Nuray Mert'e (onun anlayacağı kadar) Açık Cevap

Evet! 29 Temmuz tarihli 'Bana oğlumun üniformasını verin' yazımda bulunan: "Vicdani reddi savunduğumda (her yazıma bulaşmayı vazife bilen) 1 Adet Israrlı Beton...

Evet! 29 Temmuz tarihli 'Bana oğlumun üniformasını verin' yazımda bulunan: "Vicdani reddi savunduğumda (her yazıma bulaşmayı vazife bilen) 1 Adet Israrlı Beton profesyonel ordunun sakıncalarını sayıp dökmüştü. Amatörler de şartmış ölmeye gitmeye. Fena bilginatör ya. Okumadığı kitap, üstüne yazmadığı köşe mevzuu kalmamış. Onun için 3 köşesinin 2'sinde 'Daha önce de yaza geldiğimiz gibi'. Ya yeri yetmez söyleyeceklerini söylemeye ya da daha önce bellemiştir konunun üstüne." paragrafı-
Ve de 31 Temmuz tarihli 'Bülent Ersoy'un gerçekçilik yerleştirme sınavı' yazımda bulunan: "Siyaseten doğruculuk, siyaset bilimi okumakla (ve okuduklarının yüzde seksenini üstünden başından dökmekle) olmuyor; vicdan, beyin, hakkaniyet duygusu, merhamet ve zekânın karışımıyla-
Yani nasıl bir kimya ya da simya söz konusuysa artık, bazı insanlarda oluyor.
Bazıları da ne kadar 'En İngiltere'ye ben gittim, en çok okumayı, televizyona Pişekâr olarak çıkmayı ben yaptım' yapsalar da- Vermeyince Mabut misali, ilk Demokrasi Sınavı'nda (memleketin postallanması filan) titiz (ve duruzekâlı) örgü çalışmaları, anında çorapsöküğü oluyor, oluveriyor." paragrafları TAMAMIYLA Nuray Mert'i hedef almaktadır ve kendisi ilk yazımızdaki 'geçirmeyi' algılayamamış (ya da öyle tercih etmiş) olsa da, ikinci yazımızdaki şahsını harikulâde 1 berraklıkla tasvir eyleyen cümlemizin, bam tellerini titretmesi üstüne olsa gerek, 2 Ağustos tarihli, 'Perihan Mağden'e açık cevap' isimli patetik mi içeriksiz, içleracısı mı, havlamaktanısıramaz yazısını kaleme almıştır.
Nelerden yoksun olduğunu sayıp döken cümlemizi de, bize aynen o yazıcığında iade etmiştir. İnsan ilkokul birden başlayarak, bahçede bir çocuk kendisine 'Dörtgöz!' demiş ise, doğru olanın 'Sensin dörtgöz!' demek olmadığını, cevaben KENDİ öz lafını bulması gerektiğini bilir, değil mi?
Ama Mert'in meselesi TAM DA BU! 'Topicless' sıfatını hak edecek bir mevzusuzlukta, (sözümona 'antiglobalist') global sailing yapıyor olması bir yana yandançarklısıyla, sağa sola sataşarak polemiğini taştan (el âlemden) çıkartmak istiyor ki, DikkatUcubesi ruhu bir an olsun 'Al sana dikkat! Al sana!'lanarak muazzep olmaktan azade olsun. Kendisinde NELER NELER BULUNMADIĞININ listesiyle, pardon cümlesiyle, bana cevap fışkırttığı hezeyanı bir yana-
Peki kardeşim, madem 'kulaktan dolma bilgilerle siyaset yorumu' yapıp 'perişan oluyoruz', otur aslanlar gibi yaz ellleştirmelerini- değil mi ama?
Mert çok 'doçent', çok 'kariyersan' ve de 'allame-i cihan' sanrısını oturttuğunu varsaysa gerek, 1 'Yeriniz mi dar yoksa yeniniz mi dar?' çizgisine taktı ki bu kadar olur köşesinde. Habire mevzu(lar) üstüne daha önce yazdığı nice nice nice yazısını referans verir durur, durur verir; ya da bu çok derin mevzulara girmeye minnacık köşelerde (bi akademisyen olarak) içi 2 türlü elverememektedir.
