Yanlış Anlayan Kadın

Son zamanlarda bi toparlanamama huyum var: Bavul Yapamama!</br>Öylesine sıkıntı duyuyorum ki bu işten...

Son zamanlarda bi toparlanamama huyum var: Bavul Yapamama!
Öylesine sıkıntı duyuyorum ki bu işten, ödevlerden bir ödev işte; son dakikaya bırakıyorum hep.
Ve vardığım yerde, bir hüsran karşılıyor beni. Ya diş fırçasını ve plaj havlusunu unutmuş oluyorum, ya da diş macununu ve bilmemneyi.
Mühim değil tabii. Gider hemen yenilerini alırsın. Özellikle Tayland'a filan gittiysen, böyle eksikleri tamamlamak hoş bile olabilir gelir gelmez.
Çabuk Adaptasyon Tekniği'ne bile dönüşebilir/dönüştürülebilir bu Dalgınlıklar Dalgaları.
Her seferinde gururum kırılıyor, o ayrı.
Yıllarca seyyahlık yapmış bir olarak, hiçbir şeyi ama Hiç 1 Şeyi unutmadığım/unutamadığım/ihmal etmediğim/böyle bir hakkı kendime tanımadığım zamanları düşünüp-
"Hatırlamak" "Düşünceli Olmak" "İhmalkârlığa Geçit Vermemek" liginde üçüncü lige düşmek bir nevi yani. Bir zamanlar Real Madrid'te top koşturuyor iken.
Bu kez yanıma KİTAP almayı unutmuşum!
Son yedi aydır tarafımdan okunmayı bekleyen Çinli bir yazarın "Waiting" (Beklemek) adlı romanını ve birkaç (şimdi ismini hatırlamadığım) kitabı sehpanın üstünde unuttuğum gibi, çıkarken daima harikulade 1 düzenlilik içinde bıraktığım evimizden ayrılmaya muvaffak olmuşum.
Havaalanlarındaki (özellikle küçük olanlarında: hani kitap+dergiler+gazeteler) kitapçılar birer facia olabiliyorlar.
"Metal Fırtına" ve benzerlerini istihdam ediyorlar. Ben "Metal Adam"ı yazıp da, onu da yerleştirinceye dek yanına.
Ve fakat vardığım Asude Otel'in marketinde harikulade kitaplarla karşılaştım. Diğer tatilcilerin kitaplarını bir buçuk yuro'ya alabiliyorsunuz. Nasıl Barbara Vine'lar filan: ve fakat yüzde doksan altısı Almanca!
İngilizce kitaplar da: "On üç yıl sonra; kanserden ölmekte olan eski sevgilisi, ona bir oğulları olduğunu ve omurilik nakli yapılması gerektiğini söyledi", tarzı.
Tamam İan Mc Ewan olsun da okuyayım, demiyorum (hapishanede, belki) ama Tatil Kitabı'nın da 1 sınırı var!
İkinci Dünya Savaşı sonrası küçük kasabalarına dönen üç askerin karısının nasıl değiştiklerine ve ölümsüz dostluklarını inşa etmelerine dair 1 şeyler DE okumak istemiyorum.
Ve hatta 2. Dünya Savaşı kotam sonsuza dek dolmuş durumda. Savaş öncesinde, sonrasında ve esnasında olan bitene dair HİÇ BİR kitap ve filmi bünyemin artık kabul etmesinin imkân ve ihtimali yok; zira bu yatılı yılların boyunca fazla miktarda kapuska yemek vari bir doz aşımı yarattı bende. Ve herhalde pek çok kişide. (Teşbih Hasta-nesi)
Derken Kate Long (ilk defa duyuyorum) adlı İngiliz kadın yazarın "Queen Mum" (Anne Kraliçe) kitabını buldum ki, bir reality şov için yer değiştiren 2 çok farklı kadının ve onlardan üst sınıf olanının dört yaşındaki oğlunu trafik kazasında yitirmiş (ve bunun üstesinden gelemeyen) komşusunun hikâyesi.
Kate Long daha önce 2 bestseller yazmış: "The Bad Mother's Handbook" ve "Swallowing Grandma".
Herşeyi Bilen Kadın her ikisinin de Goa Yayınları tarafından basıldığını muştuladı. Türkçe isimlerini bilemiyorum; ama tam tatil kitabı+kadın kitabı demeden, edemeyeceğim.
Hatta "Bir Skandal Üstüne Notlar" isimli (kötü 1 filme de dönüştürüldü) minik kadın şahaserini yaratmış olan Zoe Heller'ın, evet biraz daha eksiği olmakla birlikte-
Ki, kadın yazarlar skalasını ortaya attığınız anda, merdivenin en tepesinden mutlaka size müstehzi gülümseyen Jane Austen'la karşılaşmamanızın/yani her Allah'ın kadın yazarını "yazarların bu en mükemmeliyle" karşılaştırmamanızın imkânı yoktur.
Yani "Yoksa Jane Austen'ın o muhteşem Yanlış Anlayan Kadın/ya da Kadınları'yla mı baş başa kalacağım, bestseller olsa da, bu hiç de fena olmayan kitapta??" olmadım değil.
Zevkle okudum. İtiraf ediyorum.
Ancak "Emma" da Austen'ın herhalde, Yanlış Anlayan Kadın'ın İncili'ni filan yazdığın varsayarsak, hayır! İş o denli ileri gitmedi/gidemedi Kate Long'un kitabında. Kadının kocasını biraz daha iyi anlaması ve acısını kabullenmeyi öğrenmesiyle filan, bitti.
Yanlış Anlayan Kadın rolü/titri/durumu (once again) bana kaldı! Zira pazar gecesi ana haberler TSK'nın Mehmetçik Vakfı'nın 25. kuruluş yıldönümü haberlerinden geçilmiyordu.
Yani Samsum Mitingi'nden itibaren, bir de bu haber çok çok mühim ve gönendiriciydi. Establishment Yalakası Büyük Türk Komedyeni Cem Yılmaz gösterisiyle filan.
Bir de Faruk Saraç'ın Atatürk'ün giysilerinden esinlenen/ya da bire birleyen "moda gösterisi" vardı ki, yıllardır bu "yaratıcılığa" doymadık da doyamadık bayrak kırmızısı Kemalistler olarak.
Faruk Saraç'ın defileye gelmek üzere bulunduğu havaalında Barbaros Şansal'la karşılaşıp yüzüne 1 bardak su attığını da biliyoruz. Yani popüler kültürü o denli horrr görmeyin.
O "tanrısal" defileden önce böyle kedi kavgaları da yaşanabiliyor. Ayrıca
Şansal pazar gecesi katıldığı (ve baydığı) İbo Şov'da göğsünden mi, neresinden çıkarttığı Türk bayrağını açtı. Son günlerde Türk bayrağı görmeye hasretiz ya işgal altında, duygulu anlar yaşandı.
Yaşar Büyükanıt (sivil giysileri içinde konuştuğu için kendisine paşam! paşam!
diye hitap etmiyorum) şu anlamlı sözleri söyledi: "Hiç kimse ama hiç kimse hangi duygu ve düşünceye sahip olursa olsun, milletini seven insanları, vatanını seven insanları, yadırgamasın. Çünkü bu insanları yadırgayanlar yanlış yoldadır."
Başlığı "Yanlış Yoldaki Kadın" mı yapsam? Ama bu hali çok daha güzel.
Ve benim durumuma, çok daha uygun.