Seçime doğru

İşte paldır küldür gidiyoruz seçime. Az kaldı, şunun şurasında birkaç gün kaldı.</br>'Neresi paldır küldür' diyebilirsiniz örneğin. Ya da 'Milletin iradesine başvurmanın o dayanılmaz hafifliği.' Beğenemedin mi?

İşte paldır küldür gidiyoruz seçime. Az kaldı, şunun şurasında birkaç gün kaldı.
'Neresi paldır küldür' diyebilirsiniz örneğin. Ya da 'Milletin iradesine başvurmanın o dayanılmaz hafifliği.' Beğenemedin mi?
Bende de habire size laf söyletme hastalığı çıktı. Benim tersimden bir laf söyleyin, ben size laf yetiştireyim: Böyle bir Karagözüm/Hacivatım durumları.
Ya da düpedüz huysuz bir alter ego'yla köşe topraklarında, sanki dışarıdan birileriymiş gibi, didişmece. Ne bileyim işte çok sakat bir yanı var bu seçimlerin.
Bir kere Genç Parti var.
Niye kurulmuş ki Cem Uzan'ın bu partisi?
Milletin iradesinin eseri mi? Zenginlik kaynakları çook şaibeli bir zenginin ve onun parayla tuttuğu reklamcısının mı marifeti?
Ben inanmıyorum Genç Parti'nin barajı aşacağına. Ama diyelim aştı barajı ve Meclis'e damladı.
Cem Uzan yani.
'Dokunulmazlıkların kaldırılmasından' yanaymış. Kendine dokunulmazlık edinsin diye nerdeyse, o kocaman balonu, pardon partiyi üfürmedi mi ki? Tüm o ucu bucağı olmayan, her türlü akıl ve izan ötesi vaatler, istikrarla giyilen beyaz gömlekler, Dağ Başını Duman Almış'lar -niye ki?
Cem Uzan'a oy veren varoş insanları. Özellikle onu gıcır gıcır, yakışıklı ve 'güvenilir' bulan kadınlar. Alt orta sınıf kadınları.
Bunca yıldır sistematik olarak iradesizleştirilmiş bir milletin iradesine 'başvururken' aslında neyi ölçüyoruz? Tepkilerinin şiddetini mi? Kin ve intikam duygularının derinliğini mi? İrrasyonalitenin yaygınlığını mı? Korkutulmuşluğun neticelerini mi? Düşünce özürlülüğün oranını mı?
Bütün bunları da, ölçüyoruz bu seçimde. Ve çıkacak sonuçların gözümü korkutmadığını söylersem, doğru olmaz doğrusu.
Sonra bir sürü, bir sürü parti var. Bir mülakatta 'Sabah erken kalkan parti kuruyor,' demiş Ufuk Söylemez.
Hakikaten diyelim Sadettin Tantan'ın Yurt Partisi. "Şahane biriyim. Özüm sözüm/sağım solum bir. Kimse benim kadar temiz ve güvenilir olamaz. İcraatlarım müthiş. Gelmiş geçmiş tüm polislerin en polisi benim. Diyelim Hayata Dönüş Operasyonu: BENİM ESERİM" diye filan düşünmüş olmalı Tantan.
Tüm o müthiş eserlemelerini unutmamız ihtimali içine sinmemiş olmalı. Unutmadık oysa!
Mehmet Ağar gibi bağımsız milletvekilliği peki. Diyelim öyle Tek Kişilik Bir Polis Teşkilatı: Hayır! kifayet etmemiş olmalı.
Kendi Yurt Partisi'ni kurmuş, seçime gidiyor. Şehrin dört bir yanında billboard'larını görüyorum. Billboard'larında: 'Kimse vermezse, oyumu kendime veririm' mi yazıyor, yoksa o başka bir billboard'un mu sloganı?
Diyelim ÖDP, niye gidip de DEHAP'la birleşmez ki? Murat Karayalçın'ın partisi -adı her ne idiyse- ne diye var ki?
Ya bir 'ölü doğum' vakası olan YDH? İnsanın başarısızlığının/aslında tam da VAR olamadığının tescillenmesinde bu denli ısrarcı/azimli olmasının herhangi bir manası var mı?
Tüm bu umutsuz vaka partiler.
Diyelim Doğu Perinçek partisinin barajı geçeceğinden, ayrıca iktidara yürüdüğünden yüzde 100 emin. Peki ya diğerleri?
Türkiye'nin en büyük partisi yoksa Gerçeklikle Tendon Bağları Kopmuş Olanlar Partisi mi?
Bu arada ben hiçbir şekilde baraj taraftarı değilim. Seçim Sistemimiz'i de son derece abuk buluyorum; yüzde 10 gibi insafsız bir rakamın baraj kabul edilmesini de.
Ama Meclis'teyken yıllarca, on yıllarca bu beyler ne Seçim Kanunu'nu değiştirmek için, ne de barajı düşürmek için parmaklarını kıpırdatmadılar.
Şimdi orda taşş gibi baraj dikilmiş dururken peki, barajı geçemeyecekleri muhakkak bu denli çok sayıda parti niye uğraşıp didinir gibi yapar ki?
Partilerin hatırı sayılır bir kısmı, normal büyüklükteki partilerin çatısına sığamayacak devasalıktaki egoların İLLE DE BİRİNCİ ADAM BENİM'lerin eseri inadı, tepinmesi değil mi peki?
Üstelik bu yazımda zarar/ziyan fikirler de var.
1) Ne yani halkın iradesine güvenmiyor muyum?
2) Ne yani barajı aşamayacak partiler ölsün mü? İrili ufaklı 'görüşlerin' de partileşmeye hakkı yok mu?
Sözünü ettiğim minimini partilerin çoğu bir 'görüş'ün hakikaten, daha doğrusu bir görüş kapalılığının eserlemesi.
"Amanin de BEN ne ulvi, ne uluyum. Hiçbir çatı altına giremem, kimselerle birleşip bu süper karizmamı, Allah vergisi liderlik kabiliyetimi onlara yedirmem. Ben başkayım. Nafile: Ben Başkayım."
Görüşü? Görüş Kapalılığı? Gerçeklikten ıraklığı?
Ben kardeşim, başından beri söylüyorum. Oyum DEHAP'a diyorum.
DEHAP'ın Eyüp'teki mitinginin fotoğraflarını gördünüz mü? Hakiki coşkulu bir kalabalık. Hakiki bir kalabalık. Kürtler, kadınlar, sosyalistler, antikapitalistler, solcu sendikacılar, hakiki SOL muhalifler Meclis'e! diyorum.
Onun için de benim oyum DEHAP'a helal olsun. DEHAP Meclis'te temsil bulsun.