Sarmaşık gülleri

Az önce Yeni Dünya'daki kızımla konuştum. Telefonda.</br>Burda, yeri gelmişken, telefonu icat eden Graham Bell'e teşekkürlerimi iletmek isterim.

Az önce Yeni Dünya'daki kızımla konuştum. Telefonda.
Burda, yeri gelmişken, telefonu icat eden Graham Bell'e teşekkürlerimi iletmek isterim.
Yoksa o teleskopu mu bulmuştu?
'Biz Evleniyoruz' evine dışarıdan telefonla bağlanan, ağırlıklı olarak kadın halkımız, erkek yarışmacılara böylesine müstesna kişilikler oldukları için teşekkür ediyorlar.
Yemin ederim.
Sonra da, "Aslında o seni hakkaten seviyor. Çok iyi bir kız. Gülcan hep
aranızı bozmaya çalışıyor. Caner oğlum sen bunlara kanma. Biz sizi Tülin'le çok yakıştırıyoruz," minvali üstünde kayıp giden akıl/fikir vermece, nasihatlemece ve sevip saymaca konuşmaları.
Bazen içimden bağlanıp 'görüşlerimi' dile getirmek dahi geçmiyor değil.
'Popüler Kültürün Dibine Vurma Hadisesi' de diyebilirsiniz.
Yarın köpeğimiz bile 1 haftalığına evi terk ediyor. (Dubai'ye-wuhaaaghahaaaa!)
Benim kendime kanaviçe tarzı bir uğraş bulmam lazım. Ama haddinden fazla yeteneksiz bir çift elim var.
Kızım oysa, Büyükannesi'nin evine varır varmaz, örgüsüne başlamış. Pembe yününün içine turuncular filan da karıştırmışlar, 'Böyle renk renk bir yünü olmuş.'
Ve fakat örerken örerken bakmış ki, sonu yuvarlak olmuş. Sayıyı şaşırarak galiba. Şimdi böyle yuvarlak yuvarlak biten bir atkı örüyormuş.
Ben vizyoner bir insan olmadığım için çıkaramadım kastedilen modeli. Getirince görürüm artık.
"A! öyle yuvarlak yuvarlak ve rengârenk -çok hoş oluyor belli ki," diye destekledim ancak.
Zira örgü örmeyi bilen herkese saygı, hürmet ve destekte kusur etmem. Beni
her şeyle ilgili suçlayabilirler, ama bu mevzuyla ASLA
Bakın:
İlkokuldan beri bu konuda, tertemiz bir sicil. (İnternet manyaklarıma sesleniyorum.)
Bir arkadaşım aradı, bayram tatili için Sri Lanka'ya gidiyorlarmış.
'Zenginlik başa bela' -dedim.
Ben artık böğürdüm hakikaten milletin gezip tozma hadisesinden.
O seyahat eklerinde, herkeslerin ne kadar da seyahat düşkünü olduğunu okurken 1 NAUSEA kaplıyor artık içimi.
Geçenlerde 1 Dost'la indirimdeki mağaza kasası kuyruğunda beklerken de: 'Nausea! Nausea!' dememle birlikte, 'Sıkıldım, yoruldum, tiksindim desen olmaz. İlla da Sartre' riyen bir hava estiricen'i yapıştırdı.
Ahbapça azarlama tonuyla tabii ki.
Sonra da alt kattaki kahvecide bulduğum boş masayı, nerde kaldı telaşıyla onu aramaya kalkmamla birlikte, kaptırdık.
Hayat 1 yarış neresinden tutsan.
'Ünlü Çocukları' demişken, ünlü çocuklarının en absolut (votka markası) loser'larından (ve maalesef 'beautiful loser' da diyemeyeceğim) Seren Serengil, dün evlenemediği Cengiz İmren'le bugün evleniyor, ya da evlendi bile ben bu zırvaları kalemlerken.
F Tipi'nde. Acayip her şey yani.
Star'daki 'Deli Açması' programında, habire, "Kendi kalitemden olmayan adamlarla birlikte olursam 1 daha, beni affetmeyin değerli izleyicilerim" deyip durmaktaydı.
Kimsenin onun ne haltlar karıştırdığına dair en ufak bir kaygısı filan yoktu gerçi. Ama o işte, hep şöhret halüsinasyonlarıyla bir nevi şöhreti de yakalamış bir Ortaya Karışık Şizo olarak: 'Size en güzel eserlerimi borçluyum. Size KENDİM kalitesinde adamlar borçluyum. Size şunu borçluyum. Size bunu borçluyum'- demelere doyamamaktaydı obezzler gibi.
Ortaokul mezunu bir kızcaaaz olarak, 'kalitesiyle' araba markalarını mı,
ayakkabı numarasını mı, estetik operasyon sayısını mı -ne? ne? ne? kastettiğini bir türlü anlayamamıştık. Bizler de. Karanlıklarda çırpınmaktaydık.
Neyse şimdi, bir zamanlar 'elleriyle kebap yemek' ağır suçlamasıyla itham ettiği sevgilisiyle Dünya Evi'ne giriyor. Girdi bile.
Bu kelimenin enteresanlığını da fark etmemiştim şimdiye kadar: Dünya Evi.
Bekâr olma haline de (hani Savaş Aycık Hali) Ahret Oteli diyebiliriz, mesela.
Örgü örmeyi bilseydim işte, köpekçiğimizin son zamanlarda haddinden fazla döktüğü tüyleri eğirip 'Köpek Kazakları by PM' koleksiyonumu başlatabilirdim, diyelim.
Geçimimi temin etmek için bu fevkalade hoptürtlürks yazıyı kaleme almayacaktım o zaman yani.
Kaderin Işığı! Yolunuzu bulsun.