Vicdan Kanseri: Sosyopatlık

Hülya Avşar dergisinde mi, orda burda (ben alıntıları ve nerdeyse alıntılardan alıntıları okuyorum zira) bombardımanlamış yine ortalığı. Dört başı mamur 1 sosyopatın özz güveniyle.

Hülya Avşar dergisinde mi, orda burda (ben alıntıları ve nerdeyse alıntılardan alıntıları okuyorum zira) bombardımanlamış yine ortalığı. Dört başı mamur 1 sosyopatın özz güveniyle.
Bir ay kadar önce mi ne, Ebedi Rakibesi Feraye Tanyolaç röportaj verdi, özenle pozlanmış/rötuşlanmış (Ben de Güzelim) fotoğrafları çektirdi kucağında (Kaya) bebeğiyle. Orda Hülya Avşar'ın Eski Eşi'yle olan beraberliğine dair, mutluluk tasvirler vardı. Diyelim yatakta, sabahları birlikte 'Monk'u seyrediyorlarmış Kaya Çilingiroğlu ile.
Bence bu yüzde yüz garantili 1 mutluluk tasviri, hatta reçetesidir. Harbiden söylüyorum: birlikte (sabahları) Monk seyreden bir çift mutlu+uyumlu+huzurlu demektir. Orda burda çekilen fotoğraflarında da Çilingiroğlu'nun eli Feraye Tanyolaç'ın omzunda filan, üstlerinden başlarından mutluluk akıyor. Gözleri ışıyor filan.
Bu röportaj üstüne NE düşündüğünü (hissettiğini) soruyor Milli Eş Avşar'a 1 magazin muhabiri. O da: "Çok iyi hissettim kendimi" yollu laflar söylüyor. Zira o röportajda ONU KISKANAN BİR KADIN GÖRMÜŞ! Feraye Tanyolaç onu kıskanıyor yani (hâlâ ve sonsuza dek) o da kendini bu nedenle çokçok iyi hissediyor. Bütün Türkiye onu kıskanıyor; bu nedenle de, kendini çokçokçok iyi hissediyor. Ben kıskanıyorum, bu yazıyı kaleme alıyorum. Yani Hülya Avşar'a su içse yarıyor, her şey her an onun lehine gelişiyor, cümle âlem, 7 düvel onu kıskanıyor da kıskanıyor. Çünkü o acayip 'kıskanılası'. Top of the pops: kısacası.
'Aa! şişmanladı', 'Yuh! selülitlere bak', 'Yaşlandı, yağlandı' haberlerine abandığı için magazinlememiz, kaplanlar gibi saldırıyor Avşar. "Proposyonları süpermiş/hâlâ dünyanın en güzeliymiş/uluslararası ödülü olan TEK oyuncuymuş"- dergisinde atıp tutmuş. Nur Çintay alıntılamıştı, ondan okudum.
Moskova Film Festivali'nden almış olduğu (zira başka ödülü yok) o meşhuuur, 'uluslararası' ödülün heykeli/plaketi yok elinde mesela.
O sene öylesine kargaşa içide dağıtılmış/İtalyan bir sanat mentoru hanımı etkilediği için Sinan Çetin'in 'önerisiyle' ona (nerdeyse) hibe edilmiş, tuhaf mı tuhaf (ismi var cismi yok) 1 ödül! Söz konusu pazarlanmaya doyulamayan 'başarı'.
Bunun önemi yok! Özgüveniyle hakikatler arasına hiç kimseyi ve hiçbir bilgiyi sokmaz. Tipik 1 sosyopat olarak Hülya Avşar.
Bi türlü ayrılmayı beceremediği Eski(yemeyen) Kocası'nın yeni partneriyle olan bariz mutluluğundan çıkardığı netice: "Orda beni kıskanan bir kadın var" neticesi. Diyelim.
Bir arkadaşımın 'Moralli ...' diye bir lafı var. Nokta noktaları siz tamamlayın yani. 'Moralli Tavuk', 'Moralli Şantöz', 'Moralli General'. Bu mevzuya Avşar'ı vesile bilip daldım; zira sosyopatlık mevzuu çok önemli 1 mevzu. Çağımızın (ruh) kanseri diyebiliriz bu 'hastalık' için ve hatta çağımızın vicdan kanseri. Üstelik bulaşıcı mı bulaşıcı. (Viral.)
