Sabiha Gökçen günahı

1913yılında Bursa'da doğuyor Sabiha Gökçen. 'Dünyanın ilk kadın savaş pilotu ve ilk Türk kadın pilotudur'- ansiklopedideki giriş cümlesi böyle.

1913yılında Bursa'da doğuyor Sabiha Gökçen. 'Dünyanın ilk kadın savaş pilotu ve ilk Türk kadın pilotudur'- ansiklopedideki giriş cümlesi böyle. Düşünün! ne kadar etkileyici bir giriş.
Annesini ve babasını 'kaybeden' (Bursalı bir devlet memuru olarak veriliyor da babasının ismi) Gökçen, ağbisi tarafından büyütülüyor. 1925'te Bursa'ya gelen Mustafa Kemal'e ulaşıyor ve okumak istediğini anlatıyor.
12 yaşında bir kızın, Ata'nın huzuruna çıkıp evlerinin yakınında kalıyor diye, bunları söyleyebilmesi çok etkileyici tabii ki. Sabiha Gökçen; belli ki şahsiyetli, özel bir çocuk. Kaderini belirleyebiliyor o küçük yaşında.
Atatürk'ün en başarılı (ve tek başarılı) proje çocuğu! Onun isteği üzerine savaş pilotu eğitimi alıyor. Önce Rusya'da, sonra da Eskişehir Uçuş Okulu'nda.
1937'de Tunceli 'Harekâtında' Kürtleri bombalayarak 'dünyanın ilk kadın savaş pilotu' oluyor. (Kürtler'le Ermeniler'in girift kaderine dikkâtinizi çekmeden edemeyeceğim.)
1938'de 5 gün süren bir Balkan Turu gerçekleştiriyor. Yugoslavya Genelkurmay Başkanı tarafından 'Beyaz Kartal' nişanı takılıyor kendisine.
Bu etkileyici ve mühim kadın, 83 yaşında son uçuşunu yapıyor 1996'da. Bir Falcon 2000'le, Daniel Acton eşliğinde.
Aynı yıl Amerikan Hava Kurmay Okulu'nun Kartallar Toplantısı'nın onur konuğu oluyor. Dünya tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri seçiliyor. Bu ödüle layık görülen İLK ve TEK KADIN HAVACI.
88 yaşında şahane ömrünü tamamlıyor Sabiha hanım. Cebeci Şehitliği'ne gömülüyor.
Bu başarılı hayatın seceresi; kuşkusuz okurken insanın tüylerini dikenleştiriyor, göğsünü kabartıyor. Sabiha Gökçen kuşkusuz Atatürk'ün evlat edindiği çocuklar içinde en başarılısı, en şahsiyetlisi, en yüksek profillisi ve hatta TEK yüksek profillisi.
Küçük Ülkü'yle birlikte, en çok ikisinin tanındığı malum. Ama Küçük Ülkü'nün büyüyüp Ülkü Adatepe'ye dönüşünce, bir nevi İkinci Semra Özal olarak ortalıkta dolandığı da.
Ülkü Adatepe'yi yürüttüğü sosyeteleme hayatına devletin bağladığı maaş yetmeyip de, pek haklı bulduğu bir zammı istediğinde duyduk en son, diyelim.
Bir de bir davet vermişti: Cumhuriyet Bayramı için mi neydi- Payetlerden pullardan işlenmiş bir baştan öbür ayağa Türk bayrağı desenli feci rüküş bir kıyafetle konuklarını Bilmemne Sahte Konağı'nda kapıda karşılamıştı. Konuklar da Can Tanrıyar, Petek Dinçöz gibi Cumhuriyetimiz'in değerine değer katan pek ç.ü.k'lerdi. (Çok Ünlü Kişi)
Kuşkusuz Ülkü hanımın daha pek minicikken Atasını kaybetmesi de önemli bir etkendir, böyle benim indimde ciddi bir 'failure' olmasında. Yani Atatürk'ün onu şekillendirmeyi imkânı/vakti olmamıştı.
Diğer yandan kendini hali hazırda şekillendirmiş bir kız çocuğu olarak 12 yaşındaki Sabiha'nın, Ata'nın karşısına dikilmesi, 'Ağaç baştan bellidir' tarzı bir laf yaratıklandırıyor insana.
