Nil Demirkazık und Kerem Alışık

Kitaplığa baktım: </br>Nil Demirkazık'ın kitabı duruyor mu, diye. Atmışım.</br>AK Parti Zevdalısı olarak günlerinin sonunda mıydı, neydi. Bir kitap çıkartmış kendi üstüne Nil hanım.

Kitaplığa baktım:
Nil Demirkazık'ın kitabı duruyor mu, diye. Atmışım.
AK Parti Zevdalısı olarak günlerinin sonunda mıydı, neydi. Bir kitap çıkartmış kendi üstüne Nil hanım. Benim de ona dair yazdığım 2-3 'ağır eleştiri' (savcılara böyle demek gerekiyor) koymuş içine. Zevkle.
Birkaç laf yazmış, imzalamış yollamış.
Ama o 'birkaç' laf böyle, ne bileyim, misafirlikte hiç hoşunuza gitmeyen bir kedi, gelmiş de bacaklarınıza sürtünüyor. Öyle bir
etki yaratmıştı üstümde.
Aynı etkiyi Yeşim Salkım da yaratmıştı mesela. Bu yaz, bir ahbabımla Cahide'ye gitmiştik bir gece. Yeşim Salkım sahneye çıktı Kaçınılmaz Konuk Şarkıcı olarak. "Beni Jackie Onassis'e benzeten Perihan hanıma teşekkür etmek isterim," vesaire vesaire.
Bu kadınlar için 'hakaret'in sınırları yok. Onlardan bahsetmeniz yeterli. Ne kastettiğiniz Muşamba Gibi kayıp gidiyor üzerlerinden: Geride yalnızca onlardan SÖZ etmiş olmanızın coşkusu kalıyor.
Ben oysa kinden, nefretten, düşmanlıktan, hayat boyu saf tutmaktan, sonsuza dek barışmamaktan/affetmemekten yanayım. Sanırım.
Bir de tabii, o en unutamadığım 'fıkradaki' gibi: Mazoist, Sadist'e gitmiş, demiş ki: "Döv beni." Sadist sırıtmış: "Döv-mi-ceeem" demiş.
Yani bazı tipler o denli düşük bir kıvam tutturmaya muvaffak oluyorlar ki, artık onları TOPTAN yok saymaya başlıyorsunuz. Azimle, iradeyle, kararla ve disiplinle de değil: Onlar sizin için VAR OLAMIYORLAR artık ne kadar gündem vs. tırmalasalar da. Otomatikman. (En güçlü deterjan.)
Sanırım 7'den 70'e Nil Demirkazık tam da böyle bir noktaya varmıştı: Herkesin, ama herkesin onu görmezden geldiği noktaya. Natürel. Man.
Ve derken Kürdistan rozeti, artı youtube'a yerleştirdiği elde Kalaşnikof Minnie Mouse görüntüleriyle: buyrun bakalım gözaltına alındı.
Kıbrıs'taki en kritik anlarda kendini kameraların önüne atabilen, Avrupa Birliği toplantılarına filan sızabilen- Bir nevi, çok acıklı bir adam var hani: Bülbülses. Gala, ödül töreni giriş-çıkışlarında fırlayıp Zeki Müren-Bülent Ersoy gibi şarkı söylüyor, "Onlar oldu; ben niye olamadım?" diye ağlıyor. Bağırıyor. Çağırıyor.
Nil hanım da AK Parti tarafından 'başka kapıya'lanınca, gidip Kürt Davası'na yamalandı, iyi mi? DTP onun Diyarbakır'dan bağımsız adayları olmasını NASIL kabul etti, onlarla bu denli 'sarmallanmayı' nasıl becerdi, bilemeyeceğim.
Ama Kürt Meselesinin Beyaz Kadın İhtiyacı, bu denli hazin mevzilere uzanmamalıydı. Nil hanımın olağanüstü becerikli, müthiş 'pushy' tabiatını da hesaba katarak söylüyorum. İnanın.
