Türkiye Cumhuriyeti savcılarının meselesi nedir?

Yücel Aşkın davasından başından beri sorumlu olan savcı, beraatini istedi Van Üniversitesi Rektörü'nün. Çok daha sonra aynı davaya bakması için...

Yücel Aşkın davasından başından beri sorumlu olan savcı, beraatini istedi Van Üniversitesi Rektörü'nün. Çok daha sonra aynı davaya bakması için, esrarengiz bir biçimde atanmış olan savcı ise süre istedi davayla ilgili mütalaasını verebilmek için. Bir savcı bir davadan alınmadan neden ikinci bir savcı atanır ve böylesi 'çelişkili' bir durum yaratıklandırılır Türk Hukuk Semaları'nda eminim hukukçularımız girdikleri şoktan çıktıklarında, uzunuzun tartışacaklardır.
Ama Türkiye Cumhuriyeti Savcıları, benim gibi, yazıları yüzünden, hakkında habire dava açılan biri için kanayan 1 yaradır. Neşterimi (titreyen, amatör ellerimle) sallamaya yeltenmeden edemeyeceğim.
Hatta Savcılarımız (bizim savcılarımız) neden böylesi çelişkili kararlar almakta, Van'daki örnekte olduğu üzre, ikisi birden mahkeme salonunda bulunarak, birinin beraat isteyeceği gün, diğeri inatla bu mütalaayı nerdeyse sabote etmek üzre, "Hayır! hiç de 1 kerem" yaparak handiyse, Hukuk Tarihimiz'de bir ilke imza atmaktadır?
Kendini 1 Hukuk ve Adalet Şelalesi olarak görmekte alabildiğine ısrarcı (aynı zamanda Hükümet Sözcüsü) Cemil Çiçek'in bakanlığı sırasında yaşandı tüm bu Kerinçsiz Takımı'nın bitmek bilmeyen suç duyuruları, mahkeme basma sahneleri, avukatları dahi itip kakma enstantaneleri, başta Hrant Dink bir avuç malum demokratın hedef tahtası haline getirilmesi naklen yayınlanan o korkunç göntülerle.
Hedefi vurdular da nitekim: Hrant Dink öldürüldü. Cemil Çiçek hâlâ Adalet Bakanımız.
Orhan Pamuk'un İsviçreli bir gazeteciye verdiği röportaj yüzünden, Türklüğü alenen aşağılamaktan (meşhuuur 301) yargılanması talebini İstanbul Cumhuriyet Savcılığı REDDETMİŞKEN diyelim, Şişli'de çok velut bir suç duyuruları tasdik ve kabul etme ortamı var, hemen 1 savcı açtı o davayı. Açtı da bizler de (tüm dünyayla birlikte) o güzel sahneleri izleyebildik. Arabanın camlarının kırılmasını filan.
Yani Suç Duyurusu Canavarları diyebileceğimiz 'duyurucular' var memlekette, bir de Suç Duyurusu Müptelaları diyebileceğimiz savcılar var. Anında her suç duyurusunu, dava açarak mükâfatlandıran-
Aynı Kerinçsiz Takımı gibi (sözde) milliyetperver (özde) ırkçı ideologlama kategorisini (savcısıyla-suç duyurucusuyla) bir yana bırakıyorum. Onlar zaten tedavisi mümkünatsız, zararziyan bir fanatikliğin bakarkörlüğü içinde, filleri tarif etmeye devam etsinler. Ve provokatörlük mesleklerine.
