Rahşan hanıma aşina olmak

AF'la ilgili de bu yapıldı. Akla </br>havsalaya sığmayacak bir 'Rahşan Bashing.'</br>Evet, medyacılığımızda sıkça 'Rahşan' diye çağrılıyor, manşetleniyor Rahşan Ecevit. Tansu Çiller de öyle;

AF'la ilgili de bu yapıldı. Akla
havsalaya sığmayacak bir 'Rahşan Bashing.'
Evet, medyacılığımızda sıkça 'Rahşan' diye çağrılıyor, manşetleniyor Rahşan Ecevit. Tansu Çiller de öyle; zamanında her birinin arzu objesiydi, onlara en aşina kadın tipi o zira, kıymetten düştüğünde 'Tansu'lanıveriyor. Bir de Recep Tayyip Erdoğan. Ondan da sıkça 'Tayyip' diye söz edildiğine tanık oluyoruz.
Siz hiç manşetlerde, haberlerde, orda burda Mesut Yılmaz'dan 'Mesut', Bülent Ecevit'ten 'Bülent', Kemal Derviş'ten 'Kemal' diye bahsedildiğine tanık oldunuz mu?
Herkesin isim ve soyadıyla ya da yalnızca soyadıyla anıldığı bu topraklarda, demek yalnızca küçümsemek/aşağılamak/istihzayla da dolu haddini bildirmek üzere uygulanan bir yöntem bu: Politikaya soyunmuş kadınlara ve Kemalist azgınları köpürten dincilere karşı.
Rahşan hanım, Bülent beyin hastalığının en kritik günlerinde öyle bir kadın düşmanlığı taarruzuna maruz bırakıldı ki... Medyalamacılığımızın misojinist tugayları, her taze güne yepyeni ve edepsizliği ayyuka varan saldırılarla başlamaktaydı. Rahşan hanım bir kere, evine, son zamanlarda siyaseten doğrucu 'yardımcı' sıfatıyla taçlandırılan hizmetçi/temizlikçi/ahçı/uşak/kölelerden sokmayı kabul etmiyordu. Yemekleri O yapıyor, telefonları
O açıyor, kocasının bakımını O üstleniyor, çayı
O demliyor, ikisiyle ilgili özel kararları -en fenası buydu işte- O alıyordu.
Rezaletti! Üst sınıftan bir kadın nasıl olur da her işe kendi koşturur, aylığı 200-300 milyondan birkaç ev kölesini bütün işlere koşmaz, kocasını kuru pasta ve çayla besleyeceğine kol böreği açtırtıp hünkârbeğendili/misafirli/şenlikli sofralar kurdurtmazdı?
Özellikle 'kuru pastalar'a sardırdılar da sardırdılar. 78 yaşındaki Başbakanımızın sağlık sorunlarının müsebbibi nerdeyse bu kuru pastalar haline geldi. Çayla yenilen tümmm o 'kuru' pastalar.
Ben Ecevit çiftinin bundan en az iki-iki buçuk yıl önce politika sahnelerimize veda etmesi taraftarıydım. Kendilerine mandalina bahçeleri içinde, elceğizlerimle bir taş ev inşa etmeyi önermişliğim vardır. (Girin: arşivden bakın.) Ecevit'in başbakanlığında Tantan+Türk ikilisince düzenlenen operasyonun vebali ve ölüm oruçlarındaki giden canların acısı, benim onları siyaseten sonsuza dek affedebilemeyecek olmama yeter de artar bile.
Ama misojinist basınlama tugayları tarafından bu yaşlı çifte yapılan muameleler, insani değildi. Dahası benim gibi hisseden bir sürü, bir sürü insanın yüreğini sızlattı. Ne Türklere, ne de kimseciklere yakışmaktaydı.
Rahşan Ecevit'in kız kardeşi beyaz kabarık saçları uzun etekleri ve ayağında çizmeleriyle kendini adadığı hayvan barınağından -nerdeyse- çıkıp onlara geldiğinde; düşmanlık, yabancılama, alışık olmadığını nefretle karşılama hisleri, tam anlamıyla tavan yaptı.
Evet bu köşe yazarları, bu basın mensupları, bu misojinist (kadın düşmanı) tugaylar Rahşan hanıma, kız kardeşine; böyle bakımsız, sosyal statüsünü bağırmayan, makyajsız, süssüz püzsüz, adanmış, bir nevi misyoner kadın tipine aşina değillerdi. Ve aşina olmadıkları bu figürler onlarda denetimsiz bir öfke ve nerdeyse kin yaratmaktaydı.
Rahşan Ecevit'in bej eteği, gömleği, kahverengi kemeri, çantası, dümdüz ayakkabılarına bakıp, ince telli düz saçlarına, boyasız, kemikli yüzüne bakıp içim sızlarken; bende yarattığı aşinalık hissini fotoğraflamadan edemedim. Rahşan hanım ve kız kardeşi anneme, annemin arkadaşlarına, benim etrafında büyüdüğüm kadın kabilesinin üyelerine benziyorlardı.
Ben eve 'yardımcı' sokmanın bir nevi travma nedeni olduğu bir evde büyütülmüştüm. Annem iki haftada bir kere filan rimel sürerdi, gümüş takılar takardı; ama kuaförsüzdü, makyajsızdı, saçlarını boyatmazdı. Bize hemen hemen hiç misafir çağrılmazdı. Ben bu 'tarz' kadınlara aşinaydım.
Benim cinimi tepeme çıkaran kadınlar; kat kat tayyörler, fondötenler, köleler, fiskos masaları, farbelalı örtüler, pırlantalar, altınlar, ince topuklu vahşi ayakkabılar içindeki bütün o sarıya boyanmış saçlı, kat kat gerdanlı, vicdandan ve her nevi empati hissinden muaf PASTA KADINLAR'dı. Tırmanıcı ve Tırmalayıcı yaratıklar.
Ben onların arasında, onlar tarafından, onların tavsiyeleri ve muhteşem kafalama taktikleriyle büyütülmemiştim. Görüntüleriyle dahi sinirden başımı döndürüyor, midemi bulandırıyorlardı. Ağızlarını açıp cevherlerini saçmaya başladıkları anda, korkuyla büzülüyordum.
Evet, onlar benim için YABANCI'ydı. Düşmandı. Gaddardı. Katlanılmazdı. Yaralayıcı ve zararlıydı. Müthiş bir ideoloji değirmeninin başında, nefret ettiğim 'değerlerini', 'görüşlerini' ve dahası 'yavrularını' öğütüyorlardı.
'Rahşan Karalama' kampanyalarının asli tugaylarının aşina oldukları kadın tiplerini: yani onların karılarını, kızlarını, sevgililerini, teyzelerini, arzu nesnelerini, annelerini şöyle bir gözümün önünden uçuru uçuruverdim. Sonra onları kötülük bulutlarındaki yerlerine koyverdim: Bugünlük bu kadar yeterdi.