Yüzde elli yüzde elli mi!!!

Geçen haftanın 'mutlandırıcı' gelişmesi, bir yazım nedeniyle bir yıl iki ay ceza almamdı. 'Ertelendi', ama bunun hiçbir anlamı yok.

Geçen haftanın 'mutlandırıcı' gelişmesi, bir yazım nedeniyle bir yıl iki ay ceza almamdı. 'Ertelendi', ama bunun hiçbir anlamı yok.
Zira benim hangi sıklıkta mahkemelendiğim ortada: Ve de çekirge bir sıçrar iki sıçrar misali, ben de Yargıdaki Bu Kafalar sayesinde bir erteleme, iki erteleme derken hapsi boylayabilirim.
İnsanın SON DERECE SIRADAN bir yazısı nedeniyle ('erteleme' vs. beni bağlamıyor, ceza cezadır) bir yıl iki ay hapis cezasına çarptırılması son derece FANTASTİK bir durum. Ve burası (en azından benim için) Tehlikeli Fantastik bir ülke!
Düşünün (ya da rahatınız kaçmasın, düşünmeyin) vakti zamanında yazmış olduğum Kadın Meselesi üstüne bir yazıda, son derece bağlam dışı bir teşbih için (zira teşbihlerin tabiatında bu da vardır: 'teşbihte hata olmaz' sözünün anlatmaya çalıştığı üzre) BU CEZAYA layık, pardon müstahak görülüyorum.
Zira teşbih 1 Devlet Görevlisi'ni 'kullanıyor': ismini cismini vermeden. Üstelik.
"Vay sen misin teşbih/istiare/metafor filan dinlemem; benim dindaşıma/kandaşıma/görevdaşıma laf eden? Teşbih malzemesine dönüştüren? Al sana bir yıl iki ay!! Hapis cezası!"
Kafa bu- olsa gerek. Mantalite- halk arasında.
Üstelik bir yıl veriliyor, bir de suçu ALENİ olarak işlediğim için iki ay daha. Ağırlaştırma.
E, suç zaten 'basın yoluyla' işleniyor. Bir köşeci Kadınların Kadınlara Zulmü Üstüne yazısında, bir devlet görevlisinin 'halkına' tutumundan benzetme olarak yararlanmaya teşebbüs ediyor.
Yani yazı yazmak basında (ve dava konusu bu olduğuna göre) yeterince ALENİ değil mi? Bir yerde yayımlanan bir yazının ZIMNİ olması, zaten imkân dahilinde olmadığına göre, hâkimin takdir ettiği o ekstra iki ay yaraya tuz serpmektir. İnanılır gibi değildir. Ayrıca.
Hani "Açtık hukuki bir yara; bir de bir tutam tuz serpelim üstüne cömertçe."
Şimdi bu işin Yargıtay'ı var; başka işlerin de olabilir tabii. Ama yazdığı (nerdeyse) saçma sapan bir yazı nedeniyle, insanın ona bu cezaı 'biçen' bir yargı sisteminin içinde köşe yazarlığı yapıyor olması- vahim olan bu!
Ben bana verilmek istenen mesajı şöyle okuyorum: "Biz senin ensenden ceza verici soluğumuzu bir an olsun çekmeyeceğiz. Seni yazdıkların nedeniyle daimi bir cenderede yaşatacağız. Zira senin yazdıkların bize uymuyor. Bunun takdiri bize ait. Böyle düşünüyoruz ve senin her daim ateş üstünde bir yazı hayatı sürdürmeni Türkiye Cumhuriyeti Adalet Öğretmenleri olarak münasip buluyoruz."
Şu kutsal mı kutsal 'Devlet Görevlisine Hakaret' maddesi NE Kİ ACABA? Ne yapsan hakaret ediyorsun (bir nevi) padişah hazretlerine. Binlercesine!
Onların hassas gönülleri neyin 'hakaret' olduğuna dair bir hissiyatlanmaya kapılırsa, Sevgili Hemşehrileri, pardon diğer Devlet Görevlileri yardımlarına koşup çakıyorlar cezayı. Yazdığın yazıya; hapsi, ağırlaştırılmışı.
Herhalde Muasır Medeniyet Ülkeleri'nde 'Devlet Görevlisi' diye normal vatandaşların kat be kat üstünde 'değerli' daima korunası 'makam' yoktur. Ya da hiçbir kanun uygulayıcının aklına, "Vay sen misin Benim Kutsalım'a dil uzatan," diye böyle cezalar dağıtmak gelmez. Gelemez.
Benim vergilerimle, benim ihtiyaçlarımı karşılamak için o görevleri yapmakta olanlar niye 'kutsal' sayılıyorlar ki, bir nevi?
Onlar o işi yapıyor, ben bu işi.
Onları böylesine 'değerli', 'dokunulmaz' benim 'kat be kat üstümde' kılan NE? Ve onlar bu 'aşırı hassasiyetlerinin' üstüne titrendikçe (diğer Devlet Görevlileri olan hâkim ve savcılar tarafından) beni düşünce özgürlüğümden, ifade özgürlüğümden, basın-yayın özgürlüğümden men etme hakkıyla donatılmaktalar.
Çok acayip ve çok çok antidemokratik değil mi? Hukukun özüne tamamen aykırı olmasının yanı sıra?
Geçenlerde hani Fanatik Laikçi Kanat kıyameti koparttı: Vay nasıl olurmuş da, hâkim ve savcıların seçiminde mülakat puanının ağırlığı artırılırmış? Yüzde elli yazılı/yüzde elli sözlü yapılmaya çalışılırmış?
Böylece badem bıyıklı/takkeli/tespihli olanlar seçilecek zahir. Ulusalcı savcı/hâkim adayları yerine.
Diyelim onların Atatürk rozetleri, ay yıldızlı yüzükleri, bir duvardan diğerine kapladıkları Atatürk portreleri çok güzel, beğenilesi, önyargılarının dışavurum araçları baş üstünde taşınası. Alkışlanası. Marşlanası.
Diğerlerininki tehlikeli mi tehlikeli!
Türkiye'deki adalet sisteminden bunca (yıllardır yıllardır) çekmiş ve daha da çektirilmeye and içilmiş (olsa gerek) biri olarak- Her nevi kanunu ennn düşünce/ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı şekilde yorumlamaya/düşüneni-yazanı bunca cezalandırmaya teşne hukuk insanlarımızın 'seçiminin' bende (zaten) hiçbir güven duygusu yaratmadığını belirtmeme (Yüce Yargıcım) izin verin.
Yani mesele sözlüyle yazılı puanların oranı değil: Mesele kanun dağıtıcıların kendini her nevi ifade özgürlüğünün üstünde konumlaması. Cüreti. Alışkanlığı. Cesareti. Temayülü. İnanılmazlığı.
Adaletin hüküm sürdüğü bir ülkede yaşamak istiyorum! Adalet dağıtıcının/'kutsal makam' dokunulmazlığının hükümran olduğu bir naçarlıkta değil.