Yanlış anla(ş)ma

İki insan, üç insan, daha çok insan; ama daha daha çok 2 (yazıyla: iki) insan öyle bir köşeye sıkışıyor ki bazen; o köşe Yanlış Anla(ş)ma Köşesi.</br>O köşeden çıkış, kolay değil.

İki insan, üç insan, daha çok insan; ama daha daha çok 2 (yazıyla: iki) insan öyle bir köşeye sıkışıyor ki bazen; o köşe Yanlış Anla(ş)ma Köşesi.
O köşeden çıkış, kolay değil.
Nasıl girildiği, düşüldüğü yani, o köşeye, kuyuya demek daha hakkaniyetli olur, belli değil.
Alis'in Harikalar Diyarı'nda, bir yerlere çok geç kalmış tavşanı takip ederken düşüverdiği kuyu gibi. Aynı.
'Alice Harikalar Diyarında' kitabı da bir yanlış anla(ş)malar oratoryosudur aslında. Kitap boyunca astrolojide 'tipik başak burcu' kabul edilen Alis, çevresinde olup biten hiçbir şeyden, hiçbir şey anlamaz.
Bu onu yıldırmaz gerçi. Ordan buraya seğirtir durur; durmaksızın sorularını sorar ve tüm o saçmalıklar kargaşasında bir düzen aramaktaki ısrarından ödün vermez.
Ama Alis, Alisliğinden ne kadar vazgeçemezse vazgeçemesin, sonuç olarak söz konusu olan 'Harikalar Diyarı'dır. Yani Alis'in güzel hatırı için tüm o manasızların, manasızlıklarından feragat edecekleri yoktur. Zira onların tabiatı budur.
Alis'in zırvalığı -ve tatlılığı- kendisinin oraya geçerken uğramış (düşmüş) bir turist olduğunu idrak edememesinde yatar. Orası Alis'in mükemmel dünyası tabii ki değildir. Orda hiçbir şey mantık ve izanla yürüyecek değildir. Orası haninin Harikalar Diyarı'dır. Alis'in gördüğü şeylerden bir mantık silsilesi çıkarttırmaya çalışması, tamamiyle abestir, abesle iştigaldir.
Edebiyatta, abesle iştigalden imtina etmeyen bir başka yanlış anlamalar kraliçesi ise Jane Austen'ın 'Emma'sıdır.
Mutlu, huzurlu, steril evinden dışarılara baktığında, gördüklerinden pek bir emindir. Herkesle ilgili harikulade yargıları, önyargıları, plan ve programları vardır. Çöpçatanlığı kendine iş bellemiştir. Onu ona çatar, bunu buna katar. Oysa çevresinde gördüğü hiçbir şey, onun onca işgüzarlıkla gözlemlediği gibi değildir.
Depüdüz saçmalamakta, her şeyi birbirine karıştırmakta, yanlış anlamaktadır.
Başkalarıyla ilgili hakikatleri de, kendisiyle ilgili olanları da.
Ama (yanlış) anlama konusunda o denli çalışkan, ısrarcı ve azimlidir ki; onu sevmeden edemeyiz. O her birimizin içindeki 'başkalarını aslında hiç çakozlamayan; ama acayip gözlemci/tespitçi olduğunu zanneden, saçma ve saf kız'dır.
Hepimizde yani, bazılarımızda daha yoğun olmak üzere Emma'lık vardır.
Yanlış anlamalar, daha çok anlama konusunda kendine güvenenlere, yani kafayı anlamakla bozmuş olanlara reserve edilmiş çok küçük ve yuvarlak bir masa gibidir.
İkili yanlış anla(ş)malarsa, her şeyin ikilisinde olduğu gibi daha çok kalp sızısı, mide ağrısı, baş dönmesi gibi emareler yani sıkıntı! sıkıntı! getirir. İç daraltır; iç, iç, iç!
Yanlış anlama dairesinde bir kere, ipin ucu kaçmıştır. İpin ucunu nerden çekiştirseniz yumak o kadar karışmakta, kazak/çorap/dünya -ürün ne ise yani, o kadar sökülmektedir. Onca emek ve sevgiyle örülen şey yani, ellerinizden kayıp kayıp gitmektedir.
Artık ne deseniz 'yanlış' laftır. Size ne denilse 'yanlış'tır. Her şey içinize batmakta, ruhunuzu daraltmakta, sizi incitmektedir.
Siz de öyle. İncindiğinize, incitildiğinize yani, olan sarsılmaz inancınızla ne söyleseniz yanlış tezahür etmekte, ses tonunuzdan mıdır, havanızdan mıdır/suyunuzdan mıdır attığınız her adımda ve ağzınızı her açışınızda, karşınızdakinin ekranında
HATA!
HATA!
HATA!
kelimeleri (sonlarına aldıkları o sevimsiz ünlemler de cabası) yanıp sönmektedir.
Artık hakikaten kaybedeceğiniz bir şeyiniz kalmamıştır. Ne yapsanız hata, ne deseniz fena, her türlü zamanlamanız yanlış zamanlama, tüm gidişatınız kabul ötesidir.
Cinleriniz tepenizdedir, 'karşı' taraf cinlerinizi tepenizden indirememekte; siz de onun cinlerini her hareketinizle tepesinde dans ettirmektesinizdir.
Böyle bir dairenin içine hapsolunduğunda insana kaybedenlerin kalbi kırık gayretkeşliği musallat olur: Vurup kaçmak, vurup kaçmak, habire vurup kaçmak istersiniz.
Ne vurmamaya muktedirsinizdir artık, ne de kaçmamaya. Zira insan mutlulukta kalmak ister; mutsuzluktan kaçası gelir. Bu kadar.
DURUN! DURUN! şu aşamada durmaktan, hiçbir şey yapmamaktan, zamanın merhemini iyice sürmesini beklemekten başka yapacak hiçbir şey yok.
Duramıyorsanız -tamam anlıyorum- durabildiğiniz anda, sıkıca durun. En doğrusu bu vallahi. İmkânsız derecede zor da olsa: Durun orda. Hiçbir yere kımıldamayın. Hiçbir şey yapmayın. Tek çare bu. Bekleyin hele.