Özrü kabahatinden...

Müthiş Siyasetçi Aday Adayı Nil Demirkazık, vesile bu ya, bir basınlama toplantısı düzenlemiş.</br>&quot;AKP'de siyaset yapmayı seçerek tarihi bir misyon yüklendim. Bilinçli bir katkım olmayan haberler, beni ve AKP camiasını üzmüştür&quot; diye ciddi ciddi beyanatta bulunmalar.

Müthiş Siyasetçi Aday Adayı Nil Demirkazık, vesile bu ya, bir basınlama toplantısı düzenlemiş.
"AKP'de siyaset yapmayı seçerek tarihi bir misyon yüklendim. Bilinçli bir katkım olmayan haberler, beni ve AKP camiasını üzmüştür" diye ciddi ciddi beyanatta bulunmalar. Maksat olay olsun. Olay!
AKP camiası? AKP camiası, kadın ağzına onların ismini her aldığında, tüyleri diken diken masaların altına saklanmak istiyordur; o ayrı.
Hani kedilerin şöyle bir özelliği vardır: Bir salon dolusu insan içinde kedilerden en tırsan, en rahatsız olan kişiyi bulup onun kucağına tırmanır tor torrr torlayarak, o en kedi sevmez/istemezin kendini sevmesini talep ederler ya.
O resepsiyona nasıl sızma zeytinyağı gibi damladığı da, merak konusuydu. Ona da saçıklık getirmiş. Meğer Ömer İzgi'nin eşi Aysel hanım DSİ'de daire başkanı olan Nil hanımın bir arkadaşına davetiye yollamış. O da işte arkadaşının aşkıyla, pardon davetiyesiyle, şenlendirmiş/neşelendirmiş âli devletimizin resepsiyonunu.
Kamer Genç'e de yok öyle dememişmiş de, yok böyle dememişmiş de. Yani su tükürse yarıyor Nil hanıma. Mühim olan medyanın gözünün önünde olsun, gazetelere/televizyonlara sürtünsün.
Bir de yurt topraklarımızda böyle yaygın bir insan tipi vardır: Özrü Kabahatinden Büyükler Kabilesi.
Dörtte üç kedi bilinci, dörtte bir bilinçsizlikle; öyle şeyler yapar, öyle şeyler söyler, işleri yazmak çizmekse hakkınızda öyle şeyler yazarlar ki... Tamam diyelim, adinin tekisin. Adilik yapmadan, onun bunun mahremiyetini ihlal etmeden duramıyorsun.
Diyelim röportaj vermek; tam anlamıyla karşılıklı güvene dayanan, sessiz bir kontrattır. Röportajda söylenen şeylerin büyük bir çoğunluğu kesilip budanır, çöpü boylar.
O ayıklama esnasında, bir nevi korumacılıkla davranırsın. Sakınırsın.
Hem karşındakini incitmek istemezsin yaptığın röportajla; hem de onu satmanın anı kurtaran kazancını üstüne bulaştırmak.
Ama bazı öyle karakter deformasyonu ürünü şahsiyetler vardır ki, her röportajlarında bir olay patlatmak, karşısındaki insan PAHASINA mutlaka, bir gıcıklık, bir ihlal, bir adilik yapmak isterler. Yaparlar da.
Bununla yetinseler o da iyi.
Sonra gelsin özür dilemeler, gitsin kendini yerden yere atarak nedamet getirmeler.
Bir de sürekli okurun önünde nedamet getirip, 'İyi halt ettim/Ama ben buyum/Ama çok mu haksızdım/Beni hala seviyor musun'cular var ki, onlar dehşetengizler.
Hakikaten.
Dur durak bilmezler.
Bu sahte nedamet krizleriyle de, hem yazı ve mevzu çıkarmış olurlar -Sonra da "Haydi bana duygu ve düşüncelerinizi yazın. İnteraktifleşerek benim halt etmelerimi daha daha da uzatalım. Röportaj yaptığım insanı daha da/daha da rahatsız edelim" krizleri.
Böylece 'gündemlerini' kurtarmalar.
Daima en başarılı/en sansasyonel/en biricik gazeteci kabul edilmeler böylece. Onu bunu satıp müşteki ederek. Bir nevi yara avcısı/vampiri gibi.
BÖÖÖÖĞH.
Çok yaygın bir stil yani özrün kabahatinden büyük olması.
Mesut Yılmaz mesela siyaset sahnemizden.
Özrü kabahatinden büyüklerin şahı.
Tansu Çiller. Özrü kabahatinden büyüklerin şahbazı.
Yani evinize gelen tesisatçı dahi, birtakım işlerin içine ettikten sonra, Özrü Kabahatinden Büyükler'den olduğunu gösterip daha da delirtebilir sizi.
Çok var bunlardan. Çooook.
Nil hanım/Nil hanım derken...
Hani Hürriyet gazetesinin manşetlere taşımaya doyamadığı Nil Leljegren miydi, neydi? İsveç Büyükelçisi'nin 'değerli Türk eşi' bir hanfendi vardı.
O da 'şapur şupur öptüm Refahlıları' tarzı beyanatlarıyla medya bağımlısı bir kompozisyon arz ediyordu.
Çok güzeldi. Cesur yürekti. Çok sarışın, çok volkandı. Resmi ideolojimizin burjuva kadını formunda cismanileşmiş haliydi.
Hatta fanatik laik/en gözü kara Kemalist/frapan Türk burjuva kadınının arsız temsilcisi olarak yürüttüğü 'değerli Avrupalı büyükelçi eşi' rolünün devamında, CHP'de politikaya atılacağına dair bize büyük ümitler vermişti.
Bu Nil isminde bir durumlar olsa gerek -Biiir.
İkincisi: O şahane Nil hanım nerde Alla'sen?
İsveç Büyükeçiliği'ndeki resepsiyonlardan başı örtülü hanımları kovarak filan 28 Şubat ruhunun ah ne güzel bir temsilcisi, bir adet Nil ablamızdın
-Nil Abla. Bu Nil bir uçta, sen öbür uçta -nasıl da sallanırdınız siyaset tahterevallimizde. Sinirlerimizin tam üstünde. Nerelerdesin ses ver, Esas Abla?