Ama BU memleketin doğru dürüst savcıları, hâkimleri DE var. Diyelim: 318'den (halkı askerlikten soğutma) ve 288'den (adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs)- Bir davam daha: Rahip Santoro'yu öldüren Küçük Katil Ogün'ün ailesi çok çok rencide olmuşlar(dı) 'Hırtlar Vadisi' yazım yüzünden: bi de o dava- bu üç davada öylesine yetkin bir biçimde kaleme alınmış (değme köşe yazarı öylesine maharetle kullanamıyor kalemini), öylesine düşünce ve ifade özgürlüğünden yana mütalaalar verdi ki Türkiye Cumhuriyeti Savcısı Kadir Yelkenci-
Size yemin ederim, gözlerim doldu mahkeme salonunda. Öylesine beklenmedik bir armağan gibi gelen, öylesine özgürlüklerden yana, hukukun NE anlama gelmesi gerektiğine dair dersler de içeren mütalaalar.
E, şimdi Kadir Yelkenci de Türkiye Cumhuriyeti Savcısı, Kadıköy Adliyesi'ne Hırtlar Vadisi yazım nedeniyle yapılan suç duyurusunu anında 'değerlendirip' ON ALTI YILLA yargılanmamı talep eden savcı bey de.
Suç duyurusunu kabul edenlerle, mahkemelerde mütalaa verenler daima (ve Allahtan) ayrı savcılar oluyorlar.
Sistem (Allahtan) böyle.
Ama BU ülkede savcılar bir türlü takipsizlik kararı vermiyorlarsa, bu denli az takipsizlik kararı vermeye 'cesaret' edebiliyorlarsa, bunun nedeni: iktidarla göbek bağının kesilmesine siyasetçilerimizin bir türlü razı gelemediği 'guguk' sistemimizdir...
Bir savcı takipsizlik kararı verdiğinde 'denetleniyor'. Kararı incelemeye alınıyor. Kim tarafından? Adalet Bakanı'nın etkisi altındaki, idari bir kurul olan Teftiş Kurulu tarafından.
Oysa bağımsız bir kurul denetlemeli savcılarımızı. Adalet Bakanlığı'na (gönülden) bağlı müfettişler denetlediği sürece savcıların takipsizlik kararlarını- BU SİSTEMDEN ne denli 'yansız' kararlar bekleyebiliriz?
Gel de yani, herrr suç duyurusuna atlayan savcılarımıza acıma! Emir Demiri Keser Diyarlarında.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 'başkanının' Adalet Bakanı olması da, onun emrindeki müsteşarın 'doğal bir üye' olması da, iktidarın yargı üstündeki tahakkümünün bangır bangır bağıran 1 vahim göstergesidir.
Evet: 3 üyeyi Yargıtay, 2 üyeyi Danıştay seçip gönderiyor Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na. Ama GÜNDEMİNİ kurulun, Adalet Bakanı (Sn. Cemil 301 Çiçek) belirliyor. Düşünün!
Şimdilerde (esasında epey bir zamandır) Sn. Çiçek, Kurulu 'paralize' etmiş vaziyette. 'Kaput!' desek, 'Kapalı' desek, yeridir kurul için. Zira Yargıtay'da 23 üyelik, Danıştay'da 9 üyelik boş. Kurulun (emrine amade olmayan) 5 üyesi bu yüksek yargı organlarına istediği kişileri seçtirmeyeceği için, Sn. Çiçek gündeme seçimi almıyor.
Yani: madem onun istediği kişilerden değil de (yargıdan gelenlerin istediklerinden) seçilecek yeni üyeler, o zaman hayır! seçim yapılmasın.
Yüksek yargı tıkansın.
Adalet mekanizması paslansın.
Tıkaç Çiçek memnun mesut, Adalet Bakanlığı'nın hükmünü sürsün.
Korkunç! değil mi?
İktidar yargıdan elini çekecek mi?
Hayır!
Bu ülkede hakiki anlamıyla bağımsız bir yargı mümkün olmayacaksa, burası gerçek bir hukuk devleti olabilecek mi?
Yukardaki cevap!
Çiçek'ten kötüsünü bulup özenle muhafaza edemezlerdi. AK Parti'ye 301 adet siyah laleden oluşan bir çelenk gönderiyorum. 'Özgürlükçü', 'Adaletçi' partilerinin kapısına.