Daha sonra hangi tarihi gerçekle yüz yüze geliyoruz? Atatürk'ün Manevi Evlatlarından en değerlesinin, en mühiminin, dünya çapında olanın Ermeni olduğu gerçeğiyle!
Bunu ilk olarak Pars Tuğlacı ortaya atıyor. Epey zaman önce. Atmak ve kaçmakla kalmıyor: ispatlıyor da. Duymamazlıktan geliniyor. Tarihimizle ilgili pek çok hakikatte yapmamız gerektiği üzre.
Sonra işte Hrant Dink'in AGOSunda belgeler/bilgiler yayımlanıyor. Bir sürü, bir sürü kanıt var: Sabiha Gökçen Ermeni!
Ben şahsen iftihar ederim, gözlerim dolar sevgiden ve hürmetten: hem onca çocuğu evlat edindiği için Atatürk, hem de bir Ermeni kızı da evlat edindiği, üstüne titrediği, onu özenle ve bu kadar iddialı bir kimlikle yetiştirdiği, yetiştirebildiği için.
Benim indimde Atatürk'ü olduğundan da kıymetli yapacak bu hakikat, motorlarının yağını ve gazını zımni ırkçılıktan/yabancı düşmanlığından/azınlıklarımızı ötekileştirmekten alanlar için, hadi geçen gün buluşturduğumuz deyime sığınalım: ÇIKAR ATATÜRKÇÜLERİ için tahammül fersa olabilir/olabiliyor. Zira onların Statüleri, kör değneği beller gibi belledikleri reçetelerin çok miligramik denklemlerine/karışımlarına/içeriklerine bağlı. Bağımlı.
Böylece Hrant Dink, Kemalist Derin Tugaylar'ın çok önemsenmesinin şart olduğuna inandığı bir TABU'yu daha yıkıyor mu gözlerimizin önünde, içi çürümüş çınarlar gibi?
Vay sen misin Ermeni/muhalif/çok gürültücü halinle Atatürk'ün en has evladına, en başarılı evlatlığına ERMENİ diyen?
Diyelim Sabiha Gökçen adına havaalanı var bu memlekette! O denli mühim bir Ata'dan Yadigâr figür Sabiha Gökçen. Yerine koyabileceğimiz ikinci bir başarılı manevi evlat yok! Ülkü Adatepe'nin performansı malum. Ortalıkta.
Birinin 'Daire Başkanı' olduğu rivayet edilen iki MİT mensubunun, Vali Yardımcısı Erol Güngör'ün odasında Hrant Dink'e gözdağı vermesini hatırlayın şimdi başa dönerek.
Hrant Dink'in bu uyarı ambalajına (sözümona) sarılmış tehditlerden ne denli tedirgin olduğunu (Bir Güvercin Tedirginliği), ne kadar ürktüğünü hatırlayın.
Oysa Valilik, Dink'in Mahkemesi'ne MİT mensuplarının ismini açıklamaya gerek duymuyor. Uyarmışlar, Devlet memuru olarak vazifelerini yapmışlar. Ne var yani?
Vali Yardımcısı Erol Güngör başka bir ilimize tayin olmuş vaziyette. Onunla ilgili soruşturma başlatmaya da gerek duyulmuyor.
Ama Celalettin Cerrah ve Ramazan Akyürek'le ilgili soruşturma başlatmaya DA gerek duyulmadığına göre.
Yani: Sınırsız Sorumsuzlar ne soruşturulacaklar ne de ceza görecekler.
Dink ise 'cezasını' 2 Kemalist Tabu'yu gidip elleyerek de 'hak etti' anlaşılan.
Esasında BUNLARIN kafasının nasıl çalıştığını anlamak, benim Batılı Eğitim Sistemi'yle zehirlenmiş kafamın 'zannettiği' kadar pek tabii ki basit de değildir.
Ama Atatürk'ün "Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, MECZUPLAR memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır," diye harikulade bir lafı var, mesela.
Ben burdaki MECZUPLAR kelimesiyle kanallarından abuk sabuk saydıranları, büyük miting kürsülerinden saçma salak konuşanları, milleti dolduruşa getirip bu toprakların en has evlatlarını temizletenleri, bu cinayeti işleten yapılanmayı koruyup/kollayıp/kutsal görenleri anlıyorum, diyelim.
Siz ne anlıyorsunuz peki, bilemeyeceğim.
Herkesin anladığı kendine- Bunu anlıyorum.