Köşe yazarlığı sarih ve kısa modellerde KENDİ görüşlerini aktarma 'ticareti' olduğuna göre, otur temiz temiz Tiran Akademisi'nde; bu 'çaplı' görüşlerinden kitap olarak fayidelenelim öyleyse- değil mi ama? Bu denli köşeciliğin fevkinde bir 'global sailing' şahsiyetlemesi olduğuna göre- Yazamayan. Edemeyen.
Zira kadınların böylesine negatif ayrımcılığa uğradığı bir ülkede, kadın kotasına karşı çıkmak (diyelim Mert'in cansiperane yaptığı üzre) bence antibiyotiğe karşı çıkmak kadar abes bir 'bokuyla muhalif olmak' gayretidir. Pozitif ayrımcılığı (yıllar yıllar önce) savunan yazımın sonunda kendisine 'erk-ek yalakası' dememden beri, tamamıyla yazılarıma takık vaziyettedir ve 'BİRİLERİNİN dediği gibi' vari 'geçirmelerle' (Halep ordaysa, internet arşivi burda) en azından bana 20-25 kez inceden ya da kalından 'geçirmiş' vaziyettedir.
Misal: 26 Temmuz tarihli 'Köşk, mevki, makam ve vicdan' başlıklı N. Mert yazısında yer alan: "Demokratlık adına, bugün Gül'ün cumhurbaşkanlığını destekleyen kalemlerden bir kısmı, daha düne kadar başörtüsü sorununu tamamen unutmuştu. Birisi 'AKP iktidardayken, başörtüsü konusunda parmağımı kıpırdatmam' diyordu. Makam, mevki sahiplerinin haklarını savunmak her zaman cazip ve kolaydır, ama adil olan isimsiz hak mağdurlarına sahip çıkmaktır-" lafazanlığındaki BİRİSİ bendenizim mesela.
Hakikaten arşive girip taramaya üşeniyorum, sizler için de çok çok sıkıcı olur; isim/cisim vermeden bana 'geçirmeleri' bir yana spasmodik aralıklarla, çarpıtıp beni Hak Sahiplerinin Cazibesine Kapılan Kişi, kendisini ise Hak Mağdurlarına Sahip Çıkan Dişi olarak lanse etme fırsatını yakaladığını zannettiği 3 Nisan tarihli 'Türban ve iktidar', 1 Nisan tarihli 'Türban da takmam bıyık da' yazılarımı, hiç cevaplamadıysa 6 kez 'cevapladı' bile.
Hatta Radikal İki'ye bir yazı gönderen ve 'feminist' yazısı boyunca tamamıyla benim söz konusu yazılardaki fikirlerimi (pek tabii ki benim ismimi 1 kez dahi geçirmeden) 'savunarak' N. Mert'e yetiştirme gayretkeşliğine girişen Handan Koç'a yazdığı 'cevap' yazısında, ismimi DE verme gönlübolluğunu gösterdi bile. (24 Nisan tarihli 'Kadın ve siyasete devam' başlıklı yazısı.)
Ama Yenişemeyen Pehlivan misali, maalesef N. Mert, cevap vermeye yazılarıma doymuyor, doyamıyor.
Ve verdiği cevaplar bütünüyle karşısındakinin görüşlerine 'takık muhaliflik' yapmaya yönelik derivatiflerden oluştuğu için de, Talking Heads'in 'You are talking all the time/But you don't say anything' lezzetinden (yani: lezzetsizliğinden) öteye itilemiyor.
Her 2 yazım da kendi içinde tamamına erdirilmiş yazılar olduğundan, N. Mert yazılarıyla insanda cevap verme arzusundan ziyade, mütemadi cızırdamalarıyla 'Sivrisinek Saz' hissiyatı yarattığından- BİRİSİ'ledik sonunda yani 'Ve dahi duralar!' deyip kendisini.
Bu nedenlerle de (BANA!) bu bütün yazıyı kaleme aldırtmış, (artı: internet sitelerine, Hürriyet sayfalarına düşürmüş) olmasındaki azmini, kendisine takdim etmeden edemiyorum.
Ve fakat N. Mert'in yazısının kreşendosunu beldenaşağı/beyindenari son bölümü oluşturuyor ki, benimle ilgili 1 şehir efsanesine dayanarak karşılıkverme histerisiyle yumurtlandırdığı 'Tutmasınlar beni/Döverim ulan seni' heyheylenmeleriyle bu hanımın, devam edeceğim.
Pazar Konusu: 'Kadın Döven Kadınlar' yani.