Tek çocuklar

TEK ÇOCUKLAR kaynakları/</br>hacimleri/mekânları/</br>zamanları paylaşmayı bilmezler.</br>Zira bunları öğrenmeleri gerekmemektedir.

TEK ÇOCUKLAR kaynakları/hacimleri/mekânları/
zamanları paylaşmayı bilmezler.
Zira bunları öğrenmeleri gerekmemektedir.
Tek bildikleri/öğrendikleri Kendi Kendine Olma/Yetme Sanatı'dır.
Yalan söylemeyi de bilmez ve hayatlarının sonuna kadar doğru dürüst/dört dörtlük öğrenemezler.
Pratik eksiklikleri üstlerinden başlarından dökülür. Yalan söylüyorlarsa, bi ellerine bayrak alıp 'Yalan söylüyorum ve Beceremiyorum!' diye bağırmadıkları kalır. O denli belli olur yani: Egzersiz Eksikliği!
TEK ÇOCUKLAR hiçbir şeyi paylaşmayı öğrenmek durumunda kalmadıkları için, paylaşmaları 'gerektiğine' inandıklarında, haddinden fazla paylaşımcı kesilirler.
Aynen sabrı öğrenmeleri gerekmediği için; temelde son derece sabırsız olabilmelerine imkân tanındığı için, gereksiz zamanlarda inanılmaz sabırlı olabildikleri gibi. Birer Sabır Taşı'na büyük bir inatla dönüşebildikleri gibi.
Madden ve manen cömertliğin sınırlarını da ihlâl edebilirler. Zira hiçbir zaman saklamayı/cimrilenmeyi/tutmayı adam gibi öğrenmemişlerdir. Öğrenmeleri gerekmemiştir.
Gündelik hayatın normal komünikasyon yöntemlerine de: kıvırmaya/idare etmeye/manipüle etmeye/zamana yaymaya, yabancıdırlar.
Zira bir nevi doğal 'yaban'dırlar.
Tüm bu eksikliklerini, Temel Sosyalleşme Teknikleri'ni/Taktiklerini sağlayabilmek için bildikleri yalnızca bir yol vardır:
İnsan tavlamak. Anneleri babaları onlara daima 'tav' olmuştur. Âlemin de böyle işlediğini varsayarlar.
Sınırsız gözükebilen flörtçülüklerinin, karşılarındaki 'normal' fanilerde nasıl karşılıklar yaratacağını hiçbir zaman kestiremez, bilemezler.
Zira her nevi 'normal' insan ilişkisi onlar için çokçok bilinmeyenli bir denklem gibidir ve onlar tüm açıklarını yetileriyle/karizmalarıyla/baştan çıkırıcılıklarıyla/samimiyetleriyle kapatmaya koşullanmış gibidirler.
Çok alışkın ve 'evde' oldukları tek kişilik inlerinden çıkınca, 'normal' farz ettikleri ilişki kurma biçimlerinin 'diğerlerine' son derece istisnai/yoldan çıkarıcı/tavlayıcı geldiğini başlarda asla fark edemezler.
Oysa onların daha iyisini bilmedikleri için sergiledikleri olağanüstü samimiyet, esasında fevkâlâde kırılganlığı da beraberinde taşır.
Çok 'doğal' ve 'açık' ve 'tabak gibi ortada' tezahür etmektedirler; zira temel yıllarından gelen bir başka çocuklarla eğitilme/eşitlenme/yola getirilme eksikleri oldukları için, diğerleri gibi 'kapalı', 'mesafeli', 'temkinli' kısaca 'normal' görünmeyi, bilmemektedirler.
BU: Aşırı Samimi Tezahür Etme Hali karşılarındaki insanları hem oyunlarına gelmeye, hem de İlişki Sınırları'nı ihlâl etmeye teşvik eder.
O zaman neye uğradıklarını şaşırır, hayretler ve hatırı sayılır bir tiksinme hali içinde, donakalırlar.
Zira onların samimiyeti, Sınır İhlâlleri'ne açık bir davetiye değil; tam tersine sınırlar onlar için 'normal' fanilerden kat be kat daha mühim olduğu için Oyun Alanlarını İşaret Etme faaliyetidir.
Zira TEK ÇOCUKluklarının tabiatı icabı: güvensizdirler, soğukturlar, 'normallerden' çok çok daha mesafelidirler, kendilerine feci şekilde yetmektedirler ve sosyalleşmek adına gösterdikleri her çaba zaten bir çabalamadır. Sırt üstü eğilmedir. Zordur. Onlara ziyadesiyle zor gelmektedir. Yorucu, hatta bezdiricidir.
Bu kadar zorlandıkları için de, aşırıya kaçmaktadırlar.
Karşılarındaki İnsanlar'ın bu hazin eforu doğru okuyacağını sanırlar. Herkesten daha fazla mesafeye ve alana ihtiyaçları olma hallerini, sahiciliklerinin hüznüyle ortaya koyduklarını sanırlar.
Aşırı çaba gösterdikleri için, muhakkak anlaşıldıklarını sanırlar. Yalanları olmadığı için, çok açık anlattıklarını-
Oysa karşılarında gördükleri yalnızca ciddi Sınır İhlâlleri'dir.
En istemedikleri! En korktukları!
Kâbusları! Dayanamadıkları!
Bu ihlâller karşısında neye uğradıklarını şaşırır, yanlış anlaşılmalarının kendi ilişkilenme yöntemlerinin kusurluluğundan kaynaklandığını, tam olarak kavrayamazlar.
Zira onlar 'öyledirler'. 'Öyle kabul edilmeleri' gerekmektedir. Başka çocuklarla büyümedikleri için, bunun böyle olamayabileceği/üstelik de çoğu zaman, ruhlarına dank etmez. Yüzde yüz kabul ve anlaşılma/anlama eforu 'normallerin' normları arasında değildir.
Afallar, üzülür, kırılır Sınır İhlâl Edenler'den ne kadar bunaldıklarını düşünüp onları ebediyete kadar Unutulanlar Vadisi'ne fırlatıp evlerine/inlerine/kendilerine kaçmak isterler.
İnsanları elde etmek taarruzları ne kadar şiddetliyse, kaçma pratikleri ve arzuları da o kadar güçlüdür.
Kısacası: onlar en iyi kaçmayı bilirler. Sınır İhlâl Edenler'in her nevi reddi, silinmeyi ziyadesiyle hak ettiğini düşünerek.
Üstelik kalpleri kırık.
Ve fakat yeniden yeminli: Kendi 1 başlarına en iyidirler.