Tatlıses kadınları

İbrahim Tatlıses 'kadınlarından' Ayşegül Yıldız'ın kendisinden dayak yiyip de, hastaneye kaldırıldığına dair çıkan haberlere çok sinirlenmiş.

İbrahim Tatlıses 'kadınlarından' Ayşegül Yıldız'ın kendisinden dayak yiyip de, hastaneye kaldırıldığına dair çıkan haberlere çok sinirlenmiş. Böyle penaltı atışlarını kaçırmaz ya, derhal Ayşegül Yıldız'ın kaza yaptığı arabasının önünde bir basınlama toplantısı!
"Bu arabaya da mı ben yumruk attım" diyerek başladığı sözlerini şöyle sürdürmüşmüş: (30 Ağustos-Hürriyet) "Bu aracın içinden çıkan kız için dayak yedi yazdılar. Film çekimini bırakıp bunlarla uğraşıyorum. Film ekibi beni bekliyor. Ben hata yapınca özür dilerim. Bunu yazanlar da benden dilesin. Artık gazetenin kâğıdının lezzetine doydum."
Bu acayip tipik/bezdirici cevizlerini kırdıktan sonra, pek tabii ki "soruları yanıtsız bırakan" müthiş EGO-SAN, 'arabasına binerek hızla uzaklaşmış'.
Breh, breh, breh.
Daha önce iki kez Tatlıses'ten 'emre itaatsizlikten' (birinde Şamdan dergisine verdiği pozlar yüzünden) dayak yediği tespit edilmiş bulunan Ayşegül Yıldız da tabii -fırsat bu fırsat- atıp tutmuş. "Bu haberleri kimin çıkardığını biliyorum. Her şey O KADININ uydurması" buyurmuş.
Burda O KADIN, Asena.
Tatlıses'in kadınları basına yedirdikleri böyle şifreli laflarla birbirlerine giriyorlar, birbirlerinden çıkıyorlar, İmparator'un günlük gözde endeksine göre alçaktan ya da yukardan uçarak habire birbirleriyle -ama asla kamuoyu önünde efendileriyle değil- vuruşuyorlar. Azimle. Durmaksızın.
Tatlıses'ın çok atipik bir tarzda susss pussss kaldığı Almanya'daki tecavüz iddiaları gündeme oturduğunda (Hürriyet ve Kanal D dışında pek de oturmadı ya, o da ayrı) Birinci Hatun çıkıp derhal mesela: "Yaptıysa canı sağ olsun" dedi, diyebildi. Asena'nın da O KADINLAR'dan olduğunu bildiriverdi o arada. (Yani Tatlıses'in tatlıseksine maruz kalmaya can veren şöhret budalalarından.)
İmparator'unu savunmak için ortalığa saçılan Kısrak Kız da 'tecavüz' iddialarını nasıl da pişmiş bir teveccühle karşılayacağını bilemedi. Ama sonra o artık mümkünü yok yüzüne sığabilemeyen sırıtışı, Birinci Hatun'un kendini 'O KADIN'laması üstüne, siliniverdi.
Efendisi zira, şifreli de olsa birinci hatuna ağzının payını bildirmedi,
"o kadınlan"mış oldu ortalık yerde ve dayanamayıp artık Tatlıses'ten esasında ayrıldığını açıklayıverdi. 7 katlı mana pastası sözlerle.
Karman çorman şifreler! Böyle tuhaf, dar, karanlık dünyalarında topaçlayıp duruyorlar. Gırtlaklarına kadar aynı bataklığın içinde.
Birinci Hatun Derya Tuna'nın Tatlıses'i evden uzaklaştırma tehdidini ilk savurması da, bir benzincide Asena'nın dayak yediğinin görüntülenmesinden sonra olmuştu. Hatırlarsınız.
İmparator dövüyorsa ilişki ciddi demekti. Ve hatta 'resmi' demekti. Tecavüz ediyorsa 'o kadınlara' canı sağolsundu. O kadınlar
'o kadınlandığı' sürece her şey yolundaydı. İmparator sus deyince susulur, yol verince dökülüp saçılarak bir an bile gündemin en çapraz yerinden uluğ mevcudiyetinin kalkmaması cengaverce temin edilirdi. Bu adınlar İmparator'larına deli divaneydiler.
O, onların yaşam 'biçemi'ydi. Velinimetleri, akan sularıydı.
Tecavüz iddiaları günlerinde (bu arada Almanya'ya gidip masumiyetini ispatlamaya her nedense cesaret edemedi kendini savunmacılar şahı hazretleri) bizim plajda öz hakiki bir burjuva kadını Tatlıses için "Bayılıyorum o adama. Elini sallasa ellisi, ne diye o kadına tecavüz etsin ki" demekteydi. Oysa tecavüz eden erkeklerin pek çoğu güçlü/zengin, paralı-egoları patlamak üzere bir cerahat gibi. O kadına 'sokmayı' tecavüz değil, en tabii hakları olarak algılar hale gelmiş/getirilmiş vaziyetteler. Bu getirilişte, analarından başlayarak nice nice Tatlıses kadınının hakkını yememeli.
Derken, o inanılmaz Çevre Bakanı!
Akrabalarını şu ve bu pozisyona yerleştirip devlet değirmeninde mümkün olduğu kadar fazla ununu öğütmeye çalışmak dışında hiçbir icraatı tespit edilemedi bugüne değin. Güney Afrika'ya Dünya Zirvesi'ne karısını; donlarını, mendillerini, çoraplarını yıkamaya götürüyormuş. Saçıklayıverdi. Üstünde mavi-beyaz antikayla Ç.B.F.A. işlidir her birinin herhalde. İnci inci.
Bir sonradankadınlık oratoryosu olan Bülent Ersoy da mesela, sevgililerinin donlarını daima kendi elceğizleriyle yıkadığını açıklamıştı bi röportajında.
Magazin tarihimiz, erkeklerinin ayaklarını yıkamaktan aldıkları derin huşukuşuları açıklayan kadın yıldızlarımızla bezelidir.
Bu görev-don/çorap ve başka içsel materyallerin yıkanması, çitilenmesi-kadınlar tarafından böylesine benimsendikçe, üstlenildikçe yırtış yırtış, iftiharla, kıvançla (Erkeğimin donunu da kendi elceğizlerimle yıkarım / ayaklarını da yalarım) bu tarz hıyarağalarının hıyarlıkları, çitilendikçe azan lekeler gibi, büyür, büyür de her tarafımızı kaplar tabii ki.