Parçalı bulutlu

Ben artık asosyal sayılmam. Antisosyal bile sayılmam. Dense dense 'dömi-sosyal' denilebilir bana...

Dağların tepesindeki yuvamdan McDonald's'a Big Mac Menü yemeye iniyordum ki (evet ben iki haftada bir Big Mac yiyince mutlu olan satılmış Amerikancılardanım) bir okurum durdurdu beni.
"N'olur taciz olarak görmeyin -ama" dedi.
Beni durduran, yanıma gelip konuşan yegâne okurlarımın hep böyle bir antre bölmesi oluyor.
"Hoşlanmıyorsunuz, biliyoruz ama"-
"Ben de Başak Burcu'yum, hemen gidiyorum, ama"-
"Siz hiç istemezsiniz, ama"-
Hep böyle bir huysuz ve münzevi yazara sunulan usulca ve nasıl da ölçülü giriş bölmeleri.
Hayır! Valla o kadar da değil. Benim okurlarımla sallandığım sevgi/nefret salıncağım, hani tamam ikircikli ve hatta üçürcüklü sayılabilir ama -
Yine de ben memnunum yanıma gelip konuşmanızdan yani. İçime iyi hisler doluveriyor işte.
Hele Bodrum'da caddede rastladığımız o üç genç kadın! Kızımla beni bulutların üstüne itiverdi. O kadar tatlıydılar, öylesine sevgi dolu, dolu dolu vs.
Hem ben artık asosyal sayılmam.
Antisosyal bile sayılmam.
Dense dense 'dömi-sosyal' denilebilir bana. İçtenlikle memnun oluyorum yanıma geldiğinizde yani. Gülümsemem yüreğimden yükseliyor.
Çok kötü zamanlarımda başımda bir kukuleta ve kafamda eflatun bir peruk olduğu için, tanımıyorsunuz zaten beni. Kocaman gözlüklerimle yanınızdan süzülüp gidiveriyorum.
Bu okurum Karaburun'a gidiyormuş iki gün sonra işte. Orda balıkçılık yapan bir dostu çok çok rica etmiş. O da Beşiktaş dairesinde uğradığım tüm dükkânlara haber salmış filan. Beni karşısında görünce:
"Kalbim temiz. Kalbim temizmiş," oldu.
Haber salmış olduğu dükkânların önünden geçerken gösterdi beni. "Bak ben buldum!" diye.
O tanıdık dükkân insanları, ben, beni yolda bulan okurum birbirimizi kucakladık, bir sevgi çemberi olduk. Her şey 'Perihan Kardeş' isimli sıcak keten helva dizisindeki kadar mükemmeldi.
Kabalcı'dan kitabımı aldık ve balıkçı ahbaba imzaladım sonra. Âdetim olduğu üzre en alta 'Üstelik: İstanbul' yazdım.
Böyle güzellikler örülebiliyor insanın kafasına ana şehrinde yani.
Menümü yerken gazete okudum.
Mesut Yılmaz 8 kilo vermiş. Verse de itici bir adam, alsa da. O kuru ifade, o ağız ağız. Bahçeli: "AB'nin samimi olmadığını hep söylemiştik" demiş. "Dilimizde tüy bitti"
DE diyebilirdi. Kurt tüyü.
Sonra aklıma Oktay Ekşi'nin pazar günkü "ANAP'ın Arto'su" yazısı geldi: Şahaneydi.
Son sıralarda mutedil bir ruh halinden ziyade, cini tepesinde yazıyor Oktay Ekşi. Valla, ne yalan söyleyeyim, beğeniyorum.
Manasız Çıkıntı Erkan Mumcu, iki-üç gönül dostuyla vatan-millet-Sakarya ve boru hatları uğruna AKP'ye geçti ya.
Yağlı baba tekkesi gibi oldu resmen AKP. (Revize ediyorum bu az biraz terbiyesiz atalardan sözümüzü.) Siyasi ikbalini düşünen tak tak -kapılarında bitiveriyor.
Onlar da plansızlığın, programsızlığın, sıfıra sıfırlığın bu denli rağbet görebiliyor olmasının su katılmamış coşkusuyla herkeslere kapılarını açıyorlar. 'Bize fark etmez' havasındalar yüzde yüz.
Zira anketlerde her dem birinci onlar.
ÖFKE'nin tüm ibreleri onları gösteriyor. Tayyip Erdoğan, su içse yarıyor.
Hakkında faş edilen tüm gerçekler, her ne hikmetse oy tabanlarında 'Alma mazlumun ahını' hissiyatıyla yankılanıyor. Onlar sansürlendikçe, itilip kakıldıkça, aleyhlerine deliller devşirildikçe 'kitleler' daha da özdeşleşip/aşinalaşıp kararlarında bileniyorlar.
Oysa bu topraklar ne mazlumlara neler neler çektirdi. En ezilmişi ihbar etmekten vazife çıkaran o tanım ötesi halklar, AKP'de muhalif bir vücut bulduklarını varsayıyor, varsayabiliyor işte.
Askeriye bu arada, hemen hiçbir mevzuda müdahil olmaktan vazgeçebilemediği için; Sezen Aksu'nun 'Türkiye Mozaiği' konserlerine tarih tercihi için/isim tercihi için/cisim tercihi için/tüm o Türk halkları koroları için, onun için, bunun için 'bozuldu'.
İçlerine de asla atamazlar bozulmalarını. Hemen başöğretmen üslubuyla, esasında bizim de bozulmuş olmamız gerektiğini bildirmeleri şarttır. Bildirdiler de nitekim.
Milletçe, tüm hissiyat ayarlarımızın askeriye tarafından yapılmasının zaruretine dair, hâlâ hiçbir itirazımızı toplu ve tok bir sesle dillendirebilmiş değiliz.
Buna karşılık askeriye, Türkiye'nin HERRR ŞEYİ olması gerektiğine dair sarsılmaz kanaatiyle, çok geniş bir kapının önünde dahi dev bir cüsseyle ve ısrarla dikilinirse, nasıl da dar bir aralık kalacağını, her ama, her fırsatta kanıtlıyor bir kere.