Şov katıldı

Pazar gecesi şahsi bedlemelerim yetmiyormuş gibi, zıplarken kanallar </br>arasında, korkunç bir faciayla karşılaştım.

Pazar gecesi şahsi bedlemelerim yetmiyormuş gibi, zıplarken kanallar arasında, korkunç bir faciayla karşılaştım.
Müslüm&Yunus Show TGRT ekranının altında böyle yazıyordu. Müslüm Gürses'in şovu olmuş -haberim yoktu.
Müslüm Gürses'in Yunus Bülbül isimli tanımötesi şaklabanla bir şovu olmuş -hiç mi hiç haberim yoktu.
Şimdi kalkıp size Müslüm'cülük taslayacak değilim. Öyle bi balon uçurmaya kalktılar ya, yazdılar sağda solda: 'Türk entelleri Müslüm Baba hastalığına yakalandı', 'Baba entellerden yana çarkı kırdı', 'Enteller toplu kadro (ellerine toplarını da almışlar anlamına geliyor) Açıkhava'da Müslüm Baba konserinde olacaklar' -tarzı.
Sonra olay Hande Yener'in 'Yaz Sonu' şarkısında dediği gibi oldu:
"Senin aşkın balondu; söndü."
Hakan Gülseven de acayip şahane bir yazı çaktı Radikal'de: Ne 'entellere' rastlandığına dair konserde; (sahi kim bu 'enteller'? bana da göstersenize) ne de hakikatli Müslümcülerin Gülhane'den bu tarafa geçmeye niyeti olduğuna.
Niyeti 'bozmamıştı' yani damardan adamları; ne diye bozsunlardı ki? Baba işi iyiden iyiye sulandırmaya başlamıştı.
Bilmiyorum bu hakiki ve hakikatli kalabalık ne hissetmektedir bu alengirli konuda.
Ben ne Müslümcü/ne de entel kadrodan olmayan bir vatan annesi olarak, bozuldum yani.
"Memlekette su katılmayacak bir adet şeyimiz yani kalmayacak mı, kalamaz mı -olamaz mı?" oldum.
Gidişi gidiş değildi Baba'nın, dün Teoman'ın şarkısı; yarın bir Sinan Çetin filminde postmodern Fethiyeli yarı gâvur âşıkların mangalcı babası rolüne çıkmayacağının garantisini ARTIK bize kim verebilirdi?
Evet Türkiye'nin en serin/en sahici acı şarkıcısı, bugüne eğilip bükülmeden ve doğrusu böyle sorunsalssları iplemeden gelmişti. 'Natürel' bir direnç elemanıydı. Su kattırmamıştı. Ama işte buraya kadardı.
Nilüfer'in o şahane şarkısı bi kere:
"Son pişmanlık neye yarar
Her şeyin bedeli var-
Buraya kadar"
cuk oturmuştu. Örtüşmüştü Baba'yla. Baba şarkıyı, şarkı Baba'yı örtmüştü. Olmuştu.
Allah için Baba serinliği damardan dayayarak söylediğinde, ortalama bi şarkı önce yeşerir gibi oluyor, sonra onun o karanlık bahçesinde kararıyor, soluyor; ama acayip oluyordu.
Tasvir ötesiydi.
Bu satırların yazarı zaten bugünlerde hiçbir şeyi tasvir edecek hallerde de değildi.
Teoman'ın 'bir bar taburesi üstünde' hadisesini atlatamamıştık ki (haddi zatında güzel şarkıdır); Açıkhava olayını havaya fırlattı.
Burkulmamıza kalmadı, buyrun bakalım, gecelerin ennnnn fenası pazar gecesi gecesi eline tefi almış, öyle neşeli bir Pasiflora Efendisi havalarında, gülümsüyor tuhaf tuhaf, o akıllara feza partneriyle bir neşelenelim/şov olayıdır icabında bu hadisesine girmiş.
Babanın üstünde tüm bu cambazlıklar eğreti durur durmasına da, artık patatesin kaşarpeyniri diye gagalanmasından ve her nevi limonataya bu kadar su katılmasından GINA geldi.
Gelen bu yani: GINA.
Baba, tutuyordu kendini. Tutmuştu. Tabiatı icabı koyverecek hali yoktu.
Ne bu peki?
Muhterem Nur'un değerli eşine illa billa da sınıf ilüzyonu atlatma ihtirasının kurbanı mıydı?
Kurbanı mıydık?
Yıllar, yıllar önce Bakırköy'de bir sitedeki dairelerine Muhterem Nur'la röportaja gidişim üşüştü aklıma.
Muhterem bir starımızdı. Neriman Köksal'la o, benim Türk sinemasındaki ying yang'ımdı.
Derdim Muhterem Nur'laydı yani. Müslüm Baba meselesinde hiç değildim. Yalnızca acayip aşklarının altında ezilmekteydim. Ezim ezim.
Nasıl kendine baklava yolladığını -film setine- anlattı. Otel odasında tokat hadisesiyle tanışmışlardı. Onları filan anlattı.
Muhterem Nur kendi elceğizleriyle demlediği hakiki Türk çayını habire tazeliyordu. Bembeyaz seksenler döşeli salonda devvvv Müslüm Gürses fotoğraflarının altında, konuşuyorduk.
Bir-bir buçuk saatin sonunda, konuşacaklarımız bitti. İçerde (söylendiğine göre) uyumakta olan Baba, bu esnada tam (yine söylendiğine göre) uyandı. Kibarca vedalaştım. Baba'yı görmek için oyalanmak vs. böyle zırvalıklara yeltenmeyecek kadar saygılıydım.
Muhterem hanım beni taksi durağına arabalarıyla yollatmıştı. Her şey kıvamındaydı.
Bu şov yani, çıkıp Müslüm&Yunus Şov'da 'Gözlerimde bir güvercin korkusu'nu söylemek yakışır mıydı?
Olacak işş miydi? Neden her şey bozuktu? Bozuluyordu? Su katılmadan olmuyordu?
Sulanıyor, hafifliyor, etkisinden çalıyordu?