Ters örgü/düz örgü

Ümraniye'deki gecekonduda ele geçirilen 27 adet el bombasıyla gündemimizi bombalayan emekli astsubay Oktay Yıldırım'ın, benim şahsi tarihimde DE yeri var. Ne hoş!

Ümraniye'deki gecekonduda ele geçirilen 27 adet el bombasıyla gündemimizi bombalayan emekli astsubay Oktay Yıldırım'ın, benim şahsi tarihimde DE yeri var. Ne hoş!
'Vicdani Red Bir İnsan Hakkıdır' yazım nedeniyle 'halkı askerlikten soğuttuğum' gerekçesiyle açılan davayı basanlardan biri de oydu.
Birkaç kez yazılarımda Danıştay Baskını'na ismi karışmış bu şahıstan emekli yüzbaşı/binbaşı vs. diye bahsettim. Oysa Özel Harp Dairesi'nden 'malulen' emekli edilen bir astsubaymış. İsmini de unutmam artık.
Beni desteklemeye gelenlere 'Ben gaziyim!' diye bağırmıştı mahkeme kapısında. 'Malulen' emekli edilmesinin/dolayısıyla kendini 'gazi' olarak konumlamasının NEDENİ NE acaba?..
Neden orda bulunduğunu soran gazetecilere, "Ortadoğu üstüne yazılar kaleme alan bir köşe yazarı olduğunu" söylemişti. O günlerde popülerdi. Adı Danıştay Baskını'nın azmettiricisi diye geçtiği için esefinden intihara teşebbüs eden emekli 'yüzbaşı' Muzaffer Tekin'in 'yakını', koruyucu figürü olarak dikkatleri üstüne çekmişti.
Sonra işte benim mahkememde de dikkatleri üstüne çekti. Şimdi en çok dikkati üstüne çekmeyi başardı. Otuzluk kutudan 27 adet bomba çıktı. Diğer 3'ünün nerde olduğu merak konusu.
Ama emekli yüzbaşı/intihar teşebbüsçüsü Muzaffer Tekin 'Düzgün bir adam' diyor Oktay Yıldırım için. (Habire birbirlerine kefil oldukları 1 Sistem Kardeşliği.)
Ve ele geçirilen bombaların 'kullanılmaz, hatta hurda durumda' olduklarını açıklıyor. Nasıl incelemiş ise artık.
Bir de Hasdal Kışlası Çöplüğü'nden toplandığı 'açıklanmıştı'. Bakar mısınız emekli bir astsubayın askeri çöp toplama merakı başına ne işler açıyor? Paparazziler de biliyorsunuz yıldızların çöplerini karıştırıyorlar. Yani meslek grubuna göre tercih edebilirsiniz karıştıracağınız çöplüğü.
Bir de tabii Oktay Yıldırım'ın İstanbul İl Başkanı olduğu Kuvayi Milliye Derneği var.
O derneğin başkanı Fikri Karadağ da emekli kurmay albay, Özel Harp Dairesi Başkanı. (Özel Harp böylece 2'de 1'de karşımıza çıkmış oluyor.) O da hani Mersin'de yeni dernek müritlerine silah üzerine yemin ettirme görüntüleri televizyonlarda yayımlandığı için dikkatleri üstüne çekmişti.
Hepsi dikkatleri üstüne çekmeyi ve vatanlarını çılgıncasına seven kişiler. Hatta 'Kim Daha Çok Dikkati Üstüne Çekecek?' Yarışması diye niteleyebileceğimiz durumlar silsilesi neticesinde Kemal Kerinçsiz'le yollarını ayırıyorlar.
Zira bu mahkeme baskınları esnasında olsun, başka vatantaparlık göstermelerinde olsun dikkati hep Kerinçsiz hep Kerinçsiz çekmişti üstüne. Bu dikkat rekabetinde kavgalar çıkıyor sonunda. Kerinçsiz'in 'çaycısı' kül tablası atıp başından yaralıyor Oktay Yıldırım'ı. Natürel olarak yolları Kuvayi Milliyeciler ve Büyük Hukukçular olarak 2'ye ayrılıyor.
Şimdi işte en çok dikkati çekme sırası Oktay Yıldırım'da. Daha önce de ailesinin iftihar etmeye doyamadığı ve mahkeme giriş/çıkışlarında bunu habire haykırdığı Danıştay Katili Alparslan Arslan dikkatleri toplamıştı. Bir üyeyi öldürüp diğerlerini yaralayarak.
Ümraniye'deki bombalı gecekonduya dair ihbar, Trabzon'dan yapılıyor. Trabzon böylece denklemimize giriveriyor.
Muzaffer Tekin, Oktay Yıldırım ve Fikri Karadağ'ın birlikte çekilmiş fotoğrafları var.
Bu vatanatapanların baş aktörlerinden emekli tuğgeneral Veli Küçük'ün de Kemal Kerinçsiz ve Oktay Yıldırım'la (mahkeme baskınlarında filan) çekilmiş fotoğrafları var. Hemen hemen her (vatantapan) taşın altından çıkan Veli Küçük'ün eski görev yerlerinden biri, son zamanlarda bütün dikkatleri üstüne çekmeyi başarmış bulunan ilimiz: Trabzon.
Veli Küçük bizzat kendisi basmıştı Hrant Dink'in mahkemelerini. (Benimkine Oktay Yıldırım, Kerinçsiz ve diğerleri gelmişti.) Veli Küçük'ün varlığı ya da varlıksızlığı önemli bir işaret.
Bütün oklar Veli Küçük'ü işaret ettiğinde dahi Veli Küçük gündemden yeşilleşmeyi becerebiliyor. O yani dikkat çekmemeyi yeğleyebiliyor; bu grubun diğer dikkat bağımlılarının aksine.
Trabzon'dan gelen ihbarları İstanbul polisi yeterince dikkate alsaydı, bugün herhalde Hrant Dink yaşıyor olacaktı.
Hrant Dink cinayeti nasıl zamanında önlenemediyse, şimdi de çözümlendirilemiyor gibi duruyor.
2 mülkiye başmüfettişi tarafından Dink cinayeti sonrası İstanbul Emniyet Müdürü Cerrah ve İstihbarat Müdürü Güler için yazılan raporda, bu görevlilere ağır suçlamalar yöneltiliyor.
"Tehdit altında olan Dink'in ölümünün önceden yazı yazıldığı halde meydana gelmesi, kuvvetle muhtemel bir olayın önlenmesi için gerekli tedbirleri almadığı anlaşılan kişilerin kusurudur" yazılıyor raporda, diyelim.
Cerrah halen 'görevinin' başında.
Bombalarla alakalı Trabzon'dan gelen ihbarın değerlendirilmiş olması, olumlu yani. Hoş 1 gelişme. Hem de bulunan bombalar, Cumhuriyet gazetesine atılanların tıpkısının aynısı gibi duruyor.
Kutuda kalan (pardon, çöplükten toplanan) 27 bomba nasıl 'değerlendirilecekti' acaba? Nerelerimizi karıştırmakta kullanılacaktı? En güçlü düşman: İç Hesapçı Düşman. Kuzey Irak sis perdesini kaldırırsak, dikte edileni reddedip önümüzü daha net seçebiliriz yani.