Türban da takmam bıyık da

KADER hani bi kampanya yürütmekte: 'Erkek olmak şart mı?' diye.</br>Bol photoshop'lu fotoğraflarına ünlü kadınlarımızın, tükenmez kalemle bıyık kondurmuşlar: Kadınların...

KADER hani bi kampanya yürütmekte: 'Erkek olmak şart mı?' diye.
Bol photoshop'lu fotoğraflarına ünlü kadınlarımızın, tükenmez kalemle bıyık kondurmuşlar: Kadınların siyasetimizdeki temsil oranlarının (içler acısı haline) dikkat çekmek üzre kotarılmış 1 kampanya.
Başarılı da oldular ilgi çekmek hususunda. Bakıp geçmiştim ben, diyelim. Ama bir gün Yeni Şafak'tan aradılar. "Bu kampanya başörtülü kadınların Meclis'te temsili hakkında hiçbir şey söylemiyor. Ne diyorsunuz?" vari.
Ben de 1 şeyler söyledim. Mevzu önemliyse dayanamayıp konuşuyorum. Sonra da bin pişman oluyorum. Zira en az iki-üç dakika konuştuğunu varsayalım. (Bi de benim çok hızlı konuşma hakikâtim var.) Baştan üç-beş kelam, ortadan bi cümle, sondan 1 kaydırmaca: Gazeteyi açıp baktığında inanamıyorsun. Söylediklerinin hiçbir şey ifade etmeyen hale getirilmiş bir haliyle karşılaşıyorsun.
Ama Yeni Şafak'ın sorusu karpuz kabuğunu düşürdü mü denizlerime? Düşürdü! Atladım mı mevzunun sularına?
Bu memleketin kadınlarının yarıdan fazlası başörtüsü taktığına göre, onların Meclis'te temsili için KADER'in 'özenle' hiçbir şey söylememesi demek; kadınlarımızın yarıdan fazlasını 'kafadan' yok saymaları anlamına geliyor ki, bu mu 'eşitlikçi' bir yaklaşım talep etmek?
Eşitlikçilikten yola çıkarken böylesi eşitlik karşıtı bir yaklaşım, olacak iş değil elbette.
Sonraki safhada, Yeni Şafak'tan tekrar aradılar. KADER'cilere sormuşlar türban takıp poz verir misiniz peki? vs. Onlar da isimleri çok çok gizli kalmak şartıyla, bunun mümkünat haricinde olduğunu belirtmişler. Bıyık takabilirler yani; ama türban asla! Laikçi 'refleks' artık refleks olmaktan çıkıp 'felç' kıvamını aldı. Ama başından beri öyleydi. Hani nerde eski/güzel günlerin laikçi refleksleri diye yerineceklerden değilim. Ben kıl/tüy/toz/buz oluyorum zaten tüm bu refleks imitasyonu/kisvesi altında 'Benim özgürlüğüm senin (inanç) özgürlüğünü döver' anlayışına.
'Peki siz başörtüsü takıp resim çektirir misiniz?' dediler Yeni Şafak'çılar. 'Memnuniyetle' oldum. (Üstüne 1 de yasin okurum.) Yok, hakikaten 'Sevinçle' oldum. Zira KADER'in yaptığı, olacak iş değil.
Tamam; kadına kota, kadına kollama, kadına eşitlik DE; HANGİ kadına? Kim bu Esrarengiz Kadın Tipi KADER'in Meclis'te bizleri temsil ederken görmek istediği?
Diyelim Büyük Birlik Partisi (tamamen farazi) Rahip Santoro'yu öldüren Küçük Katil Ogün'ün annesini Meclis'e sokmak istese (zira militan 1 kişiliği var bu annenin, mahkeme giriş-çıkışlarında oğlunu can-ı gönülden destekliyor, bağırıp çağırıyor 'Çok ceza verdiniz!' diye) yani: KADER, BBP'nin, MHP'nin yanında mı? Kadın kotasına karar verirlerse?
Hoş; Küçük Katil Ogün'ün annesinin başı bağlı, onun için, yani başı bağsız kadınların yanında olduklarını, çok zımni-açık 1 şekilde belirtmiş olduklarına göre, onun yanında yer almayacak KADER. Peki Meral Akşener'in? Asena Apla'nın?
Ya da meclisimizde bulunan ideal kadınlarımızdan örnek verelim: Canan Arıtman'ın? Diyelim CHP'li/silahlı/külahlı Arıtman'ın meclisimizdeki varlığı kadın hareketine 1 katkı mı sağlıyor; ya da gönendiriyor mu bizi kadınlar olarak? Nimet Çubukçu peki, başı açık bir AKP'li ve fakat 'kadın' bir milletvekili mi?
Rice, Çiller, Benazir Butto; evet tüm bu sağcı/korkunç/alavereci kadınlar cinsiyet olarak bizim cinsimizden, ama kuşandıkları kimlik politikacı olarak erkeklerden daha erkek, daha 'erk' düşkünü/bağımlısı, daha statükocu, 'nerde şşrakkk, orda bırak ve hatta hiç bırakma paşam' değil ise, nedir, söyler misiniz?
Her şey, parti içi demokrasilerin işletilip işletilmemesinde düğümleniyor. Sonuç olarak mutlak 1 biat pratiği söz konusu olduğundan siyasi partilerimizde, emir-komuta zinciri; Genel Başkanların ennnn beğendiği kadın politikacı figürleri kadınlığından/kadın haklarından/kadın haklılığından en feragat etmiş tiplerden oluşacaktır kuşkusuz.
Ya da 'piti piti inciyim/güzellikte, zerafette birinciyim' kategorisinden 'nonexistent' (varolmamayı varoluş biçimi haline getirmiş) prenseslerden. Ki, bunlar çoğunlukla mühim babaların kızları/mühim kocaların eşleri olup 'o bir gölgedir/varlık sanırsın' ismiyle de papatyaprensesler kategorisinde (yeniden) değerlendirilebilirler. (Onlara isim/tasvir 'çok' yani. Onlar ne denli 'yok' iseler.)
KADER'in yıllardır işin içinden çıkamadığımız (zira hakikaten desteklemek istiyoruz yürekten) KADIN DEĞİL HANGİ KADIN? sorunsalı 1 yana; peki benim 'Aman ne şahane olur. Çabuk bana da 1 türban hazırlayın!'
diye nerdeyse balıklama atladığım tekliften durunduk yerde/kendi kendine/zamanın etkisiyle buzzz gibi soğumam nasıl gerçekleşti?
İşin içinde toplu faaliyetlerde kendimi oralara sığamayacak denli toplu (ya da zayıf) hissediyor olmamın, herhangi bir 'grup' çalışmasının/çıkartmasının beni derhal o işten soğutmasının katkısı DA var. Tabii ki.
Ama diyelim artık başörtülü kadınların haklarını savunan yazılar da kaleme almıyorum. Bu işe yüreğimi koymuyorum. Ve hatta gündelik hayatta şahit olduğum çirkin sahnelerde duyabildiğim hâlâ, yoğun rahatsızlıklar bir yana; türbanla ilgili hiçbir his duymuyorum. Duyamıyorum. Esef filan da duymuyorum, yanlış anlamayın bu duygulanım/hakkâniyet tıkanıklığından ötürü.
Bu da bi nevi giriş oldu. Yazacağız belli ki: Neden başörtülü kadınların hakları (artık) beni ilgilendiremiyor? Böyle habire bağlayan bi yazıyı diğerine, bi köşe anlayışına da yelken bezi dikmiş olduk.