Ya bir şey yapın ya da çenenizi kapayın

Esasında bir-iki köşeci yazdı mevzuyu taraflıca. ?Türkiye Türklerindir? yazan bir gazetenin üstünde; baştan (balıkbalık) koktuğunu, böylesine siyaseten yanlışçı bir sloganın altında doğru gazetecilik yapmanın imkânsızlığını.

Esasında bir-iki köşeci yazdı mevzuyu taraflıca.
‘Türkiye Türklerindir’ yazan bir gazetenin üstünde; baştan (balıkbalık) koktuğunu, böylesine siyaseten yanlışçı bir sloganın altında doğru gazetecilik yapmanın imkânsızlığını.
Hakikaten: Türkiye, Kürtlerin değil mi? Lazların, Çerkezlerin, Gürcülerin, Alevilerin, Ermenilerin, Rumların, Süryanilerin değil mi aynı zamanda Türkiye?
Onlar Bu Topraklar’a ait değil mi ve bu topraklar, onlara?
Sen şimdi en çok satan (sözümona) en prestijli gazetenin üstüne ‘slogan’ diye bunu çaktığın anda, bir duruş sergilemiş oluyorsun.
Siyaseten yanlışçı olmaktan serçe parmağım kadar imtina etmeyen bir duruş.
Milliyetçi, ultra milliyetçi, feci milliyetçi, faşizan bir duruş.
Kürtler’e sürekli bi şeyler vermekten söz ettiğimiz BU günlerde-
Onlara Marmaray’ın bitmesine 5 kaldığını müjdelemekten azıcık fazlasını vermemiz gerekiyor- değil mi? BU Günler’de?
Diyelim Bu Gazete, bu siyaseten (feci) yanlışçı sloganından; ansızın vazgeçebilir.
Bu Gazete, 60’ıncı yılımız vs. ayağına İnsan Hakları Treni diye bi şeyler üfürme ihtiyacını hissetmiş bir gazetedir.
Zira: devir böyle.
Devir, artık VE DAHİ DURALAR Devri. Artık şiirler, şarkılar, oyun havaları, kokoz barış heyetleri ve içi boş zırvalıkların ötesinde çok temel, çok küçük; ama çok vahim adımlar atmanın zamanı. Tammm zamanı.
Diyelim: İstiklâl Marşı’nın topraklarımızda yaşayan diğer milletleri rencide eden sözleri.
İstiklâl Marşı’nın sözlerini değiştirebiliriz.
Aleviler’e Diyanet bütçesinden hak ettikleri payı verebiliriz.
En göze batan gastemizin bu iliğine/kemiğine siyaseten yanlışçı sloganını alıp Tarih’in Yanlışlıklar Çöplüğüne fırlatıp atabiliriz.
Abdullah Öcalan’ın hapishane koşullarını düzeltebiliriz.
Kürtçe eğitimi ilkokul müfredatına dahil edebiliriz.
Diyelim bunlar (bence) çok küçük, çok temel, çok insani, çok gecikmiş, çok mühim adımlar.
Böyle temel adımlarla başlayabiliriz.
İşe koyulabiliriz.
Yok barış zımbırtısıymış, yok o heyetmiş, şu çenesi kapanmaknedirbilmeyenşişikegoların mütemadiyen kendini gösterme gösterisiymiş-
Benim bütün bu esasında adım olmayan danslara karnım TOK.
Sanırım Kürtler’in de öyle.
SOMUT şeylerden başlayalım.
Sembolik olduğu kadar ağırlığı olan şeylerden.
Neden Meclis’te Kürtçe yemin edilmesin?
Ne sakıncası var?
Tabii benim söylediklerim ÇÖZÜME YÖNELİK şeyler.
Türkiye Cumhuriyeti’ne demokrasi sınıfında sınıf atlatacak şeyler.
Bizi Muasır Medeniyet Demokrasisi seviyesine taşıyacak şeyler.
“YOK! Bunlar yapılmaz” diyorsanız (ki, diyorsunuz) oturun aşağı.
Kapayın çenenizi.
Lagaydı da, lugaydı da, şiirdi de, mertekti de: oyalamayın ortalığı.
Zira: FECİ SIKTINIZ.
Zaten: ceberruttunuz, sıkıcıydınız, geriydiniz, çekilmezdiniz, antidemokratiktiniz, faşizandınız, şirrettiniz; ama iyice çekilmezleştiniz.
Zira: HABİRE AYNI ZIRVALAMALARLA mütemadiyen konuşup hiçbir şey söylemeyerek yoruyorsunuz adamı. Geriyorsunuz ortamı. Şişiriyosunuz da şişiniyosunuz.
PATLAYACAK MEMLEKET SİZDEN. Karnı tok size. Sizin palavralarınıza. Kurusıkılarınıza.
Donuk balık gözleriniz, çirkin alt
dişleriniz, biteviye hakikatsiz laf dizinlerinizle ONCA ortalıkta olmanızdan cümle âleme böğürtüler geldi.
Sonra tabii İnsan Hakları Treni kaldırıp (böyle bi ihtiyaçlar+ihtilaçlar) içinde, “Be hey size kaldıydı insanıydı haklarıydı” diye insanın tepesini attırırsınız.
Memlekette gerçek bir çağdaş sanatçı olsa, gider koca bi Kıç’la karşılardı sizi istasyonlardan birinde.
Gülen bi Kıç’la. Mekanik ve devvv Kıç’ı güldürürdü treniniz istasyona girdiğinde.
‘Kıçıyla gülmek’ lafının protest sanata dönüştürülmüş hali- olurdu.
Somut bi hareketiniz yoksa, olmayacaksa: bir düzeltme, bir jest, bir hak verme, bir özür, bir nedamet-
Kapayın o yerlerden kalkmayan çenelerinizi artık! Konuştukça boşalıyorsunuz ve yara kaşıyorsunuz. Açık kalmasında ısrarcı olduğunuz yaralar- habire toprakların üstüne üstüne kanıyorlar.