Yağmur korkusu

İlle de gecenin dibinde sabahın erkeninde, tehditkârca yağdı yağmur.</br>Öylesine kapalı ki hava, sanki kalkmışsın yataktan uyutmuyor da zira, bir avuç natürel depresan atmışsın ağzına, sonra da gün sana ve sen güne diyorsun ki: &quot;Geç bakalım: nasıl geçireceksen.&quot;

İlle de gecenin dibinde sabahın erkeninde, tehditkârca yağdı yağmur.
Öylesine kapalı ki hava, sanki kalkmışsın yataktan uyutmuyor da zira, bir avuç natürel depresan atmışsın ağzına, sonra da gün sana ve sen güne diyorsun ki: "Geç bakalım: nasıl geçireceksen."
Arada bulutlar bir yerlere saklanıyor, riyakâr bir güneş ortalığa saçılıp ısıtır gibi yapıyor, kurutur gibi yapıyor. Ama hayır! Teskin edici değil. İkna edici değil, teselli edici...
Zira biliyoruz ki Yamur Tehdidi asılı orada, hemen kenar bir yerde. Her an yine başlayacak, yine karartacak ortalığı, yağacak yağacak yağacak, en yağmur sevenleri bile küstürecek bir biteviyelikle. Gözdağı vere vere. Üstümüzden kalkmayacak.
Ayrıca, AY-RI-CA, çok yağmurlu, çok karlı, çok kış bir kışı daha geride bırakalı çok da olmadı. Üstüne üstlük bahar da kaçıp gizlendi bir yerlere. O güzelim şarkının dediği gibi,
"Baharı görmeden yaz geldi geçti."
O çok karlı zamanlarda, romanı yazamadığım günler, haftalar olmuştu. Hava muhalefeti nedeniyle. Kar, uzattıkça uzatıyor. Okullar her fırsatta tatil ediliyor. Kar erimiyor, gitmek istemiyor. Benim sinirlerime yağıyor kar. Ben çok üzgünüm, çok dertliyim ve çok dertli olduğum için kar yüzünden yazamamak yüzünden yazamıyorum filan.
Tüm o yukardan kapalı perdeler, dinmeyen yağmurlar, üstümüze abanan HAVA, HAVA daha taze, çok taze bu sıkıntılı kışşş anıları yani.
Ve şimdi de yağmurun hiç çekip gitmeyecek ifadesi. Marquez'i hatırlamamasına imkân yok insanın. Bu içinde debelendiğimiz düpedüz: Yağmur Korkusu. Hiç Bitmeyecek/Dinmeyecek Hiç-Korkusu.
Başka korkular da var tabii işin içinde.
Korku böyledir katlanır, katlanır. Kendi kendine açılan, büyüyen bir yorgandır korku. Üstüne abanır.
O korkular: Buzullar eriyor, sular artıyor, Asya üstündeki Hain Karabulut, iklimlerle oynadık, her şeyle oynadık, bozduk işte tabiatın ayarını. HER ŞEY'i bozduğumuz gibi bunu da bozduk. Çölleşecek mi topraklarımız? Seller mi götürecek? Ne yaptık, n'olucaz, n'olucaz korkusu.
Ki bu dünyevi korkular, çocuk sahibi olduğun anda yakana yapışır; bir daha da bırakmaz yakanı. Bırakmaz yakanı.
Diğer yandan vahşi kapitalizmin başkentlerinde habire habire insan yaşamını uzatmak için yırtış yırtış verilen mücadeleler.
Tüm o 'ANTİ-AGİNG' havadisleri, '100 YAŞINA KADAR NASIL YAPIŞIRSINIZ' reçeteleri, midemi bulandırıyor.
Açgözlülüğün ayrı bir formu bu: İlla da onlar yaşayacak, çok çok yaşayacak, en son yaşayacak.
Golf arabalarıyla ordan oraya seğirtip takma dişleriyle ölü balık gözleri; deodorantlarını sıkıp sıkıp benzin harcayacaklar: Bir sürü çöp, bir sürü artık, bir sürü ilaç, bir sürü tedavi. Ormanlar yaşasın bence uzun uzun. İnsanlar değil.
Yani bu oburluk, bu iştah, bu doymak
bilmez hırs neden: Neden zengin ülkelerin insanları illa da seksenini, doksanını devirmek, dalyalamak zorunda?
Bu da bir zafer: yırtış yırtış.
Yaş uzatma tripleri midemi bulandıradursun, dünya apaçık elden gidiyor.
Demek 'çevreci' adı verilen aşırı hassas nevrotiklerin halüsinasyonu değilmiş. Demek bir uçtan öbür uca yırtmışız/mahvetmişiz dünyayı. Mızı? Dünyamızı?
Kimin bu dünya?
Zenginlerin. O kadar.
Zengin ülkelerin. Zengin yaşlıların. Burası.
Kendileri kazık kakamayacakları için, belki de tırnaklarını geçirip yanlarında götürmek arzusundalar. 'Bu' dünyayı.
Bitmeyen yağmurlarla gelen bu kaçınılmaz 'APOCALYPSE NOW' (Kıyamet Şimdi) duygusu.
Çok mu içini kararttım yegâne okur?
Çevremdeki herkes antidepresanlarla ayakta duruyor. Benim şimdiye dek bir adet dahi ruh düzenleyici ilaç almamış olmam, tuhaftır yani. Neyime güveniyorum meçhul.
En şiddetli med cezirlerin altından
çıkabilme pratiğime?
Onca idmanla geliştirdiğin pazularını göstermek istiyorsun belki de. En azından kendi kendine. Sabahtan beri kafamda aynı şarkı dolanıyor, İstanbul'a da gelmişti. Anneliğimin ağır günleriydi, gidip göremedim. Yapsın artık Pozitif cümlemize bir kıyak, yeniden getirtsin.
Hayatta en sevdiğim müzikçilerden Linton Kwesi Johnson'la bitiriyorum:
Now I'm standing in the rain/the rain/the rain
Hoping to see you again
Tears fall from me eyes like rain/the rain
A terrible pain in the brain
Driving me insane the rain/the rain/rain.