Sevgili küllük

Bir galeride oturmuş ahbabımı bekliyorum; zira ahbabımın o galeri ve de ondan bir 'şey' almam gerekiyor. (Merak edersiniz diye söylüyorum.)

Bir galeride oturmuş ahbabımı bekliyorum; zira ahbabımın o galeri ve de ondan bir 'şey' almam gerekiyor. (Merak edersiniz diye söylüyorum.)
Tam karşıdaki sokak duvarında, Devlet Bahçeli'nin yarı yan bir pozunun üstünde
Ne sevdamdan dönerim
ne sözümden
dehşetella sloganlı seçim posterellası duruyor.
Dönmedi hakikaten: Güdük bir Türkiye'yi olduğu gibi muhafaza etme kararlılığından, hükümetteki 'nasıl tıkayabiliriz' zamanları boyunca, öldür Allah dönmedi.
Bilmiyorum L'enfant Terrible Cem Uzan'a müteşekkir mi olmalıyız düşünce özürlülerin oylarını bölerek MHP'yi en nihayet Milletimizin Meclisi'nden şutlayabildiği için?
Böyle düşünceler içinde sallanadurayım, galeride çalışan Genç Bayan 'Siz de ressam mısınız?' dedi bana.
Zira orijinal hırpaniliğim içinde yorgun argın oturuyorum; ellerimde parmakları yarıdan kesik eldivenler filan.
Ama bizim olayımız öyle kontratake şıklık mıdır, kontrankastre midir: hani Serdar Erener gibi ince elenip sık dokunmuş 'bırak dağınık kalsın'cıları onöre etmek için kullanılan karın ağrısı bir laf var. Ondan değil bizim hırpaniliğimiz; öyle ilmek ilmek dokunmuş bir tasarım çalışmasından ziyade, natürel bir özhakikiacıklı dağıtılmışlık.
Genç Bayan da beni 'ressam' zannediyor, köşeci zannedecek hali yok ya. Biz tabii evden yazdığımız için medya plazaların kuaförlerinden de nasiplenemiyoruz: Hani iki balyaj/bir kahkaha olayımız olamıyor maalesef. Öyle biraz 'sonsuz köprüaltı' durumlarında koşturup duruyoruz ortalıkta.
Şimdi diyelim Plastik Sanatlar Derneği Kadın Kolları beni protesto edermiş 'Hepimiz balyajlıyız/Bakımlıyız/Ne demekmiş ressam zannedilmek/Ojeliyiz!' filan diye. Yok yok o kadar dangalak hiçbir güzel sanatlarcı yoktur herhalde.
Ama yurdun muhtelif meslek erbaplarının hassas sinirlerinden benim kadar nasiplenmiş bir gariban az bulunur. (Kemalettin Tuğcu sizler için yazdı: 'Küçük Perihan Hassaselere Karşı' ya da 'Garip Kuşun Yuvası' vs. kıvamına da vardırdım self-acındırma olaylamamı.)
Galeriye nitekim ahbabım ve onun bir ahbabı geldi ve ikinci ahbaptan yazılarım yüzünden fevkalade rencide olunmuş bulunan tiyatrofillerin (tiyatroya vurgun hassase ruhlar anlamında kullanılıyor) internet denilen cangılın karanlık dehlizlerinde.
'Bu sanat düşmanı kadına KARŞI neler yapabiliriz??' diye yalpalandıklarını duydum.
1) Örgütlenin.
2) İmza kampanyası başlatın.
3) Simge Grubu'nun başında bulunan Mehmet Y. Yılmaz bizim en başımızdır. Onu, şikâyet telefonları yağmuruna tutun.
4) 'O kadın kovulsun!' diye fakslar çekin.
5) 'Kadınlar çiçektir/Ara sıra pataklamak, pardon sulamak gerekir' diyen aşırı hassase 4. Aktör, Mehmet Y. Yılmaz'ın bizzat kapısına dikilip ona işten atılmamın gerekliliğini vurgulayan bir manzume okusun. (O şahane hisli ses cambazlıklarıyla. Seste gülücükler/ hüzünlenmeler filan.)
Tüm bunlar çok hoş olurlar mesela.
Ama ne firajil bir toplulukmuş meğer tiyatrofiller. Birinin 'Bunların meselesinden sıtkım sıyrıldı valla billa' demesine bakarlarmış.
Hani ultra gerz çiftler için söylenen şahane bir laf var: 'Ayırmayın sevenleri, başkalarına musallat olmasınlar' diye.
Anlamadım ki bu kadar hassaselik nerden fışkırtlanıyor? Ben tiyatro hakkındaki şahsi kanaatlerimi yazdım diye seyircilerin sayısında bir azalma mı oldu? Devlet tiyatro, bale, opera ve peri bacaları tensikata mı gidiyor?
Yalnız bunların 'haute couture art' havalarının zulmü altında sessizce inleyen yığınlar 'OH BE: en nihayet biri duygularımıza tercüman oldu' oldular -ki NE VAR?
Zaten tiyatrodan üstüne başına fenalıklar gelmiş bulunan o sessiz ve efendi yığınlar tiyatroya gitmemekteydiler.
Ne fark etti ki yani?
Hıncal Uluç'un konuya spot lambalarını çevirdiği SOĞANIN CÜCÜĞÜ tarzı birtakım baş eserlemelerinin, bu tartışma bozuntuları vesilesiyle yazılması filan da, işin tabii güzellik/maksat/iyilik sağlık yanları.
Sayemde yanaklarına kan geldi tiyatrofillerin. Elekroşok verilmiş gibi canlandılar, zihinleri açıldı. Yani minnettar olmak yerine illa da bir kumpanya düzenlemeleri gerekiyorsa,
kendileri bilir. Ben en üst merci olarak sayın Yılmaz'ı önerdim bile.
Bizden de bir sanata gönül gönül verdim/gidip başkasına yar ettiler'cilere bu kadar.