Uzanmışım kanepeye

Salonda 2 pervane var: Dolayısıyla en serin koşulu temin eden yer, evdeki.</br>Esasında Ennn Serin gidip aşağı kattaki banyonun fayanslarına uzanma hali.

Salonda 2 pervane var: Dolayısıyla en serin koşulu temin eden yer, evdeki.
Esasında Ennn Serin gidip aşağı kattaki banyonun fayanslarına uzanma hali. Ama şişkocan köpeğimiz (şişkocin mi demeliyim?) orada uyukluyor sürekli. Ve birisi banyoya girmeye yeltenirse başını çevirip hayretler içinde bakıyor: "Ne arıyorsunuz benim odamda?" bakışı.
Kedilerin, köpeklerin kendine güvenine hayranım. Bazı milletlerin de.
İşte salondaki kanepede kendimi gazete okurken buldum. Sabahtan beri okuyorum esasında. Araya bi arkadaşlarla yenilen öğ. yemeği simülasyonu dahi, girdi.
Demek bitirememişim gazeteleri Sosyalleşme Ayinleri nedeniyle. Yüzünden.
Böyle işsiz/güçsüz bir 'eda' içindeyken: 'A, saat kaç?' oldum. (Ve hatta: 'Tilkitilki?')
Ki, Cevdet arar bazen 3-3 buçuk sularında. Bugün aramadı. Zaten 'bazen' arıyor. Acı gerçekle yüzleştim; 4'ü on geçmiş!
Birazdan ararsa Cevdet de Acı Gerçek'le yüzleşecek; "Yazıyorum Cevdet" diyeceğim.
Bi yaz hani habire Sertap Erener'in 'Uzanmışım Kumsala'sı çaldı. Çok kıl oldum o parçaya o yaz(lar) boyunca. Hiç de fena değilmiş. Ve hatta Sertap'ın en eğlenceli şarkısıymış.
Baksanıza başlığa sızmış!
Derken aklıma (herhalde akrabalık durumundan) Nil Karaibrahimgil geldi. Türkiye'de Yaşayan En Güzel İnsan o, resmen. Bakınca çocuğa, fotoğrafına filan, insanın içi açılıyor.
Ben güzel'e güzel demem. Bakınca insanın içi açılmalı. (Diyelim Çağla Şikel filan harbiden korkunçsınırında geliyor bana.)
Ve fakat Nil'in bu kadar şeker olması şart mı? Tamam Amy Winehouse'a bağlamasın; ama Göksel BİLE ondan daha vahim arızalar ihtiva ediyor. (Vaad ediyor ya da.)
İçimden Nil'i, Ayça Şen'i filan 1 adaya kaçırıp procelendirmek geçiyor. Artık Ayça da harbiden utanmıştır ondan bahsetmelerimden; siz de sıkılmışsınızdır, ama nasıl Annelik Bayrağı'nı yere serdiğini yazmış cumartesitesi. En beğendiğim mevzu.
Zorla 4 gün tatile çıkarttığım Biricik Arkadaşım: "Bu annelik işinden acayip sıkıldım. Bi de kaydını yaptırırım; benden bu kadar" dedi. Geçenlerde.
Ama oğlunun üniversiteye giriş kaydı söz konusu, dikkatinizi çekerim!
Üst düzey nevrotik kadınlar annelikte SınırTanımazAnneler vs. tarzı 1 model geliştirip, yani değdiriyorlar. Gırtlaklarına kadar İyi Anneliğe batıyorlar. Bünye de zayıf zaten, kaldırmıyor tabiatıyla.
Sonra da tabii gelsin hacizler, gitsin istimlak çalışmaları, icra, iflas. Ben de teşbihte 'değdiriyorum'. Hakikaten teşbihsiz yazamaz, tespihsiz gezemez oldum. (Koh kidi hoh hoh.)
(Bu esprileri saçınca, birilerinin beni tespihle geziyor sanması da cabası.) Arkadaşlar! ne Cihangir'de yaşıyorum ne de tespihim var.
Hoş annemden kalma bi tespih koleksiyonu var 'şifonyer'de.
(Şifon yiyince, öbürlerine de 1 şey kalmıyor.)
Cihangir deyince: geçenlerde beni sokaklarında görüp "Gelmiş semtimize, bak nasıl dedikodu yapıyor" diye Ayrımcılık Yolları'na sapmış bulunan Yıldırım Türker'e sesleniyorum.
"Lütfen; Değerli Yıldırım Türker! (kaldırmacalıdiplomatdili) ARTIK 1 Fazıl Say Konseri'ne gidip onun tuştuş Nâzım Hikmet Ruhu'na can veren ortamının parçası olun. Anladık; Fenerbahçe Oratoryosu'nu kaçırdınız; anladık İttihat ve Terakki Ruhu'nu anlamadınız. Ama hayatında hiç kivi yememiş adamın 'kividuyarsızlığını' hatırlatan bir tutumla (çok ketum 1 tutum anlamında) 'Varoşlara Varış' procesine arkanızı çevirmeniz ne aydınsallıkla bağdaşmaktadır, ne de hümanizmanın herhangi bir rengiyle."
Her makalede şart olan Toplumsal Misyonu(m)u DA tamamladım. Artık sondaki (m) harflerini hep böyle parantezleyerek opsiyonel bırakalım. Bırakalım ki; cumhurumuzun başkanı olarak Başıbağlı Bir Hanımın Eşi'nin seçilmiş olmasını, Bekir Coşkun'u hiç de develetmeyecek şekilde (hayvanseverler arasında: aratmayacak) protesto etmiş olalım.
Bilen Bilir (bilmeyenler için de altın fırsat) parantez kullanmaktan hiçbir zaman imtina etmedim, etmeyeceğim, edilmeyecektir.
Bu Özal Çocukları'nı içinde debelendikleri siyasetenboşlukçuluktan hakikaten kurtarmak lazım.
Taksi şoförü Ayça Şen'in programını dinlerken duydum: Gidip yedi buçuk liraya mı ne Dostoyevski almış kendine. Meğer 'Karamazov Kardeşler' çok ciltmiş; o galiba sırf ikinciye ulaştığını eve gidince fark etmiş!
'Karamazof Kardeşler'i okumadan hiç kimse BU köşeyi okumasın.
Men ediyorum.
Ayıp denen 1 şey var ya.
Ama 'En büyük eser?' derseniz, 'Moby Dick'i de yapıştırırım.
Çalıkuşu Duyşen Karadağlar'dan bildirdi. (Kayıt Koşulları'nı bilahare açıklayacağım.)