Pervasız Türk polisi

Hazır gündem seçime kilitlenmişken, polisin yetkilerini artırmanın tam da zamanıydı.

'Aa! bak tavşan' denildi diye, gözlerimizi silindir şapkadan çıkacak tavşana dikmemizle birlikte, arkadan bir filin kaçırılarak paravanın arkasına gizlenmesi alışageldiğimiz Memleket Gerçekliği hallerindendir.
Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu'nda (PVSK) değişiklik Yapılmasına Dair 5681 sayılı yasa da tam böyle!
14 Haziran'da Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Aparrr toparrr.
Cümlemizin ilgisi seçimlere kilitlenmişti. 'Yangından Mal Kaçırır Gibi' (çok yaygın 1 Memleket Modeli) çıkarılan bu yasa; içeriğinden çıkarılış biçimine kadar bir sürü ciddi tepki ve eleştiriye maruz kaldı. Ama BU Modelin (Yangından Mal/ya da Hak Kaçırma Modelinin) tabiatı icabıdır: Bir kulağından girip öbür kulağından çıktı eleştiriler AK Parti hükümetinin. Aceleleri vardı; yasa çıkarıyorlardı ki Polisimiz'in yetkileri genişlesin. Çabucak.
Hazır gündem seçime kilitlenmişken, herkes seçimle yatıp seçimle kalkarken Türk Polisi'nin yetkilerini artırmanın (Türkiye vatandaşlarının hakları pahasına) tam zamanıydı.
Yasa oy çabukluğu marifet; eleştiriler, tepkiler kaale alınmadan çıkartıldı.
Şimdi işte PVSK'da yapılan değişikliklerin neden olabileceği olumsuzlar ve hak ihlalleri, beklenti/uyarı/eleştiri olmaktan çıkıp gerçeklik halini (teker teker) almaya başladı. Lar.
SANKİ Polisimiz'in eli kolu bağlıydı. Avrupa Birliği Normları perişan etmişti hepsini. SUÇla baş edemiyor, ne halt edeceklerini bilemiyorlardı.
Medyalama DA böyle bir algıda seçiciliğin üstüne körükle gitti: Nurtopu gibi bir yasamız, bu yasaya dayanarak pervasız yöntemlerine pervasızca dönen/balıklama dalan/'eli' yeniden rahatlayan polisimiz!
Gidişat iyi değildir.
Aynen 301 çıkmadan yapılan uyarıların tek, tek, tek doğru çıkması gibi.
Boğaziçi Üniversitesi'nde yaptırılmayan Ermeni Konferansı'nı, o esnada Cemil Çiçek'in laflarını hatırlayın.
301'in kaldırılmasına karşı çıkan Cemil Çiçek'in 'savunmalarını' hatırlayın.
Önce 301'den mahkûm edilen Hrant Dink'i, sonra da Trabzon'da kurtların/kuşların/istihbaratçıların/çoluğun çocuğun hep birlikte bildiği/planladığı cinayeti hatırlayın.
Polis için çalışan (ama polis için çalışıp çalışmadığını polisin dahi bilip/bilmediği) Erhan Tuncel'in 1 Polis ağbisiyle yapmış olduğu (Hrant Dink'in kaldırımdaki kanları taze ve sıcakken) can alıcı konuşmaları hatırlayın. Dün gazetelerde satır satır çözülen.
Polisimiz yeniden (ve temizinden) yapılandırılmadan, jandarmamız/ jandarma istihbaratımız/istihbaratımız gıcır gıcır süzgeçlerden geçirilip tertemiz hallere getirilmeden yetkilerinin artırılması, olacak iş değildir. Ateşle oynamaktır: ateşten gömlektir.
Ve de olmamıştır nitekim.
5681 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği günden itibaren Türkiye Cumhuriyeti'nde İŞKENCE ve KÖTÜ MUAMELE artmıştır. Bunu ben değil, sayılar söylüyor: Şikâyet başvuruları artmıştır. Ciddi oranda.
Son zamanlarda, basında sıkça yer aldığı üzre Güvenlik Güçlerinin (genişletilmiş 'yetkilerini' kullanarak) suç araştırması, kimlik sorma, gösterilere müdahale etme gibi icraatlarında/gerekçelerle gözaltına alınmalarda hatırı sayılır bir artış yaşanmıştır.
Güvenlik Görevlileri 'görevlerini' yapıp (arttırılmış) 'yetkilerini' kullanırken, gerek gözaltına alınma esnasında, gerek gözaltında: aşağılama, hakaret, ağır dayak, biber gazı sıkma, cinsel taciz, saç çekme, işkenceye tanıklık ettirme, işkenceye uğrama gibi 'uygulamalara', giderek daha çok sayıda insanımız maruz kalmaktadır.
PVSK'nın bazı maddelerinde değişiklik yapan 5681 sayılı Yasa (polisin aksi yöndeki iddialarına karşın) 'görev' ve 'yetki' kullanımını keyfiyete dönüştürücü, hak ihlallerini kolaylaştırıcı, hatta TEŞVİK EDİCİ rol oynamaktadır. Halep ordaysa son zamanlarda olan bitenlerin arşını burdadır.
"Aslında bu denli ağır sonuçlara yol açan 5681 sayılı Yasa'nın içeriği ve çıkarılış biçiminin yanı sıra, vahim sonuçlarına ve eleştirilere gösterilen duyarsızlık, şu günlerde yoğun tartışma konusu olan Anayasa'nın nasıl bir içeriğe sahip olacağının da göstergesidir. Başka bir ifadele; yapılanlar, yapılacak olanların bir ölçütü olmaktadır. İşkence ve kötü muamele, salt anayasa değişiklikleri ile çözülecek bir sorun değildir. Mevcut Anayasa'nın tüm yetersizliklerine karşın, 5681 sayılı Yasa gibi yasaları çıkarmamak; BM İşkenceye Karşı Sözleşme'nin Seçmeli Protokolü'nü onaylayarak resmi ya da gayriresmi her türlü gözaltı yerini, ulusal ve uluslararası mekanizmalar aracılığıyla ziyarete ve denetime açmak vb. önlemlerle BİLE işkence ve kötü muameleyi önlemek mümkün. Yeter ki, bunları yapabilecek inandırıcı bir istek ve kararlılığa sahip olunsun. Dolayısıyla böylesi bir istek ve kararlılığın bir göstergesi olarak 5681 sayılı Yasa'nın değiştirilmesi için yeni hükümeti ve TBMM'yi göreve çağırıyoruz.
Yavuz Önen
Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı"
(Son paragrafı alıntıladım:
Çok güzel yazılmış zira.)