına Filiz Akın'ın gastelerden, dergilerden resimleri asılı, başucunda yine rüküşrüküş sepetlikler. Filiz Akın ziyarete gitmiş en nihayet, "Aa, Amerikan servisleri bile benim resimlerimden!" diyor. Yani Özzz Denyo Bi Model burada söz konusu. Zaten ben Filiz Akın kadar denyo 1 sarışın bi daha zor bulunur kanaatindeyim, 'Like star, like stalker' diyorum bu ikili için.
Naim'inki 'makul'dür. Nasıl makuldür? Tabii ki değildir. 'Yıldızçarpılmış' (starstruck) olma hali zaten hallerden makul bir hal değil. Naim sadakatle Ajda'ya olan hayranlığını korumuş, Çocukluk Hastalığı'na sahip çıkmış, Korkunç 1 Koleksiyoncu olarak külliyatını eksiksiz hale getirmiş; bu esnada da (bakın burası çok mühim!) GERÇEKLİKLE BAĞLARINI KOPARTMAMIŞTIR.
Çocukken Ajda'nın annesi olmasını düşlememiştir yani, yeniyetmeyken 'nişanlısı' olmasını istememiş, kapısına köle olarak serilmemiş, hiçbir zaman 'stalker'lık etmemiş, tacizkâr davranmamış, aynı kendi gibi: asil bir lord gibi objektif olarak sevmiştir. Ve fakat ziyadesiyle.
Naim, Ajda'nın ne kadar çıkarcı, ne kadar cimri (tutumlu mu demeliyim) ne kadar bencil, ne kadar kafası karışık, ne kadar tutarsız olduğunu sular seller gibi bilmekte ve fakat onu HER ŞEYE RAĞMEN sevmektedir.
Naim, Kraliçesi'ne acayip bir hizmet sunmaya karar verir: Onun çok kapsamlı bir biyografisini yazacaktır. Kimselerde olmadığı gibi/üzre. Naim, Pekkan'ın 'sanatına', şarkıcılığına o denli hayrandır, onun stiline (şarkı söyleme stiline) o denli tapınmaktadır ki, süperstarı hayatının birkaç yılını 'haydi haydi' hak etmektedir. Helâli hoş olsundur!
Naim ciddi sağlık çemberlerinden geçtiği halde, 'Çizerim böyle aşkın belasını!' da demez; Ajda'dan ciddi silleler yediği halde, 'Başımın üstünde süperstarım var" der, meşakkatli yoluna devam eder. Gözü karadır yani. Sahicidir, hakikatlıdır.
Ortaya 'Hür Doğdum Hür Yaşarım' adlı bu biyografi-
özürlü memlekette yazılmış en iyi biyografilerden biri çıkar. Bünyesi hiç kimselerle sürekli iyi geçinmeyi kaldıramayan Ajda (tüm starlarda olduğu gibi) 'denetler' de kitabı. Yüksek burjuva ahlakına(!) mugayir bulduğu kısımları, varsaydığı imajından götüreceğini düşündüklerini(!) çıkarttırır, müdahalelerini esirgemez, oldukça yoğun kıllıklıklarıyla Naim'i bunaltsa da pes ettiremez.
Kitap (en nihayet!) bitmiştir.
Ajda önsöz yazmaya söz verir. Ama gelgit akıllı olduğundan ne yapacağı belli de değildir. Bi ayrılıp 2 barıştığı tapon boyfriendiyle tekrar barışıverir. Kitabın kendisi için 'zararlı' olacağına (dolduruşlarla da) karar verir. "Böyle 1 kitabın yazıldığından haberim dahi yoktu. Türk toplumunun örf, âdet, gelenek ve göreneklerine İmza: Rabia Hatun" yollu 1 ifadeyle, kitabın toplatılmasını, piyasada olmamasını talep eder! Kitap yasaklansındır! Kraliçe'nin kafası bozuktur. Bozulmuştur.
Türk Adaleti bazen 'Unforgiven'daki Clint Eastwood kadar hızlıdır, bazen de Türk filmlerindeki trenin gelmesi kadar yavaş.
Hâkim Eastwood çıkar: ilk celsede bu cüretkâr (nerdeyse terbiye yoksunu) talep reddedilir. Kitap artık piyasadadır. Naim'in kraliçesine olan bağlılığının ispatı, kamuoyuna sunulabilir. Tepsi şeklinde raflarda.
Şöyle ifade edeyim: Naim ömrünün bunca yılını Ajda'ya değil de Sezen Aksu'ya feda edip, onun bu denli saygın ve mühim bir biyografisini yazmış olsaydı, Aksu onu başına tac ederdi, gözüne bebek.
"Seni pamuklara sarmalar sararım
Ne kontrol ederim, ne hesap sorarım" yapardı. Türkiye'nin en akıllı, en kadirkıymet bilen, en neyin ne olduğunu anında çakozlayan kadınından söz ediyoruz. Ajda'dan değil!
Peki kedi sevenler/köpek sevenler gibi, diyelim (Naim kadar olmasa da) ben de, Naim de ve hatta Sezen Aksu da; neden ağbi biz BU KADININ, bu Ajda'nın yani, bu airhead spacecadet'in hastasıyız? Niye sırf o söylesin, başkaları sussun istiyoruz? Ondan utansak da, nasıl tutarsız/gel git akıllı/hesapçı ve küçük kitaplı olduğunu bilsek de, vazgeçemiyoruz? İlle de/illa da/ne pahasına olursa olsun Ajda da Ajda! diyoruz? Gönül tellerimizi yalnızca onun titretmesine izin veriyoruz? Ve natürel olarak da bu böyle: bünyemiz onun sesiyle şad oluyor, ruhumuz bahar.
İşi gücü olan (mali müşavir) başarılı bir adam Naim. Ajda'nın hayal gördüren mantar omleti yediği zamanlarda kahvaltıda, zannedebileceği üzre hiçbir 'çıkarı' da yok bu ömür törpüsü kitabı yazmaktan. Tam tersine, 1 'Fikriye Hanım' yazıp daire alabilirdi.
"Süperstarım, tüm telif gelirini sizin yaptıracağınız okula bağışlayayım" da diyor zaten Naim. Aralarında maddiyatın soğuk eldivenli elleri dolanmasın diye.
(Hoş, Ajda çıkmaz ayın son çarşambasında yaptıracağı için, yıllaryıllar önce vaad ettiği Doğu'ya o okulu, bozulmuştur bile bu öneriye. Naim'in "Size içine pırlantalar serpiştirilmiş profiterol yaptıriiim" demesini istemiştir.)
Ajda'nın 1 kediden de bencil olduğunu biliyoruz sular seller gibi. Şizoid karakterinin de hastasıyız, fantastiğin sınırlarında 'promenade' yapmasının da. Ayrıca.
Ajda 'Confusion will be my epitaph' (kararsızlık mezartaşım olacak) mısraının cismanileşmiş firavuniçesidir.
Naim hâlâ çılgınca/çocukça/adamca seviyor Ajda'yı.
Bu yazım her ikisine de ağır gelecek, eminim.
(Gerçi Ayşe Ersayın saklar dilerim ki.)
Ama onca emeğinin/hayranlığının/özenin karşılığı, deliaçması gerekçelendirmeler/dolduruşa gelmelerle mahkemeye verilmek olmamalıydı.
Ben de Hayran Olduğum Kadın'la Sevgili, Değerli Arkadaşım'ın arasına kediotu olmadan edemedim. Edinemedim.
Üzgünüm, acı sözlerim için.