Tiryakiliğin sefaleti

Le Manyak köpeğimiz kızımın odasının dibindeki gardrop bölgesinde mışılmışıl uyuyordu. Çaktırmadan, kontrol ettim.

Le Manyak köpeğimiz kızımın odasının dibindeki gardrop bölgesinde mışılmışıl uyuyordu. Çaktırmadan, kontrol ettim. Yine de gözlerini
aralayıp Al Pacino bakışlarıyla bana baktı.
Mümkün olduğunca usulcacık, üst kata çıkıp buzdolabının kapağını açtım. Bir paket çikolata alıp kapatmama kalmadı-
Koşarak yukarı geldi; dibimde belirdi.
Ben NE zaman buzdolabını 'zararlı' bi şey yemek için açsam, böyle! Aramızda müthiş bir 'psychic' bağ var. Oluştu.
Mükemmeliyete erişti.
Fatoş buzdolabını defalarca açıyor; gelmiyor. Kızım açıyor gelmiyor. Zira onların ona çikolata vermeyeceğini de biliyor!
Ben şeker hastası olacak/kör olacak diye inanılmaz endişeleniyorum. Çok
şişkolaştı üstelik.
Ama yine de dayanamıyorum. "Madem ben yiyorum bu meretleri, o da yer. Seviyor. İstiyor işte. N'apiim, yazık," filan oluyorum.
Oysa 1 Sahip olarak onun sağlığını düşünmem gerekiyor. Keyfini değil.
Ve fakat hayatta o denli az şeyi var ki 'keyfiyete' dair. Ev köpeği olduğu için zaten bir nevi mapus hayatı sürüyor. Ben de bu zararziyan alışkanlıklarının (mızın) onun hakkı olduğunu düşünmeden edemiyorum.
Bu da benim 'disiplin verebilen insan' olmadığımı, fena halde, her gün bana gösteriyor.
Buzdolabının açılmasıyla, köpeğimizin dibimde bitmesi gibi, her günün başlamasıyla bir belanın günün ortasına çökmesi OTOMATİKLEŞTİ. Tindersticks'in o bayıldığım şarkısında dediği gibi: "My life is trouble/Trouble every day."
Üstelik/esasında bir çeşit huzur freak'i dahi telakki edilebilirim ben. Yani hayatta huzuru kaçmasın diye her nevi önlemi alan biri için, ziyadesiyle huzurkaçırtıcı sayılabilir bu yaşam biçimi. İş 'kolu' yani. Benim yaptığım şekliyle.
Pek tabii ki (has okurlarım beni ezbere bilir) hem 'Dört yanım puşt zulası' ruhuna damlıyorum derhal (Ahmet Arif'in o harikulade mısraına sığınarak); hem de 'NEREYE KADAR?' sularına açılıyorum midillimle.
Pardon, tırandilimle.
Annem sağ olsaydı Vicdani Red Mahkemesi'nden sonra köşe yazarlığı yaptırmazdı eminim bana. E, şimdi annem sağ değil diye, ben kendimi hiç korumaya/korunmaya almayacak mıyım/alamayacak mıyım? Filan felan.
Kanırta anırta kendini köşe sahibi edindirmiş bir kızcaaaz TMSF tarafından işine son verildi diye kıyameti koparttı geçenlerde.
"Okurlarıma bir veda BİLE edemedim," diye.
Sonra Herkesin Hıncal Ağbisi, cömert ve cesurca ona sayfasını açtı. O da bir Veda Yazısı yazmış: 6-7 cümle/satır. Tırışkadan sıfır. Yazmasaydı n'olacaktı? "Yazmasaydım n'olacaktı?" yok bunlarda. Bulduğu her
ilaveye, dergiye, köşeye, şişeye çiziktirecek.
İsmini 'ölümsüzleştirecek' zahir. PR'cılık statüsünü pekiştirecek. Esas.
Zaten edebiyat yapıyorsan, roman yazıyorsan/yazabiliyorsan, köşe yazılarının gazoz ağacı ya da en iyi ihtimalle gazoz açacağı olduğunu hissederek yapıyorsun köşeciliği.
Ama geçenlerde Süper Akıllı bir arkadaşım "Senin taraftarın yok hiç. Senin tiryakilerin var," dedi. "Sigara gibi; seni bırakmak istiyorlar."
Bence hayatta müthiş bir 'karşılıklılık' ilkesi var. Ben de AYNEN okurlarımın beni mütemadiyen bırakmak istemesi gibi, onları
bırakmak istiyorum. Mütemadiyen.
Ama sigarayı bırakıp da bir yıl sonra/iki yıl sonra şehvetle/manyakça bir iştahla başlayanlar gibi, tiryakiliğime geri dönüyorum.
Ağzımdan kan gelmeye başlayıncaya kadar. (Metafor! İstiare! Teşbih! Benzetme!)
'Öğreten İnsan', 'Gerçekleri Dillendiren İnsan', 'Hakikat hastalığına Tutulmuş İnsan', 'Zırtapozların Hakkından Gelen İnsan' saplantıları da çokçok can sıkıcı köşeciliğin.
Romancılıkta bu yok!
En azından ben romanlarımda kimseye ders vermeye kalkmıyorum; tam tersine.
Bir de iki çeşit ünlü var anladığım: Banu Alkan Çeşidi bir uçta. Yani ünlü olmaya doymayan/doyurulamayan/NE PAHASINA OLURSA OLSUN ün için kafayı gözü dağıtan kişi. Ajdar Körlüğü: Halk Arasında.
Bir de: Kurt Cobain Çeşidi. Nefret eden/tiksinen ünden. Ünün kıstırıcılığından. Daraltıcılığından. Düşüklüğünden. Banalliğinden.
Ki, Türkiye'den bir Greta Garbo çıkmaz. (Ne kadar isterdim Türkan Şoray'ın gretagarbolaşabilme yetisiyle taçlandırılmış olmasını: Şimdi Cihan Ünal'la 'dizi' çekiyor!) Kurt Cobain hiç çıkmaz!
Yine de Duman'ın solisti çocuk hiç fena sayılmaz. Basıyo herife her türlü abrakadabra.
Yani şöhret, bi de leke gibi anasını satiim. Çıksın/bitsin/gitsin diye çitiledikçe de büyüyebiliyor. 'Notoriety' de öyle. Fena halde.
Çıkarın işte, dünyalık bir netice.