Yüz ikinci...

Canınız ciğeriniz birinin hayatının tehlikeye girdiğini düşünün...</br>Nasıl koşturacağınızı.

Canınız ciğeriniz birinin hayatının tehlikeye girdiğini düşünün...
Nasıl koşturacağınızı. Kapalı kapıları nasıl açtıracağınızı. Kendinizi nasıl ordan oraya atacağınızı. Gerekirse, icap ederse yani, nasıl duvarları yumruklayacağınızı, kapıları tekmeleyeceğinizi; ama sonunda nasıl yakınınız için gerekenleri temin edeceğinizi.
En doğru, en iyi olanı şöyle ya da böyle yaptırtacağınızı. Bulduracağınızı. Edeceğinizi.
Kötü anlarda, canları ciğerleri tehlikeye girince yani bir de donup kalanlar var. Hiçbir şey yapamayanlar.
Ben onları hiçbir zaman anlamadım.
Ben onlardan değilim.
Ben aciliyet anında her şeyi göze alıp her şeyi yaptırabileceğine inananlardanım. Öyle işte.
Ama ölüm oruçları, ama ölüm oruçları!
Hiçbir halta yaramadım. Hiçbir halta yaramadım. Bu duygum öylesine sıkıştırıyor ki beni, öylesine yakamdaki her daim, geçen kış yolda yürürken ölümoruçlarıölümoruçları diye düşünüp sokağın ortasında zırlamaya başladığımı bilirim.
'Zırlamak' hakikaten. Hiçbir işe yaramayınca 'zırlar' insan. Doğru dürüst bir şeyler yapabiliyorsan hak kazanırsın ağlamaya.
Pazartesi günü Feride Harman hayatını yitirdi. 'Hayatını yitirdi' lafını yazarken de, bu lafın uçuculuğu/kaçıcılığı -GİTTİ işte. GİTMİŞ Feride Harman.
Ölüm oruçlarında yüz ikinci ölüm. Eh vatana millete hayırlı, uğurlu...
F tipleri, maşallah, üçüncü yılına giriyor.
Sonuç: 102 ölüm, 500 sakat insan, intiharlar...
F tiplerinde TECRİT sürüyor. F tiplerinde bu mahkûmları ölüm orucuna iten koşullar, hâlâ, inatla, ısrarla düzeltilmedi.
Şimdi Allah'a şükür H. S. Türk yok. Ali Suat Ertosun da görevden alındı galiba. Dilerim öyledir yani: Cezaevleri Genel Müdürü -mektup yazmaya pek meraklıydı, koşulları düzeltmeye değil.
Şimdi ben umudumu, ağır bir oportünist olarak Adalet Bakanımız Cemil Çiçek'e bağlamayayım da, kime bağlayayım?
Evelki pazar günü köşemde çıkan ağır kalp hastası siyasi mahkûmun mektubu üstüne, pazartesi günü beni Sn. Çiçek aradı. İzahatlarda bulundu: Yargıtay'daki bir davanın sonucunun ne zaman alınabileceği, onun tasarrufunda olan bir mevzu değildi.
Hukuk reformunun yapılmasına dair, adaletimize bütçeden ayrılan payın ciddi bir biçimde artırılmasına dair, yargının hızlandırılmasına
dair temennilerime katıldı.
Ama her şeyden mühimi, beni habire ağır cezalarda, DGM'lerde süründürmekle meşgul, Adalet Bakanlığı forsunu kullanarak oraya buraya yazı yollatmaktan/dava takip etmekten imtina etmeyen (utanmayan demiyorum, frene basıyorum) bir Adalet Bakanı'nın gidip, bana telefon açan ve yazımdaki mahkûmun durumuyla ilgili bilgi veren bir bakanın gelmiş olmasıdır.
FARK BUDUR!
Şimdi ben bu farka ve yeni hükümetimizin bazı hayırlı işlere vesile olabileceğine dair inancıma dayanarak, Cemil Çiçek'ten işbaşına geldiği
gün verdiği F tiplerine dair talihsiz demeci bir kenara fırlatmasını ve böylesine vahim bir sorunda başka bir taraftan DA bakabilmeyi mümkün kılmasını, rica edebilir miyim?
Yok Avrupalı yetkililer F tiplerine bakıp şöyle demişler, yok böyle demişler. Avrupalı 'yetkililer' çeşit çeşit. Ben de size Türkiye'deki F tiplerinde koşulların gayriinsani olduğu konusunda görüş belirtebilecek onlarca Avrupalı 'yetkili' bulabilirim. Ayrıca, boş verelim Avrupalı yetkilileri/metkilileri. Bizim ölüm oruçlarında HÂLÂ insanlarımız ölüyor mu? Ölüyor.
Hâlâ, halen, yine de; 19 eylemci cezaevlerinde ölüm oruçlarını sürdürmekte midir? Sürdürmektedir.
Bu yara kapanmış mıdır? Kapanmamıştır.
Peki düşünelim şimdi bir yakınımızın hayatı tehlikeye girdiğinde, yeri yerinden oynatabilen bizler, ölüm oruçlarına karşı nasıl oluyor da, bu denli kayıtsız kalabiliyoruz?
Bu gidenlerin canı, can değil de, patlıcan mıdır? Bu çocuklar bizim yakınımız, arkadaşımız olmadıkları için mi yüreğimizin hiçbir telini titretememekte, bizi onlar için parmağımızı dahi kıpırdatmaya sevk edememektedirler?
Bu ne ilgisizlik, bu ne sevgisizliktir?
Her konunun, ama hayatta, her konunun iki tarafı vardır. Sayın Çiçek, nasıl ki F tiplerinde durumun şahane gittiğine dair, bu mahkûmların aklından bir nevi zorları olduğuna ve YOK sayılmaları gerektiğine dair BİR taraftan görüş almışlardır; acaba KARŞI taraftan, yani bizlerden de görüş almaları imkân dahilinde midir?
Benden, Oral Çalışlar'dan, Orhan Pamuk'tan F tiplerine dair çok ciddi raporları bulunan Amerika'da konunun uzmanı olan Türk hanımlardan, daha pek çok kişiden alınabilecek bambaşka görüşler DE mevcuttur.
Bir konuda tarafsız(ca), en doğru karara varabilmek ancak iki tarafın DA görüşü alınarak mümkün olur. Ayrıca insanların hâlâ canları gidiyor. Bu bile, bu konuya yeniden eğilebilmek için yeterli değil mi? Yüz iki ölüm. Az mı yani?