"Neyi?" dedim. Gazetelerden filan hayal meyal biliyorum Avrupa Şampiyonası'nı." /> "Neyi?" dedim. Gazetelerden filan hayal meyal biliyorum Avrupa Şampiyonası'nı." /> Süreyya koştu - PERİHAN MAĞDEN - Radikal

Süreyya koştu

Altan'cığım aradı. "Süreyya kazandı," dedi.</br>"Neyi?" dedim. Gazetelerden filan hayal meyal biliyorum Avrupa Şampiyonası'nı.

Altan'cığım aradı. "Süreyya kazandı," dedi.
"Neyi?" dedim. Gazetelerden filan hayal meyal biliyorum Avrupa Şampiyonası'nı.
Ama sporla alakam, bir filin pembe puantiyeli pijamalara duyacağı alaka kadar filan. Ki burda fillere haksızlık yapmayalım: Belki vardır
öyle pembepuantiyelipijama (pepepe) düşkünü bir fil de, 'ifade' edemiyordur. Bilmiyoruz fillerin iç dünyasını yani.
"Süreyya Ayhan 1500 metreyi kazandı. Çok duygulandım. Ağladım televizyonun karşısında" dedi Altan.
"Tüylerim diken diken oldu" dedim, "gururdan."
Valla da billa da Altan'ın lafının ortalarında filan, tepeden tırnağa diken diken oldu tüylerim.
Öyle bir fiziksel durum var ya hani halk arasında.
"Kıza ne eziyetler etmişlerdi. Aldılar işte cevaplarını." (Bu lafı da ben ediyorum. Yine Altan'a.)
"Sorma" dedi. "Neler çektirdiler kıza."
Herhalde hiçbir millet dünya yüzünde, bir kadın atletini, bırakın Süreyya kadar parlak olanını, herhangi bir gözde sporcusunu; bu kadar itip kakmamıştır. Bu kadar uğraşmamıştır. Bu kadar moralini bozup bu denli aşağılayıp kirletmeye, ruhunu daraltmaya/karartmaya çalışmamıştır.
Türkler kadar yani.
Türkler uzmanlık alanlarında: yani bok atmaca, insan karalamaca, ruh çizmece, dangalak dangalak fikir saçmaca'yla uğraşa dursunlar deliklerinde; Süreyya koşmuş, çalışmış, koşmuş çalışmış belli ki.
İnsan ruhuna yabani o muhafazakâr düdükler, bir insan neden oluşur, KALP nedir, RUH sonra, neler olur/neler biter bihaber yığınlar -Herkes
onlar gibi kalpsiz/ruhsuz/acısız/sevinçsiz/inişsiz/çıkışsız olmak zorunda sanki- neler dediler, ne hödüklükler yazdılar, çizdiler neler neler.
Bu topraklar MİSOJİNİ (kadın düşmanlığı) toprakları. Herkese vuruyorlar, kırıyorlar, örseliyorlar tamam; ama kadınlara daha bir ağır, daha bir acımasız, insafsız -nasıl abanıyorlar, vuruyorlar, sürüklüyorlar yerlerde kadınları. Kadın ruhlarını. Ruhu olan kadınları.
Öbür kadınlar -Ruhsuz Yengeler- onların yanı başında. Erkekten çok erkekçi. Onların vurucu timi, gönüllü neferleri nasılsa. Ellerini oğuşturarak 'kötü' kadınlara geçirilmesini izliyorlar. 'Bey'lerinin sırtını sıvazlayıp terlerini silerek. "Yaaa işte ağam/paşam/beyim/velinimetim/her şeyim benim. Vur o kahpeye. Tabii tabii ağa/bey/efendim: Vurun siz kahpeye! Bizden değil ki o; vurun güzel elceğizlerinizle."
Ne kadar vururlarsa vursunlar, bu kadınlar, bizler yani, yıkılmıyoruz işte. Ufak yıkıntılar, dökülmeler, saçılmalar.
Sonra küllerimizden yeniden diriliyoruz. Dirilmeye muktediriz zira.
Ölümlerden geri gelmeye. Aynen Plath'ın dizelerinde dediği gibi: kırmızı saçlarımızla, onları yemeye!..
Süreyya'nın (benden çok genç; onun için sevgiyle ilk ismiyle hitap etmeden duramıyorum) antrenörü Yüksel Kop'la olan ilişkisi.
Tamam. Olmuş işte. Gönül bu.
Böylesi kocaman bir aşk -kolay mı?
Dünyada kaç kişiye nasip olur ki?
İnsan kendi kızının başına gelse, tamam yaşlı ondan çok, hocası, şu bu -içi sızlar. Sızlar içi.
Ama besbelli o kadar kocaman, o kadar hakiki ki aşkları.
Kaplıyor, kapsıyor, her şeyi.
Neydi o 'aldatılan' eş koroları? Evlilik bir müebbet midir yani? İşi gücü olan kadınlar ne diye böyle yapışırlar ki çoktan ölmüş, cesedi gömülmüş 'evliliklerine'? Bir insan, bir kadın yalnızca bir titrden ibaret midir? 'Evli'ysen Şam'da kayısısın, değilsen bir HİÇsin, zavallısın, paçavrasın.
Evet, öylesin!
Böyle düşünüp hissettiğin sürece bir HİÇ'sin.
Sen yoksun. Zırva bir kurumun tiridi çıkmış bayrağı var ortada, o kadar. Sen, ama var olamıyorsun.
Süreyya muhteşem kıldığı vücuduyla -Rüzgârın Kızı! Rüzgârın Kızı!- bir çizgi kahraman, bir umut, bir sevinç, bir tanrıça gibi koşuyor, koşuyor.
Yüreklerimize buralardan da böylesine güçlü, taş gibi, şahane, çalışkan, çalışan kadınlar, kendi kendine bunları olabilen kadınlar çıkabileceğini göstere göstere.
Yüreğimize su serperek. Bize iyi ve güzel bir dünyanın nasıl da mümkün olduğunu göstererek.
Çankırı'nın Korgun ilçesinde çiftçilikle uğraşan babası Yaşar Ayhan, tarladaki işini yarım bırakıp evine koşuyor. Kızının derecesini 'salise salise, kalp çarpıntıları içinde yüreğinde' hissediyor.
3.58.79
3.58.79
Süreyya'nın babası Yaşar Ayhan'ın, annesi Semiha Ayhan'ın ellerinden öpüyorum uzaktan. Böylesine şahane bir kızı bize yetiştirdikleri için.
Yanımızdan rüzgârla geçirttikleri için.