Nişantaşı yazı

Şahane bir pastırma yazı hüküm sürüyor.</br>Yalnız ben bu mısraları pazartesi öğle sularında yazıyorum. Ben ne zaman hava koşullarına dair bi şeyler yazsam; hava, kontratağa geçiyor.

Şahane bir pastırma yazı hüküm sürüyor.
Yalnız ben bu mısraları pazartesi öğle sularında yazıyorum. Ben ne zaman hava koşullarına dair bi şeyler yazsam; hava, kontratağa geçiyor.
Yağmur sıkıntısı yazmışsam günlük güneşlik oluyor, pastırma yazı yazısı yazmışsam suçuk yağmurları yağıyor filan.
'Yazma o zaman kardeşim hava durumu yazısı' diyeceksiniz.
'Her şeyi sen bilirsin -Aaaagh Aaagh' diye cevaplayacağım sizi Mazhar'ın şarkısıyla. Ki geçenlerde adamın 86 yıllık eşi, Yeni Kadın'ı, adamın çayına düşmüş bir sineğe benzetti. Şoke oldum! Elimde değil bu Esas Kadınlar'ın Yeni Kadınlar üstüne kırbaç gibi şaklayan yorumları, altüst ediyor beni.
Sen kendi kocana laf etsene! Seninle evli olan Yeni Kadın değil ki, bizzat kocacığın. Yani sana karşı birinin sorumluluğu varsa
(ki var), birinin 'sinek' filan diye aşağılanması gerekiyorsa (ki kendin bilirsin), kocana saldır. Ama yok, gün olur seyran döner;
belki kocacık bu korkunç maceradan evcaazına vitesler. O zaman pantuflaları kapının yanı başında hazır dursun.
Bakın bir hava/civa girişiyle nerelere savrulduk. Oysa şehrimizde güzel şeyler oluyor: İşte pastırma yazı hüküm sürüyor. Bir de bu ayın başında Nişantaşı'nda ilk ilk ilk yaya sergisi açıldı. Şimdi siz 'Uyan da sergiye gidelim. Bu ayın başında açılan sergi şimdi mi yazılır?' diyeceksiniz.
Sizin de iyice diliniz uzadı ama! Artık size replik koklatmayacam. Sergi açıldığında yazmam daha 'correct' olurdu. (Burda köşeci özeleştirel bir efendiliğe bürünür.) Ama yazmadıysak sebebi var. (İçiyorsak da -koh koh koh.)
Yazmadık. Yazamadık. Zira işin içinde eş/akraba/dost/can/kuzu sarması durumları vardı. Biz de köşecek promosyona karşıyız. Yani derenin bir ucunda prensipler, bir ucunda yüreğimiz. Çünkü acayip sevdim ben bu sergiyi, acayip sevdim!..
Şehir işte böyle sergilerle donansın habire.
Açılış gecesi -hava limonata yine- yaşanan o coşkuyu, tatlılığı, eğlenceliliği -anlatamam.
Hop: tepende bisikletler bir baştan öbürüne katediyorlar gökyüzünü. Arhan Kayar'ın bisikletleri. Bir apartmanın duvarına, terk edilmiş ayakkabılar tırmanıyor.
Halil Altındere, Türk polisinin müthiş sanartsal icadını uygulamış; kurşunlarla SENİ SEVİYORUM yazmış, karakolun önündeki fotoğrafında suçlu suçlu dikiliyor.
KANATLAR diye kurşun/metal üç bank yapmış birisi. Ben böyle güzel bank görmedim.
Tüm metalliklerine karşın havalanacak gibi duruyorlar. Onlar diyelim orda kalamaz mı?
Bağımsız Fason Hareketi'nin penguenleri. Cadde adacağını kaplamışlar. 10-15 tanesi zaman içinde yürütülmüş. Çok da haklı bu sanat hırsızları. Zira penguenler o kadar şahaneler ki. İnsanın içinden derhal kapıp götürmek geliyor onları.
Bu his diyelim, ordan o şahane penguenleri çalıp evine götürme hissi: Bu anındalık, bu neşe, bu iştah, bu çocukça/inatla beğenme, bağlanma arzusu; sanatın vermesi gereken tam da böylesi hisler değil mi?
Derin ve Aziz Sarıyer'in kırmızı kumaş kaplı ağaçları, Maçka Üniversitesi'ne giden yol; hiçbir zaman bu kadar güzel olmadıydı.
Tüm o düşülesi noktalarda KENDİ DÜŞEN AĞLAMAZ yazıları Canan Tolon'un. Nasıl da Türklükçe/Türkçe bir laf. Türkler habire düşmek ve üstüne üstlük şikâyetlenmemek/ağlamamak zorundalar. Zira ağlasalar da faydası olmaz. Recai Aynan'ın Balıklar İçin Üst Geçidi mesela, sonsuza dek orada kalamaz mı? Geceleri ışıklandırılamaz mı? Şehirli balıklar orda habire bir aşağı, bir yukarı parter/leopar/yılan/dalmaçyalı giysileri içinde dolanamaz mı?
Sonra Reassürans'ın girişindeki devasa örümcek. Kamusal olanı yoldan ayıran. Kapıdan girme! örümceği. Benim en sevdiğim iş. Fuat Şahinler'in işi diyelim, galvanizden filan döktürülüp orda sonsuza dek bırakılamaz mı? Ya da her mevsim değişen iplerden?
Demet Yoruç'un billboard'ları çoğaltılamaz mı? Şirin İskit'in maskeleri dağıtılamaz mı?
Tüm bu işleri/sanatçı isimlerini filan bir listeye bakmadan yazıyorum. Şu anda aklıma düşmeyen bir sürü heyecan verici iş var. Ayşe Erkmen'in bir köşebaşında elime tutuşturulan mozaik fotoğraf dilimi mesela.
Camiye giderken tam orada asılı duran 'kuşüzümü salkımı' (ben öyle tasvirliyorum) sonra. Öylesine şahane bir sergiydi -ki.
Di'li geçmiş zamanım çok yakında gerçekleşecek. Daha üç gününüz var. Gezmediyseniz, koşa koşa gidin; fıldır fıldır gezin.
Bu şehrin böyle sürprizlere nasıl da ihtiyacı var. Böyle bir şenlik yaratılınca, insan nasıl da neşeleniyor. Eh ellerine, kollarına, kafana sağlık Fulya Erdemci. En kısa zamanda görüşmek dileğiyle. Burda kesiyorum.