Yağmur coşkusu

Arada bir böyle hava civa durumudur, ruhiyat meteorolojisidir yazı attırıyoruz ki, mantar panolara filan asılsın. Millete deniz feneri olsun-DERMİŞİM.

Arada bir böyle hava civa durumudur, ruhiyat meteorolojisidir yazı attırıyoruz ki, mantar panolara filan asılsın. Millete deniz feneri olsun-DERMİŞİM.
Bu Kankigiller'in DERMİŞİM'i var ya-kült neşe lafı.
Biz bunu muhtelif laflarımızın sonunda Bay F'yle kullanıyoruz. Melek de -ağırlıklı çocuk- sinir oluyor bize. 'Kullanmayın o lafı' diyor. İhtar alıyoruz.
Bugün 'Ben sarı kart alacağım' diye gitti okula. İngilizce kitabını okulda unuttuğundan o ödevini yapamadı.
Ben de: "Hayatta sarı kart da var, kırmızı kart da" şeklinde çelebi annelik rolüne sıvandım ki -Melek duysa bunları yazdığımı, öldürür beni.
Efendim Kankigiller'e dönersek -SAHİ NERDE ONLAR??
Ben onların, çalıştıkları ilk kanalda, epey bir müdavimleriydim: Eğlenceli bulmakla/felaket bulmak arasındaki sarkaçta hemen herkesi sallandırdıkları gibi, beni de sallayıp durdular.
Gel zaman git zaman, hayatımın en acıkslı günleri, (başımızda roman belası, ihtilaçlar içindeyiz) gecenin bilmem kaçında deneysel kanallardan birinde karşıma bunlar Aykut Işıklar'la ciddi ciddi mülakatta çıkmasınlar mı?
BENDEN bahsedip Arto'nun kalitesizliğine karşı, benim adımı "O yapıyor; ama kaliteli yapıyor" diye vermesinler mi? (Ben o sırada Dalmaz'da çıkıyordum.)
Dünyalar benim olmasın mı?
Ben sonraları anlattım coşkuyla Yıldırım'a. "Kankigiller bile beni tanıyor! Tanıyorlar! Tanıyorlar! Benden bahsettiler: sitayişle hemi de" diye.
Yıldırım da: "Aman iftihar et işte" diye: hani eşinin dostunun frenine basan şahane sahte nadanlığını, sergileyiverdi şerefime.
Olsun. Coşkum dinmedi.
Burda aklıma Mansur Ark'ın harikulade mısraları düşüverdi:
Aşk dediğin buymuş
Çok ciddi bir duyguymuş
Buna inananların hali
Maalesef buy-MUŞ
Kapattım pencerelerini kalbimin filan felan devam eden hani.
Epey geçenlerde, müesseseden herkes uçmuş gitmiş; sırf Altan, ben ve Elçin kalmışız. Altan bu parçayı takıntılı karanfil janrında 38 kez filan çaldı. Biz de bir yandan bağırıp, bir yandan zıplıyoruz.
"Bu ne eğlence/gece hayatı mirim?" demenizden de korkarım hani.
Zira hepsini birden istiyoruz: Hem milletvekilliği teklifi alalım; hem de coşalım eğlenelim.
Zaten pazar günkü yazımız nedeniyle adımız pavyoncuya çıktı. (İzmir Fuarı'ndaki standımız yüzünden.)
Meraklılarına: Malibor-efsanesi-Kaktüs'ün karşı sırasında. Aşağıya doğru.
Biz kendimizi memleketteki kadın haklarını geliştirmeye adamışız. Üç kadın gidip pavyona aslanlar gibi -plansız/programsız- eğlendik mi? eğlendik.
Burda okura ne mesaj veriliyor?
Mutluluğu uzaklarda aramayın.
Lale telefon etti ertesi gün yerlere yapışarak. "Ama en önemli lafımızı unutmuşsun" dedi. "Sonra fark ettim. O senin yazına kalsın" dedim.
Böyle çift paten çalışacağız bazı konuları. Hani geçenlerde de o depresyon/ben uyku çalışmıştık.
Peki, Tarkan'ın konserinden bahsetmiş Nur Çintay. Gittik mi?
Çağırdı. Gittik.
Enteresandı.
Herkes pek bir oynayıp zıplıyordu. "Coşku doruklardaydı."
Hatta gazetelerden görüyoruz dünyanın en zengin meddahı Sakıp Sabancı bir dakika yerinde oturamamış filan.
Ama istediğin kadar akrobat/trapezci/ses/ışık/ dumanella koy; bir konseri konser yapan starının ışığıdır. Tarkan olanca profesyonelliğiyle idare etti. Ve fakat bir nevi 'off'du.
Onun o muhteşem cinsel/tinsel enerjisi, o ikinci gece işte; sirayet etmiyordu.
Ben mesela onu sahnede izleyip de büyülendiğim Almanya konserini hatırlamadan edemedim.
Aynı parçaları söylemekten sıkılmıştır, canı New York'tan dönmek istememiştir, yanlış zaman yanlış konserdir; bilemeyeceğim.
O dünyaya açılma meselesi. Doğru parçaları bulmak, doğru sözler-şudur budur. Zorlanıyordur bu döneminde çocuk yani.
Her şey bir yana o bizim yegâne yeni starımız. Her şeyiyle dünyalara layık. İçimizde ona duyduğumuz şefkati hiçbir yangın söndürücü söndüremez. Bayılıyoruz âlemce Tarkan'a bir kere. İnsanda uyandırdığı o harikulade "koru beni/kolla beni/kaçıp gidersem anla beni" duygusu, soldan sekizinci şahsı nevi şahsına münhasır bir star yapan o benzersiz duygu, karışım işte.
Evet Tarkan formunda değildi. Ama Tarkan, Tarkan'dır işte.