'Bir kamu kuruluşunda STK olarak çalışıyorum'

Kadir Topbaş'ın Mekke Belediye Başkanı'na itirafı, kafamda TÜSEV'in raporuyla birleşti. Van depremi paralarına uzanan bir mesele bu.

Bilmiyorum, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’la söyleşi yapsam, “Kentsel dönüşüm bölgelerinde bizzat belediye olarak sivil toplum örgütleri kurduruyor musunuz?” diye sorsam bu cevabı verir miydi. Sanmıyorum.

Geçenlerde belediyenin dergisi İstanbul Bülteni’nde gözüme ilişti. Topbaş, Mekke Belediye Başkanı Osama Al Baar’ı ziyaret ederek ‘İstanbul’da Kentsel Dönüşüm Uygulamaları’ üzerine konuşmuş. Diyor ki: “Dönüşüm bölgelerinde önce bir sivil toplum kuruluşu kurduruyoruz. Kendi içlerinde örgütleniyorlar. İşleri böyle takip ediyoruz.”

Kurduruyoruz mu? “Bir kamu kuruluşunda STK olarak çalışıyorum” cümlesi garabetinde. Belediyenin sivil toplum kuruluşlarını (STK) teşvikinden, fonlamasından değil, bir ‘sözde STK’nın imalatından bahsediyoruz aslında. Görüntüde evet, sivil toplum katılıyor. Türkçe tercümesinden emin değilim, bu tür paravan yapılara Batı’da ‘gongo’ (STK’nın karşılığı NGO’dan türemiş) deniyor ve üzgünüm ‘gongo’ların demokratik ülkelerle anılmışlıkları pek yok.

Misal Tarlabaşı’nda, Sulukule’de böyle ‘kurdurulmuş’ STK’ların varlığı zaten biliniyordu. STK algısını gösteren bir Erdoğan Bayraktar hikâyeciği anlatmak isterim. ‘Kurdurulmamış’ da olabilir, Yıkım Müteahhitleri Derneği, kentsel dönüşüme itirazı olmayan bir örgütlenme. Buna rağmen Bakan Bayraktar, derneğin ismini ‘fazla negatif’, moral bozucu bulup değiştirmelerini söyleyebiliyor. Çok demokratik cüretler.

Van yardımları nerede?

Denk düştü, birkaç gün sonra elime Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı’nın (TÜSEV) 2012 Sivil Toplum Raporu geçti. Örgütlenme özgürlüğü, mevzuat, kamu-STK ilişkileri çerçevesinde sorunların belgelendiği, vaka analizlerinin yapıldığı raporda dikkatimi çekenleri kendi görüşümle aktarayım. (Rapor için: www.tusev.org.tr)

Uygulamadaki temel sorunlar tanım eksikliği, şeffaflık ve keyfiyete olanak tanıyan muğlaklıklar gibi görünüyor. Hangi kriterlere göre STK’ların kamu kaynaklarından yararlanabildiği yahut görüş bildirmeleri için kamu kuruluşlarından davet aldığı net değil. Bu muğlaklık siyaseten yakınlık-uzaklık motivasyonunu akla getiyor. Keza işin içine Terörle Mücadele Kanunu, Kabahatler Kanunu, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu sokularak bilhassa hak temelli

STK’ları çalışamaz duruma getirmek mümkün. Sarmaşık Derneği’nin, VAKAD’ın nasıl ‘terör örgütleri’ haline getirildiğini biliyoruz.
Bir de denetim faslı var. TÜSEV, 2012’de hangi STK’ların kaç kez denetlendiğini, kesilen cezaları ilgili kurumlara sorduysa da cevap alamamış. Yıllardır denetim yüzü görmemiş STK’larla yılda beş kez denetlenenler arasındaki farkı tahmin edebiliyoruz. Diğer yanda ortaya rakamlar konsa da bazı STK’ların mali yapısına asla tam vâkıf olamıyoruz. ‘Yardım’ temelli bazı örgütlenmelerde, siyaseten yakınlık yüzünden kamu ve sivil iyice karışabiliyor.

Ama niyeyse kimi derneklerin gönüllü çalışanları, birden ‘sigortasız işçi’ olarak ceza vesilesi olabiliyor. “Çıkışı alınan e-postalar neden evrak defterine işlenmedi?” gibi bile kulp bulunabilmiş. Mahremiyete ayrı önem veren kimi LGBT derneklerinin üye bilgilerini sakınması da öyle.
Van depremi sonrasında kentte çok çeşitli STK’ların etkinlikleri oldu. Fakat yardımlar kısmı karışık. 14 kadın örgütünün “Yardımlar nerede?” sorusuna Van Valiliği’nin ilgili birimi sadece “Başbakanlık’a ait hesapta” cevabını verdi. AFAD’ın kendi rakamlarında başka bir gizem var: Türkiye’de etini budunu bildiğimiz STK’lar, deprem sonrası özel sektörün iki katı yardım etmiş! İnsani yardım kampanyalarından toplanan 224 milyonunsa sadece ‘Van’a hizmet’ için kullanıldığı yazıyor AFAD’ın sitesinde. TOKİ’ye ve Evini Yapana Yardım modeline aktarılan 2,5 trilyonun takibi ise tabii apayrı mesele.