Yaygın bir rahatsızlık/acıklı bir vaka

Cennet yurdumuzda çok ciddi ve yaygın bir 'kadın düşmanlığı' sorunu var.</br>Eğer bir kadın fikir sahibi olmaya cüret etmişse...

Cennet yurdumuzda çok ciddi ve yaygın bir 'kadın düşmanlığı' sorunu var.
Eğer bir kadın fikir sahibi olmaya cüret etmişse, diyelim bir köşe yazarıysa ve de köşesinde kadınların âdet sancıları ve sevgilileriyle yatakta kavuşmaları vari 'şehirli Bridget kontenjanı' dışında mevzularda kalem oynatıyorsa, inanılmaz husumet gösterileri, hatta toplu histeri halleriyle karşı karşıya kalabiliyor.
Biliyorsunuz geçenlerde 'Tiyatrofobia' başlıklı, tiyatronun, tiyatrocuların artık ne denli içimi sıktığına ve bu arkaik -sinema karşısında git gide küçülmekte olan- sanatın kendini sorgulama zamanının gelmiş de geçmekte olduğuna dair bir yazı yazdım.
Pek çok eşim, dostum arayıp, "Fikirlerime, duygularıma tercüman olmuşsun" dedi; birtakım tiyatrocuların da acayip bozulduğu vs. ordan burdan kulağıma çalındı.
Şimdi ben bu topraklarda sıkça rastlanan eleştiri özürlülüğünü anlayabiliyor değilim: Kimsenin kimsenin tavuğuna 'kışt'
demeye, fincancı katırlarını ürkütmeye, her nevi mevcut 'status quo'ya şöyle parmağının ucuyla dahi dokunmaya hakkı yok sanki bu memlekette.
Kardeşim sen yıllardır o bayatlamış, içi bitmiş/tükenmiş oyunlarını çıkıp karşımızda yırtış yırtış oynuyorsun. Sevenin, edenin, hayranların da var. Ama birtakım insanlar dönerci çırağı gibi habire 'rol kesmelerinden', 4. Murat'ı da 'oynasan', 17 yaşında bir genç kızı da, habire habire kendini, yani her 'rolde' Yıldız Kenter'i, her rolde ulvi devlet sanatçısı Cihan Ünal'ı oynamandan fenalıklar geçirmiş, acayip sıkılmış ve tiyatrodan -sayenizde- toptan elini ayağını çekmiş bulunabilir.
Bu da bir hissiyattır; haktır ayrıca: İnsani bir bunalma hakkı. Bu tarz duyguların dile getirilmesi de öyle: O da bir haktır.
Benim işim tiyatronun gelişmesi, içinde bulunduğu cendereden çıkabilmesi, en mühimi kendi kendini sorgulayabilmesi değil; benim tarzım hissiyatlarla tiyatrodan hepten kopmuş olanların içinden geçenlerin yazılandırılmasıdır. Tüm yaptığım da budur yani: Tiyatronun 'artık' bende yarattığı o çaresiz sıkıntıyı açık etmek.
Peki: Ben bunu yapınca ne oluyor? Memleketimizde çok yaygın bir hastalık olan VURUN KAHPEYE bozukluğunun tüm sendromları anında, dökülüp saçılıyor.
Kim tarafından? Ciddi bir misojinist (kadın düşmanı) olduğu hakikaten patetik bir şekilde 23 Kasım 2002'de Milliyet'te Ahmet Tulgar'a verdiği röportajda ortaya saçılmış bulunan büyük tiyatro insanı, Cihan Ünal beyefendi tarafından.
Resmen ve alenen köpükler çıkararak, onlarca defa (üşendim, sayamadım) O KADIN/O KADIN diye sayıklayarak (kutsal ağzına adımı almama numaraları) inanılmaz bir kadın düşmanlığı, eleştiri hazımsızlığı, karşı cinsten
gelecek herhangi bir eleştiriye karşı patolojik bir früstrasyon sergileniyor.
Üç yıl sonra özel bir tiyatroda sahnelerimizi şereflendiren (bu arada
eminim Devlet Tiyatrosu'ndan aldığı maaş aksamıyordur) Sn. Ünal (ben onun kutsal ismini ağzıma almakta bir beis görmüyorum) neden acaba son oyunu
üstüne konuşup reklamını yapmak yerine, inanılmaz agresif bir dön baba dönelim üslubuyla tüm röportajı boyunca yalnızca BEN (O KADIN)den söz ediyor?
Şöyle incileri söz konusu: "O kadının bir tiyatrocu ile ÖZEL bir sorunu olmalı. 'Araç amacı doğrular' düşüncesi ile giderseniz bu böyle."
Ne zamanki bir tartışmayı bir kadın yaratıyor; O KADIN'ın mutlaka ÖZEL bir sorunu oluyor. Yılmaz Erdoğan'dan Kadir İnanır'a yazdıklarıma deliren tüm maço dikdörtgenler için durum bu. Bana daima şahsi ve cinsiyetime yönelik (bir 'kadın' olarak çirkin, kambur, evde kalmış, kör ve deli olmalıyım zira) saldırılar. Yoksa kadınlık âlemine bir lütuf olarak yollanmış bu yüce erkeklik tasvirlerine diyelim 'kışşt' diyor olmamın bir açıklaması olabilir mi?
Sn. 4. Ünal röportajını "Evde, kum torbasıyla boks yapıyorum. O yazar hanım gibileri düşünerek o torbaya vuruyorum" diye (sözümona) gülerek bitiriyor.
Ben en son bu beyle ilgili, televizyonlarda son eşini izlerken düşüncelere dalmıştım. Ayrıldığı eşi Sn. Ünal'dan sürekli dayak yediğini ve o kâbus evlilikten kurtulduğu için ne denli mesut olduğunu anlatıyordu.
Pek hakiki sorunlarla bezenmiş ciddi bir misojini ve sosyopatoloji vakası olduğu, anlaşılmakta. Türkan Şoray'la evliliğiyle ilgili olarak da 'İnsan içine çıkıyor, konuşuyor, çocuk sahibi oldu' diyerek nasıl bir nimet olduğunu açık eden Sn. Ünal'la, Türkan Şoray'ın kültür tarihimizde kaçar okka çekeceğinin takdirini de sizlere bırakarak, kendisine acil şifalar diliyorum.