Tıkanıklık ordinaryüsü

Radikal'in onuncu sayfası: "KKTC lideri, Kopenhag zirvesinde Kıbrıs için uzlaşma umutlarını elinin tersiyle itti." İyi halt etti!

Radikal'in onuncu sayfası: "KKTC lideri, Kopenhag zirvesinde Kıbrıs için uzlaşma umutlarını elinin tersiyle itti." İyi halt etti!
Radikal'deki fotoğrafında elini ağzının altına götürmüş; dalgın, hiçbir yere bakmayan bakışları aşağılara kaymış, önündeki mikrofonlar yüzünden mütebessim, muzaffer; öyle hepimizle dalga geçer gibi hafiften sırıtarak.
Yeter ki mikrofonlar, ilgi, alaka eksilmesin üstünden: Dünyanın sayılı Tıkanıklık Ordinaryüsü, Denktaş -onlarca yıldır imkânsızlıklar, geçitsizlikler, hayır 'tavizsizlik' değil! Hayır yaptığı onurlu bir politikacılık, yurdunun haklarını kurda kuşa kaptırmamak değil. Hayır, asla!
Kıbrıs bugün işsizliğin, fukaralığın, hiçliğin pençelerinde inim inim inleyen; müflis Türkiye Cumhuriyeti'nin iaşeleriyle hayatını idame ettiren bir gariban adadır. Dünya üstünde YOK sayılmaktadır.
Kofi Annan'ın planı rüyalarımızda dahi tahayyül edemeyeceğimiz ihtimalleri, en nihayet Kıbrıs Türkü'ne sunmuşken ve tabii ki her nevi müzakereye -akıl ve izan içinde- alabildiğine AÇIKKEN -Ama olur mu?
Kıbrıs sorununun çözülmesi demek Denktaş ve avanesinin nemalandığı
bataklığın kurutulması demek. Türkiye Cumhuriyeti'nde de böyle bazı DERİN DEVLET İNSANLARI mevcut.
Bunlar çözümsüzlüklerden, tıkanıklıklardan, bizatihi yarattıkları imkânsızlıklardan alıyorlar tüm güçlerini. Onların EBEDİ İKTİDARLARI öylesine bürümüş vaziyette ki gözlerini -kan gibi- mevcut iktidar topraklarını küçülten, daraltan her nevi çözüm ihtimali, her nevi uzlaşma, anlaşma, kulaklarına birer küfür, hakaret, tehdit olarak varıyor.
Rauf Denktaş, tamam anladık, ciddi sağlık sorunları var. SAĞLIK sorunlarını DAHİ bir çözümsüzlük, şantaj aracına çevirmeyi, becerdi.
Gün oluyor haftalarca New York'tan ayrılamıyor. Müzakerelere katılamıyor. Sonra bakıyoruz, çat: Ankara'da. En kritik bir zamanlamayı kotarıp medyanın karşısına konuşlanıp: 'İNSANLIK AYIBI' cart curt savurarak, Kıbrıs Tıkaçı vazifesini cevvallikle ifa edebiliyor.
A! "Avrupa Birliği'nin Rumların ve Hıristiyanlığın lehine olduğunu" belirtti Büyük Paranoya Profesörü. Bunu yapabildi!
Ama şeyi de ileri sürüyor: "Rum Yönetimi lideri Glafkos Klerides'in belgeyi imzalama niyeti olmadığını" -Yaaaa.
Peki Sayın Tıkaç, madem bu denli Rumların ve Hıristiyanlığın lehine durumlar söz konusu, niye imzalamıyor ki Klerides senin ince eleyip sık dokumalarla ayak sürtme oyunlarına vesile olan belgeyi? Cart diye imzalasa da, seni ortada bıraksa ya.
Artık Kıbrıs halkının Büyük Kıbrıs Tıkaçı'ndan, canına TAK etmiş vaziyettedir.
Başkanlık Sarayı'nın önünde binlerce kişi "HAİN DENKTAŞ!" diye bağıracak hallere düşmüş durumda. Zira hakikaten "Her şeyin bir bedeli var. Buraya kadar."
Peki sayın Denktaş için 'buraya kadar'; nereye kadar?
Madem müzakerelere kimi zaman katılamayacak denli tehdit altında
sağlığı; madem yok oraya uçamıyor da Ankara'ya uçabiliyor; bizi en müşküle sokacağı anda taburcu edilip basınlama toplantısı düzenleyebiliyor; sonra da -CAMLI KÖŞK'e gidiyor.
İyi mi?
Şimdi verebileceği her nevi zararı verebilmiş olmanın gönül rahatlığıyla
olsa gerek, bir hafta 'dinlenecekmiş' Camlı Köşk'te.
Hoş, yine bir tıkanıklık hamlesi yapması elzem hale gelirse, fırlayıp camları / mamları kırarak, eli ağzının altında, hafiften sırıtarak, kameraların ilgisi üstünde olsun yeter ki, yeni yangına körükle gitme / bağcıyı dövme laflarıyla huzurlarımızda olacağından adım gibi eminim.
Muasır medeniyette 'liderler' onlarca yıl tıkanıklık, pardon, işşş başında kalmadıkları gibi, sağlık sorunları bu denli ciddi boyutlardaysa, şahsi iktidarlarındansa, memleket çıkarlarını gözetmeyi vazife saydıkları için, İSTİFA ederek bir kenara çekilebiliyorlar.
İSTİFA diye bir kelime var yani:
"Bir işten KENDİ isteğiyle ayrılma."
Bu, neden Alla'sen bu topraklarda mümkün olmuyor? Yalnızca yapışma. Yapışma ve canının son damlasına kadar tıkama. Ne pahasına olursa olsun, iktidarda kalma. Mide bulandırıcı. O kadar.