'Tebrikler Paşam!'

Yaşar Büyükanıt fantastik ve fakat en üst kademeden bir unsur olarak, ülkeyi belirtlemeye devam ediyor.

Yaşar Büyükanıt fantastik ve fakat en üst kademeden bir unsur olarak, ülkeyi belirtlemeye devam ediyor.
İşte buyrun (Radikal'in de manşetiydi) "Artık PKK kampları BBG evi gibi" buyurmuş Kanal D Haber'de Mehmet Ali Birand'a.
Ben o gece dışardaydım, haberleri izleyemedim. Dolayısıyla bu 'happening' mülakatı kaçırmış oldum. Göz göre göre.
Çok rica etsem bir kopyasını yollar mı acaba Birand
bana? Evde arka planda sürekli o röportaj çalıp oynarken, yaşarım. Yaşayayım.
Bir nevi Stokholm Sendromu yaşıyorum Orgeneral Büyükanıt'la sanırım. Bu BBG 'benzetmesiyle' hem popüler kültüre ne denli hâkim olduğunu kanıtlıyor. (E, ben de popüler kültürün savcısı telakki edebilirim kendimi.) Hem de-
Eşi Filiz Büyükanıt da diyelim bir davette, derhal Safiye Soyman-Faik Nerde Trak Orada Bırak Çifti'nin yanına gidip onlarla ilgilenmiş, sohbetlemişti en çok.
Banalitenin İleri Sınır Karakolu diyebileceğimiz Bu Çift, sabah programlarının kapasitesinden dahi 'aşkın' bulunduğundan, birkaç (ard arda) kez yayından kaldırılmışlardı. Hatırlarsınız.
Yaşar Büyükanıt çok faal bir kumandan.
Geçen haftada bir punduna getirip "Zamanında özgürlük, demokrasi, insan hakları, barış kavramlarını KULLANAMADIK. Bunları terör örgütüne KAPTIRDIK"
gibi (hepten fantastik) laflar etmişti.
Yani yemeyenin malını yerler, giymeyenin kürkünü giyerler hesabı. Oportünizm Mühendisliğimizi iyi yapıp KULLANAMAMIŞIZ maalesef bu ne idüğü belirsiz ve fakat kaptırmamamız hayrımıza olacak 'malları'.
Sonra biliyorsunuz, benim 2 de 1 de karşıma çıkan bir kanun maddesi olan 'Yargıyı etkilemeye teşebbüs'ten en yargılanası biçimde Şemdinli sanıklarından Ali Kaya'ya kefil olmuştu.
"Tanırım, iyi çocuktur" demişti Büyükanıt.
Yargıyı etkileyebilecek bir cisim, bir mevki var ise, olabilecek ise; O Yaşar Büyükanıt'tır herhalde. (Ben olsa olsa 'tersinden' etkilemeye
'teşebbüsle' kalırım Adalet İnsanlarımızı.)
Umut Kitapevi'ne bomba attıktan sonra, yöre halkı tarafından kıskıvrak, sıcak sıcak, suçüstü yakalanan sanıklara NORMAL MAHKEME 39 yıl 5 ay 10'ar gün mahkûmiyet vermişti.
Ama Yargıtay bu ANORMAL DAVANIN Askeri Mahkeme'de görülmesine karar verdi. Hani Savcı Ferhat Sarıkaya'nın görev hayatını sonsuza dek bitiren ANORMAL DAVANIN.
Askeri Mahkeme (Anormal Mahkeme?) serbest bıraktı
3 sanığı da. Şimdi.
Genelkurmay Başkanımız'ın kefaletiyle taçlandırılan sanıklar önce Askeri Mahkeme'ye 'devrediliyorlar', sonra da serbest bırakılıyorlar.
İşte ben BUNA ADALET DERİM!
Ben buna Yargıyı Etkilememek derim! Adalet Mülkün
(ve Askeriyenin) Temelidir, derim.
Şemdinli'de yaşananlar üstüne İHD ve Mazlum-Der'le
oraya gitmiş, Umut Kitapevi'nin halen kanlı, tozlu, bomba kalıntılı halini görmüştüm.
Kana bulanmış, kan içinde kalmış, kandan şişmiş bir kitabı (bir diyet kitabı) alıp yanımda getirmiş, hayatımdaki insan kanıyla şişmiş kitabın varlığına katlanamayacağıma karar verip Adnan Yıldız'a vermiştim.
Adnan da Aksanat'taki sergisinde Umut Kitapevi'nden alınma kanlı kitaba dayalı bir iş yapmıştı.
Ha, bir de Ulusalcı-Kemalist bir kız sergiyi basıp
ortalığı dağıttı; sonra da 'deli', 'şizofren' ayağına yattı.
Ceza görmesin diye. Alt tarafı bir sergiyi 'basıp' ortalığı dağıtmış, toza dumana bulamıştı!
Yani Umut Kitapevi'nden bir kitabın DAHİ hikâyesi böyle.
Şemdinli'deki bu olaylar esnasında ölen gencecik adamın karısını getirip tanıştırmışlardı bizlerle.
Gencecik kadının yanında, babasının ölümünün tam da bilincinde olmayan güzelim oğlu da vardı.
Yani 'taraf' olmak söz konusuysa, hayatta her daim kaçınılmaz olarak taraf olmak diye bir şey varsa, ben bombalamanın akabinde Şemdinli'ye gidip kitapevinin halini görüp, ölen gencecik adamın eşinin, oğlunun gözlerini görüp, ordaki Kürtlerle konuşup, olanı biteni birinci ağızlardan dinlediğim için taraftım. Tarafım.
Yaşar Büyükanıt da taraf, anlaşılan.
Zira kalkıp bombalamayı, silahlamayı yapan astsubaylara kefil olma zahmetine katlandı.
Sonra işte dava NORMAL MAHKEMEDEN (Yargıtay kararıyla) Askeri Mahkeme'ye alındı ve birinin 39 yıl 5 ay 10 gün verdiğine, diğer mahkeme serbest! bırakma verdi.
Arada bir savcının da hayatı kaydı. Kaydırıldı.
Evvelsi gün İzmir'de bir rahip bıçaklandı. 'Misyoner faaliyetler sürdürdüğü biliniyormuş': Medya Ağzı da bu.
Malatya Davası, Hıristiyanları 'kıtır kıtır doğrayanların' bir nevi Kabuki Tiyatrolamasına: derinliklerin derin işaretlerinin kamuflajına, karpuz gibi ortada olanların önemsizleştirilmesine indirgenmeye çalışıyor.
Hrant Dink Cinayeti'nin mahkemelerinde ise, ailesinin dayanamayacağı/katlanamayacağı türden bariz bir adaletsizlik sergileniyor. Deliller karartılıyor. Yok ediliyor. Teslim edilmiyor.
Şemdinli bir milattı.
Şemdinli'de bomba atıp silahla tarayıp normal sivil vatandaşlarımızın ölümüne neden olmuş 'görevlilerimizi' aklayarak, bu milatı nasıl 'değerlendirdiğimizi' apaçık kanıtladık.
Vatana millete hayırlı uğurlu olsun.
Abdullah Gül'ün dediği üzre: 'Tebrikler Paşam!'