Sadri Alışık'la Çolpan İlhan'ın oğlu olmak yeterince zor/meşakkatli değilmiş gibi, üstüne bir de Attilâ İlhan'ın 'yeğeni' olmak katmerli sancısıyla donatılmış 'aktör' ve 'şair' Kerem Alışık ise, ikinci şiir kitabını çıkartmış. Bu vesileyle alameti farikaladığı 'mahçup ve fakat rimelli adam' pozlarıyla röportajlıyor magazin eklerine.
Geçenlerde de Attilâ İlhan'ın esasında ilan edilenden bir gün önce öldüğünü faş etti. (Herhalde yeni çıkan şiir kitabı şerefine.) Annesi ve o doya doya vedalaşmak istemişler. Bir gün evde onunla (cesediyle) vakit geçirmişler. 'Mystification' denilen durum, halk arasında.
Dayısı, şiirlemelerinin fena halde kendininkilere 'benzediğini' söyleyip uyarmış da Kerem Alışık'ı. Ama "Dayımsın. Canımsın: Seni okur, seni bilirim. Senden etkilenmeyeyim de, kimden etkileneyim" vari sözel mısralarla, Şiir Yazma İnadına sahip çıkmış Kerem Alışık.
Zaten (hoş, zaten'lik bir alıntı da değil) kitabının girişinde de: "Ben yarı gecelerden sonra gözlerimi gözlerimden kaçırarak yazdım içimden geçenleri," diyor. Ki, takdir edersiniz ki, bu laflar da herrr şeyi saçıklıyor.
Israrla, ha babam/de babam karşısına Beşiktaş'ta çıkan bir bağyandan söz ediyor.
"Bir davette karşılaşmıştım. Ne zaman Beşiktaş'tan geçsem karşıma çıktı. Onu düşündüğümden, hissettiklerimden hiç haberi olmadı," diyor Kerem Alışık, Özlem Avcı'ya verdiği röportajda. Günaydın'da.
Böylece o hanımın, Masal Kızı adlı şiirin kendisine yazıldığından, kendi gözlerini kendinden kaçıracak kadar utangaç Kerem Alışık'ın ona olan 'gizli' tutkusundan, hâlâ da haberi olmazsa; bir okuma-yazma kursuna yazılmasında ya da IQ testi yaptırmasında fayda var kuşkusuz.
Çok egemen bir şiir tonudur Attilâ İlhan'ınki. Benim bile bir gençlik dönemi hastalığı olarak yazdığım birkaç şiirimde adeta ben değil, 'Attilâ İlhan'ın İmitasyonu' imzası dokuludur. Kolay bir 'dayı' figürü değil harbiden sözünü ettiğimiz.
Ama Orgeneral Karadayı benim dayım olsaydı da zorlanırdım. Yani 'dayı' sahibi olmakta özellikle zorlanacak insan tipleri var. Bunu da lütfen kabullenelim. (Kerem Alışık'ın ise tam tersi: Dayısına Doyamayan Yeğen figürü olduğunu da.)
İlginçtir: yine çoluk çocukken Attilâ İlhan'ın bütün romanlarını okudum ve de onun 'cheesy' bir şair ve fakat 'sıkı' bir romancı olduğunu düşünürüm. Son yıllarındaki 'ulusalcı-masalcı' kariyerine, değinmeyeceğim bile.
Ama romanları Sartre sosuyla bezelidir ve kat'i surette sıkıcı değildir. Son derece eğlenceli ve sürükleyicidir. (Türk Romancıları İçin Çin'de köyler.)
Birkaç gün boyunca, birkaç yerde olacağım için yazı yazamayacağım. Kat'i surette yazılarımı özlemeyin diye, Kerem Alışık'ın 'Masal Kızı' şiirinden birkaç satır ile bitiriyorum:
"Bazen yapraktın, bazen rüzgâr
Üşümüştü ince parmakların
Yüzünde tarçın kokusu
Sanki bir şiirinden çıkmıştın Attilâ İlhan'ın
Seni ben Beşiktaş'ta gördüm
Yakanda gelincik çiçeği
Koltuk altına saklamıştın ellerini."