Bu mevzuyu bu kadar tuzaklı yapan şey ise: hem çok yaygın olması/hem yükselen/yükselmesine engel olunamayan değer olması/hem de yaygınlığı ve ithaf edilen kıymeti neticesinde 'teşhisinin' alabildiğine zor olması.
Zira sosyopata kalırsa 'hasta' asla ve kat'a değildir. "Sensin hasta! Sensin kıskanç!" der çıkar işin içinden. Sosyopat toplumda bu yağ gibi suyun üstüne çıkma haliyle fevkalâde kabul de görür.
İşte sürekli sayısız örneğini izlediğimiz 'pathological optimism' (hastalıklı iyimserlik) sosyopatlığının emarelerinden biridir. Bunlar sürekli gördükleri düşü hayra yorarlar. Üstelik gündüz gündüz/uyanık uyanık düş gördükleri için de; her şey iyidir: onlar için/her şey güzeldir: en başta kendileri/başarıdan başarıya koşmaktadırlar/Allah onları övüp başkalarını sövüp yaratmıştır ve herrr şey herrr zaman onların lehinedir, lehine kalacaktır. Nokta. (Virgülü yok.)
Dergisinin son sayısında 'yaptığı en büyük çılgınlık olarak' BOŞANMASINI gösteren bir kadının (eski) kocasının yeni beraberliğinin böylesine yoğun teşhirlenmesinden, çok da memnun olmadığı sonucunu çıkartabiliriz, değil mi?
Türkiye'nin En Teşhir Edilmiş Çocuğu olan kızı Zehra'nın yeni partneri Sadettin Saran'ın kızıyla birlikte kameraların takibine maruz kalması üstüne geçirdiği sinir krizinden de, Arzu Ettiği Kadar Mutlu olmadığını filan çıkarsayabiliriz. (Magazincilerle bunca kulağa parmak olan da, ninem değil oydu yüz yıllarca.)
Ancak biz ne çıkarırsak, toplarsak, çarparsak Sosyopatın Aritmetiği'ne ulaşamayız. Zira sosyopatın aritmetiği kendi içinde (kapalı/hastalıklı) bir devre olarak cereyan etmektedir. Kendi anına göre devşireliverilen 'kural' numaralarıyla.
Bir başka Büyük Türk Sosyopatı'nın, Ex-Genel Ağbi Faltaylı'nın son verdiği (Yeni Harman) röportaja bakarsak, yine bu yaygın hastalığın, kör parmağım gözüne emareleriyle karşılaşabiliriz durunduk yerde.
Çok 'şanlı' 'dürüst' 'cesur' bir gazetecilik yürüttüğü için (Özü Sözü 1 Muhalif Adam) Faltaylı, Patronu'nun 1 milyar dolar kaybetmesine (Sabah+ATV grubuna el konulması kast ediliyor) neden olmuştur. Ve fakat pişman değildir. Patronu da delikanlıdır; o da pişman değildir. Şişman hiç değiller-dir. (Zaten sosyopatlık hiçbir zaman pişman+şişman olmamak değil midir?) Yalnızca normaller şişman+selülitli+karakafa ve pişman olurlar. Sosyopatlar 'sarışın', 'kıskanılası', 'vatansever' ve 'başarıcan.'
Kardak Krizindeki (Yiğit) Rolü'nden, benden yazı beklendiğini iddia ettiği bir pazar gününe kadar atar-tutar, atar-tutar! O kadar atıp tutmaktadır, o denli frenleri boşaltmıştır ki; her bir cevabının başı, sonunu imha eden bir kaset kıvamındadır.
Üçüncü kişilerden 'duyduğu' rivayetleri birebir kendisi yaşamış/şahit olmuş/gözlemlemiş edası da takınır, bindiği 'Ben dememiş miydim? İlk ben yazmamış mıydım?' isimli YalanDolan marka sürat motorundan inmek nedir de bilmez.
Olayları 'yaşayanlar' sağ olduklarına göre ve Allah'a şükür gözleri+kulakları+kalem tutan elleri olduğuna göre, nasıl böylesine destursuz atabildiği 1,2,3 merak konusudur ve tamamıyla psikopatolojinin sınırlarına girmektedir. İşin, teknik (psikolojik) kısmıyla devam edeceğiz. Erken teşhis! diyerek, çoluğa çocuğa karşı uyarıyorum. Dostça.