Yılbaşı mutluluğu krizi

Hıristiyan ülkelerde 'Christmas Sendromu' diye ciddi bir olay var. Bir sürü insan intihar ediyor Christmas'da.

Hıristiyan ülkelerde 'Christmas Sendromu' diye ciddi bir olay var. Bir sürü insan intihar ediyor Christmas'da. Zira daha haftalar, aylar öncesinden başlayan, sıkı psikolojik bir baskı: Christmas'da ne
yapacaksın? Kimlere ne hediyeler alacaksın? Kim bilir ailenle, sevdiklerinle nasıl çılgınca mutlu olacaksın?
EEEE! YETER YANİ.
Bu mutluluk baskılarına, bu tamamına ermişlik/kerevetine çıkmışlık hallerine can mı dayanır?
Dayanmıyor nitekim.
Kendini yalnız, ıssız, naçar hisseden; olamadım/olamayacağım da diye
daralan ruhlar, o esrarengiz kestirme yolu tercih edebiliyor.
Bizde Christmas olmadığından yaşanmayan bu fazlasıyla daralma, sıkışma, kendini küçücük nerdeyse YOK hissetme haline, insan işte YENİ YIL COŞKUSU KRİZLERİ esnasında rahatlıkla kapılabilir. Ben mesela bugün epeyce gazete ve onların cuma günkü alışveriş histerisi eklerini devirmiş vaziyette, içimde bir pas hissi tespit etmiyor değilim.
YILBAŞINDA NE GİYECEKSİNİZ?
Elinin körünü giyeceğim! Her zaman ne giyiyorsam onları. En iyi ihtimalle, blucinimin üstüne yeni bir mor bluz alır onu giyerim. Ama bir parçayı aşmaz YENİLİK hadisem yani.
Hoş geçenlerde Suna -dehşet içinde- ikimizin de üniversite yıllarında neler neler giyiyorsak, aynı giysilerden giydiğimiz tespitinde bulundu. Yani blucinin paçaları genişleyip botların uçları sivrilebiliyor; ama biz 50-60 yıldır habire blucin, bot, kazak vs. aynı şeylerle dolaşıyoruz.
O günden beri 10-15 kiloluk artışlara maruz kaldığımızı düşünürseniz, hafif hazin bir sendrom tabii ki.
Ama demem O Kİ: 40 yıldır tavizsiz sürdürdüğümüz kıyafet çizgimizden, el
âlemin alışveriş dolduruşlarına gelip cayacak değiliz. Ayrıca yılbaşı için önerilen kıyafetleri görüyor musunuz Alla'sen?
Bu kıyafetler peki, Maldivler ya da Goa'da yeni yılı karşılayacaklar için mi önerilmekte?
Bakarken bile içim donuyor.
Püsküllü, fırfırlı, janjanlı birtakım kantocu esvapları... Ayağı bütünüyle dışarda bırakan ve insanın üstünde adım atmasına imkân tanımayan yükseklik ve sivriliklerde birtakım pabuçlar.
Anlamadım ki yani, herkes limuzinden fırlayıp 35 derece sıcaklığındaki eğlence mekânlarına halı kaplı tünellerden geçerek mi varıyor? Üstünde ne olursa olsun, o elbiselerden biri ve o ayakkabılarla insan anında zatülcenp aday adayı oluverir.
Yılbaşı için yeni kıyafet stresinize güzel gönlünüzü sokmayın yani. Gardırobunuzdaki giysileri giyin çıkarın/giyin çıkarın/giyin çıkarın en çok bir saat içinde:
1) Hem içiniz daralacak, yeni bir kıyafet mi? Allah korusun! çizgisine dalacak,
2) Hem de 'A! bunun içinde kendimi çok iyi hissediyorum' diye düşüneyazacak- sınızdır.
Ayrıca yeni yıla girmek zaten nazik bir olay, nasıl da eğleniyor olmalıyım geriliminden tel tel, üstüne de taze satın almış olduğunuz deli saçması kıyafetin stresini tuz-biber etmeyin diyorum. Alışveriş Anti Gurusu: Neriman Teyzeniz.
Şey de yapmayın: Eğlenelim de eğlenelim krizi. Ben şimdiye kadar yılbaşında eğlenen insana rastlamadım. Benim kısıtlı çevremde yani.
Hayat, bize en büyük YILBAŞINDA ZATEN EĞLENİLMEZ DERSİ'ni genç yaşımızda New York sokaklarında vermişti zaten. O günden beri oturuyoruz oturacağımız yerde; büyük eğlence beklentileriyle telef olmuyoruz.
Yıllar yıllar önceydi. (Burda Masalcı Abla sesiyle anlatılır.) Biz de New York'tayız işte. Zira okuyor orda arkadaşlarım. Alışverişe gitmemişiz oraya, yerleşik insan durumları.
Ben de Yaddo'dan (Artist Çiftliği) dönmüşüm. 'New York'ta İlk Yılbaşımız' olduk fena halde. Hiçbir partiyi kaçırmayalım, ne kadar eğlence/içki/ rezalet varsa nasiplenelim diye bir hırs basmasına uğradık. En alakasız eşten dosttan bile parti topladık: Kimin evinde ne parti var, hangi loft'ta ne olay dönüyor -hepsine damlayacağız. Bu 'damlama' kelimesi dramamızın anahtar sözcüğüdür nitekim.
Gittiğimiz ilk parti, bir ev partisiydi ve oldukça hoş bir partiydi. Ama bizim içimiz içimize sığmıyor, EN SIKI PARTİ'yi bulmalıyız. Ağır bir eğlenme ihtirası! Fırladık ikinci bir ev partisine, ordan üçüncüsüne. Her parti bir öncekinden daha kelek oluyor. İstikrarlı bir düşüş içindeyiz.
En nihayet bir loft'ta verilen alternatif sanatçı partisinin binasına ulaştık. Devasa asansöre bir sürü besili zenci çoluk çocukla birlikte daldık. Artık fazla ağırlıktan mıdır, biri o düğmeye basıyor, öbürü bu düğmeye. Kaldık mı biz asansörde?
Taşkın ve sarhoş zenci gençler başladılar mı neşe içinde asansörün içinde zıplamaya? Biz dördümüz: 'Kaderde aşırı yılbaşı hırsından asansörle çakılıp ölmek varmış' olduk ki. Suna bir güzel azarladı bunları. Kestiler zıplamayı. Beş-on dakika içinde de kurtarıldık asansörden.
Gerekli dersi çıkarmışsınızdır, ümid ederim. Biz bu sakalı değirmende ağartmadık. (Geceden çamaşır suyuna yatırdık.) Koh. Koh. Koh. (Noel Baba sesiyle.)