Şikâyet müptelalarına çabuk duyuru

Böyle bir insan (okur?) tipi var.</br>Bunlar yazılanları nasıl, hangi köşeden, hangi esracengiz açıdan okumaktadırlar?

Böyle bir insan (okur?) tipi var.
Bunlar yazılanları nasıl, hangi köşeden, hangi esracengiz açıdan okumaktadırlar? Beyinlerinin hangi lopu nasıl loplamaktadır da, çıkarsladıkları sonuçları çıkarmaktadırlar; sonra hangi cins cinler bunları dürtüklemektedir de, beni Umman'a şikâyet etmektedirler?
Alın size beş-altı bilinmeyenli bir denklem. Varsa yani öyle bir denklem çeşidi.
Bir kere sarılıyorlar kâğıda kaleme, daha ziyade e-postalarının başına geçip başlıyorlar yazıktırmaya:

  • Esracengiz diye bir kelime yoktur. Burada kastedilen 'esrarengiz' kelimemizse, bu güzelim kelimemiz göz göre göre katledilmektedir. Sayın Müdür, bu Türkçe saygısızının işine derhal son vermeniz, gereğinin yapılması vs. vs.
  • Sayın Müdür:
    Saygısız yazarınız 'çıkarsladıkları' diye bir kelime uyduraraktan ulusal hislerimizle oynamakta; milli birlik ve beraberliğe en
    muhtaç olduğumuz, yavru vatan Kıbrıs'ımızın kurda kuşa yedirilmek istendiği bu son derece nazik günlerde, sinirlerimizi tel tel ederek, düşmana mevzi kazandırmaktadır.
    Sizin bir sağduyu kalesi olduğunuza inancımı yitirmeyerek, gereğinin yapılmasını ve bu melun şahsiyetin uluorta cezalandırılmasını saygılarımla arz ve boş vakitlerimde rica ederim.
  • Değerli Genel Yayın Yönetmeni
    Bilmem arka sayfanızda olup biten rezaletlerin farkında mısınız?
    Belki sık sık çıktığınız seyahatler sizde bir algı arızalanmasına neden olmuş olabilir. Ama biz aşağıda imzaları bulunan Kutadgu Bilikçiler sürekli yazılarıyla şahsımızı aşağılayan en son olarak da bizlerden 'CİNS CİNLER' diye söz eden felaket ve hamasetler hamisi yazarınızın tarafınızdan yola getirilmesini, yok eğer bu mümkün değil ise, ki öyle gözüküyor, işine son verilerek o köşenin asıl hak eden sahiplerine, yani biz Öz Balam Kutadgu Bilik İz Sürücüleri'ne verilmesini şiddetle talep ederiz.
    Bu şikâyet hastalarının hakikaten işleri yok, güçleri yok, geçiyorlar bilgisayarlarının başına, yaz babam yaz, beni İsmet Berkan'a şikâyet ediyorlar.
    Maalesef, hiçbirinin kalbini kırmak istemem, ancak sayın Berkan benim tezgâhtar olarak çalıştığım iç giyim mağazasının müdürü değil.
    Sn. Berkan kuşkusuz yazılarımı okumakta, dahası tasvip etmekte, tasvip etmediklerine de kat'i surette karışmamakta, kısacası yazılarıma, 'Gözünün üstünde kaşı var' dememektedir.
    Şikâyet postallarınızı ve fakslarınızı, zayıf sinirlerimi göz önüne alaraktan ve fazlasıyla meşgul bulunduğundan bana hiçbir zaman iletmemekte, aramızda bunların hiçbir konuşması dahi cereyan etmemektedir.
    Ben ancak hem bana, hem İsmet Berkan'a iletilmek üzere varan şikâyetlemeleri 'haber' almaktayım. Yalnızca o kadar. Faksların bana fakslanmamasını istemekte, bilgisayar teknolojisinden ari olduğumdan şahsıma gönderilen hiçbir e-postayı okumamaktayım.
    Yani beni üzen şikâyetlerinizden ziyade, böyle vikvikvik onu/bunu şikâyet ederek yaşayan varlıkların cennet yurdumuzda bulunmakta olduğunu sezmektir.
    Ben mesela kimseyi üstüne şikâyet etmem.
    İşim hangi düzeyde, kimleyse, onunla hallederim. Onunla halledemiyorsam da, indiririm kepenklerimi, 'bu kadar' derim.
    Ama üst mercilere insan şikâyet etmek Türkiye'de kronik ve hazin bir hastalık. Üstelik pek bir işe yaramıyor.
    Burada kuşkusuz geçmiş dönemlerin
    Adalet bakanlarını, işkenceci polisleri, İmar Kanunu'nu delenleri, vergi kaçıranları, karısını/çocuğunu dövenleri, 12 Eylülcüleri şikâyet etmekten söz etmiyoruz.
    Ve ne acıklıdır ki, KarBeyaz Türkler böyle 'nazik' konulardaki şikâyetlerinde son derece dikkatli ve eli sıkıdırlar.
    Zira böyle yılanlı konulardaki yaklaşım, hemen daima 'Bana dokunmayan yılan bin yaşasın/iki bin soksun/üç bin ısırsın'dır.
    Ama esasında kendilerini hiç de müşteki etmeyen ve karşılarındaki insanın ben diyeyim tabiatına, siz deyin ifade özgürlüğüne dayanan konularda -aman bir celallenmeler, sinirleri laçka hale gelmeler, oraya buraya kaleme sarılmalar.
    Kardeşim:
    Yerim arka sayfada. Yani aralardan bir yerlerde karşına çıkıyor da değilim. Tam yanımdaki haberleri okurken, sayfadan bir silah çıkarıp 'Oku ulan beni!' diye kafana silah dayıyor değilim.
    Sinirine gidiyor isem, okuma beni.
    Zira ben öldür Allah okumuyorum seni. Ama her gün sinirime gitmen bir iptiladır; seni şikâyet etme en temel görevlerimdendir diyorsan, eh kendin bilirsin.
    Teşekkür ederim.