Seviyeli 1 düşünür sevdim mahalleden

İsmet Berkan'la Ertuğrul Özkök çok seviyeli 1 tartışma yürütmekteler; belki görmüşsünüzdür.

İsmet Berkan'la Ertuğrul Özkök çok seviyeli 1 tartışma yürütmekteler; belki görmüşsünüzdür.
Birbirlerine iltifatta da sınır tanımıyorlar 2 Düşünür olarak: çok çok 'sitayişle' bahsediyorlar birbirlerinden.
"Aman ne kadar isabetli buyurdunuz."
"Yok yok; İsabet size denir, asıl siz ne kadar kuş kondurdunuz" vari bir Mümtaz beyle Nezaket hanım ılık bir sonbahar sabahı Bebek Bank'ta karşılaştılar edası.
'Henüz başörtüsü mü diyelim/ türban mı, ne dediğimizin önemi var mıdır/yok mudur'da dahi anlaşabilmiş olmasalar da-
Esas mesele "Bu kadınları konserve yapmayalım, postmodern hayatın kollarına salalım, medeniyet/usul/erkan görsünler," diyen Çalıkuşu
İ. Berkan'la-
"Peki bunların amcalarını, dayılarını, eniştelerini ne yapalım? Bize bıyık burmalarına izin mi verelim? Mahalle Baskısı Yumurtamı mı tescilleyelim? Malezya Uydurgançlığıma mı yol verelim?" şeklinde kaygılar ve korkularla boğuştuğunu varsaymamızı DA arzu eden (başka Tablo Kadın arzulamalarının yanı sıra) E. Özkök'ün-
Tam okuduğumu da söyleyemeyeceğim bu beylerin yazılarını. Ama bu denli bayatlamış fikirlerin "Üstad Şevkettin Üstad Muhittin'i Ağırlıyor" merasimciliğiyle sunulması da bir reklamcılık başarısıdır, 'Böyle olur Genellerin PRcılığı' tantanasıdır.
Ben şimdi Seviyeli Tartışmaların Kadınının da mevzuya dahil(iye mütehassısı) olmasını bekliyorum.
Onun 'Sabahlara kadar ağlamıştım'. 'Yıllar öncesinden en çok ben yazmıştım'. 'Bilen bilir, o teritori'ye ilk teriyaki sosu ben katmıştım'. 'Saçlarımı fönlete fönlete süpürgenleştirip stüdyo stüdyo sahurlara kadar dolaşmıştım'. Seviyeli/akamedik/orta yolcu/itidal sahibi bişi üslubunu, ben Hürriyet'e pek yakıştırıyorum zaten.
İçimden 1 Ses tabloid'e geçmesine Ramak kalan Radikal'in günlerinin sayılı olduğunu da söylemekte bazen.
Böyle Anemik 1 Akademisyen, itidal/itina/izan ve işve sahibi 1 Dişi Kalem, Kaliteli Münazaraların Amiral Gemisi'ne harbiden pek çok gider derken.
Yani Mao'nun dediği gibi: "Bir çiçek açılsın/Bin fikir saçılsın." Berkan-Özkök (Seviyeli) Cephesi'nde.
Dünkü Radikal'de konuyla dalgasını inceden geçmiş Hakkı bey gerçi. "Dalga denizde olur Hakkı bey" deyip insanlığıma düşeni yapıyorum. En böylesi kaliteli tartışmalara muhtaç olduğumuz Malezya Baskısı zamanlarında-
Fatma K. Barbarosoğlu da 'Saçlı' tanımını kullandı diye 'türbansızlar' için, yer yerinden oynatılıyor Gibi yapılıyor. Zorunlu laiksan yer hareketleri.
Alabildiğine haklı oysa. Herrr tartışma programında 1 adet başörtülü hanım yazar da 'ağırlanıyor': "Bıcı bıcı: hem ağzının payını veririz, hem seni aksesuvar olarak bu masaya ne biçim oturturuz" lezzetinde.
Fönlü Kadın yetişip onların (Ey! Üniversiteye Gidemeyen Meçhul Başörtülü Kız) 'davasını' savunamıyorsa eğer; ONLAR (yani o mahut kadro: Ezberlenmiş Başörtülü Konuş(ama)ma Hanımlarımız) bir elin parmaklarını geçemedikleri için, habire habire çağrıldıkları herrr 'tartışma' programında başörtülerini göstermekte, hiçbir beis duymuyorlar. (Ama diyelim Sibel Eraslan filan çağrılmıyor. Ya da gitmiyor: bilemiyorum.)
BAŞÖRTÜSÜ üstüne en beğendiğim 'anı' da Mazlum-Der Eş Başkanı Ayhan Bilgen'in anlattığı hadisedir.
Mazlum-Der'in devvv beyaz bir başörtüsü var: Meydanlarda açıyorlar. Harikulade 1 sivil farkındalık (yaratma) eylemi.
Sivas'ta da açıyorlar nerdeyse bir meydan büyüklüğündeki beyaz başörtüsünü: Eylemlerini yapıyorlar.
Sivil bir Güvenlik Görevlisi yanlarına geliyor biraz sonra.
"O şey," diyor beyaz dev başörtüsünü kast ederek, "Ne zaman Sivas'tan ayrılacak?"
Yani eylemde açılan dev başörtüsüne dahi tahammül yok. Asıl ona yok! Çok rahatsız edici bir 'şey' o 'şey'. Ne zaman çekip gidecek şehirlerinden? De, güvenlik görevlisi rahat nefes alacak? Kurtulacak?
İşte sembolik bir hikâye. Türban da öyle. Neden olmasın ki? Meydan büyüklüğünde.