Patronların Zamanı

Şimdi başlığa bakıp &quot;Aa, ben çalışanım. Soğuk mezeciyim. Tuhafiyeciyim. Baronesim. Patron değilim, patron değilim!&quot; olma sakın (h)ey okur!</br>Burda 'Patronların' kelimesi yerine...

Şimdi başlığa bakıp "Aa, ben çalışanım. Soğuk mezeciyim. Tuhafiyeciyim. Baronesim. Patron değilim, patron değilim!" olma sakın (h)ey okur!
Burda 'Patronların' kelimesi yerine 'Erkeklerin' de koyabiliriz,
'Doğuluların' da, 'Bekomenin' de yani patron olamadın diye, oltanın ucundan kurtulduğunu sanma!
Ayrıca 'patron' ne demek ki? Netice itibarıyla 'U got to serve somebody' (Çeviri: Birinin Hizmetindesin İşte!)
Bi takım insanların 'zaman' anlayışına kılım.
Zaman anlayışsızlığına daha doğrusu. Zamanla oynama huylarına: zamanı eğip bükmelerine. Sonuç olarak üstünde (sinirlerinin üstünde) bi 'patronaj' elde elde etmelerine.
Sınıfla/mevkiyle cart curt alakalı değil. (Alakalı da.) Ama birileri sadece karşısındaki birileri bekliyor diye/beklemede diye, en kıçıkırık gücünü şaklatıp bi tahakküm kurabiliyor diğerinin üstünde.
Diyelim: Bekomen! Sevgili Arkadaşım'ın lafı bu. "Sana Bekomen çekmiş" der böyle biri beklete/sündüre/süründüre zamanla oynadığında.
Hani evdeki gerekli nane bozulur ve servisi ararsın. Sana illa billa
3 gün sonraya randevu verir. Sen ihtilaçlar ve ihtiyaçlar içinde kıvranarak (diyelim su ısıtıcın söz konusu) O GÜN'ün gelmesini beklersin.
Ve fakat Bekomen (ServisAdam) illa billa sana saat verememektedir. Saat vermek onların yaşamsal prensiplerine aykırıdır. Hatta ve hatta 'Öğleden sonra gelicem', '9 ila 1 arası sizdeyim' demek dahi onlar için dinden imandan çıkmak anlamına gelecektir. Hayır! İnatla TÜM GÜN beklemeni isteyecektir.
Ve O GÜN gelmeyecektir. Hadi sen yeni bi randevunun pençelerinde kıvran bakalım.
Tabii 'Sana Bekomen çekmiş'in aşki versiyonları büsbütün çekilmez/delirtici/kudurtucu ve cinai'dir. Ama aşki versiyonuna girmiyorum DAHİ.
En basit işşşş durumunda birisi '5 dakika sonra arıyorum' diyorsa benim sinirlerimin esneklik süresi 15 dakikadır. Ondan sonrası ciddi bir eziyettir.
Zira Batı saatine göre yaşıyoruz, hepimizin kolunda saatler, duvarlarında, cep telefonlarında, ekranlarında. Saatten geçilmiyoruz!
Yani öyle 'muğlak' bi şey değil ki zaman: Özellikle bir işin halledilmesi söz konusu olduğunda.
Diyelim Tayland'da plajdasınız. İlle de ejderha desenli pareo istiyorsunuz Pareocudan. (Sizi gidi sizi! Müşkülpesent serseri.)
"Ben yarın da plajdayım" dediğinizde pereocu sabah mı geçmiş yamacınızdan, öğlen mi, öğleden sonra mı o kadar mühim değil. Sonuç olarak söz konusu olan Plaj Zamanları.
Ama bu büyük şehrin ritmiyle/sıkıntısıyla iş-güç söz konusu olduğunda, zamanla oynamaya teşebbüs edenlerden nefreth ediyorum hakikaten.
Diyelim Kadınların Zaman Mefhumu'yla Erkeklerin Zaman Mefhumu çakışmaz. Harbiden. Çoğu zaman erkeklerin Hintliler gibi, ya da plajdaki pareocular gibi, ya da deve kervanı güden Bedeviler gibi- yani ayrı bir cins/ırk/millet/illet: Erkeklerin apayrı bir zaman kavramı olduğunu ve bu durumun kadınların cidden sinirlerinin düğmelerini sıkıştıran bir durum olduğunu-
Çileden çıkarır insanı erkekler zamanla oynama becerileriyle. "Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın." Kıvamı.
Tamam mehtap uyanmasın da, durum öyle 'romantik' filan bi durum olmayabiliyor. Yani bazen zamanla oynayanların, hadi yine Patronlar diyelim onlara, diğer 'normal' zamanlılara karşı bir üstünlük elde etmek uğruna bunu kasıtlı kasıtlı yaptıklarını-
SADİST olduklarını resmen bir nevi, farkında olsalar ya da olmasalar fark etmiyor; sonuç olarak hayatlarının bir kavşağında zamanla oynamanın çok matah bir şey olduğu bilgisini ele geçirmişler. Uzatarak, çekiştirerek, unutarak, ihmal ederek, yok sayarak, karıştırarak; böyle çeşit çeşit yöntemlerle-
Bi de Zamanın Patronları çok meşguldürler. Onlar aşırı meşguldürler arkadaş! Onun için 'En geç yarına kadar cevap veririm' dedikleri durumda, bir hafta-on gün kayıp kayıp gidiverir. Önlerinden, berilerinden. Saygısızların.
E, çok meşgul, çok dalgın, çok MÜHİM, çok çok mühim, senin cevabınla mı uğraşacak? (O cevap azami beş dakikasını alacak ve sana tonla zaman da kazandıracak olsa.)
Meşgul İnsanlar'dan da ağır kıl kapıyorum. Kimsenin iddialadığı kadar meşgul olması gerektiğine inanmıyorum zira.
Mutsuz/bahtsız/früstre (tatminsiz) hayatları yorganlamanın bir yöntemi meşguliyet.
Bi sürü gereksiz işle meşgul edip kendilerini, bi sürü konuşmayı uzatıp, geyiğin dibine vurdurup, bi sürü kapının ipini çekme zaruretini sokarak hayatlarına-
İlla billa çok meşgul olduklarına dair bir illüzyonla korumaya filan alıyorlar kendilerini. Hayatlarının ne berbath olduğunu vs. sorgulayacak vakitleri, dolayısıyla bir şeyleri değiştirecek/yerinden oynatacak; kalmamış oluyor böylece.
Onlar da 'içgüveysinden hallice' yaşamlarını hiçbir yüzleşmeye girişmeden sürdürebiliyorlar.
Tebrik ederiz.
Meşgul Mühim İnsan Miti'ni de yıktık mı? Yıktık! Geriye ne kalıyor? Şu peçeteye yazılmış tavsiyeler: Zamanla oynayanlarla oynamayın- biiir. Bekletenleri asla beklemeyin- ikiii. Bi randevu iptal ediliyorsa, yenisini kabul etmeyin. Hele buluşma saatini zırt pırt değiştirenlere asla taviz vermeyin. Kaderde yokmuş! vs. deyin. Sırf onlar mı mistik/Doğulu/zamanı iplememekte mahir yani?
Meşgul etmeyin kendinizi saçma sapan şeylerle. En sağlıklı insan meşgul olmayan, vakti olan, ne zaman neyi yapmak istiyorsa tam da onu yapan/yapabilen insandır.
İyi geceler Seattle! Her nerde yaşanıyor ve yaşatılıyorsan.
Dr. Frasier Crane.