Bir yabancıya asla anlatamayacağınız Türkiye

Dershaneler olmasaydı kuru bir topraktık. O teknede çamur olup şekil aldık. Adeta ilahi nefha üflendi ruhumuza ve insan olduğumuzu hatırladık cümlesini, bu koca tartışmayı bir yabancıya nasıl anlatırsınız?

Günlerdir öyle bir gündem var ki, Türkiye hakikatlerine uzak biri, bir yabancı “Nedir bu dershane meselesi, neler oluyor orada?” diye sorsa, nasıl anlatmaya başlarsınız? Kara kara düşünüyor insan.

Tartışmanın göbeğinde ‘dershane’ denilen, eğitim sisteminin asal unsurlarından olmayan bir birim var. Bir meselenin uzantısı olarak kendini var etmiş, serpilmiş, sektörleşmiş bir alandan söz ediyoruz. Bir de yasaktan. Öznelerin temsiliyetlerine hâkim olmayanlara, günlerdir Türkiye’nin neredeyse sadece dershanelerden konuştuğunu nasıl izah edebilirsiniz? Ve bu esnada kullanılan dilin izahı, tercümesi mümkün müdür?

Dershaneler olmasaydı bugün bulunduğu yere gelemeyeceğini söyleyenler konuşuyor bolca. “Dershaneler sayesinde hayata tutundum” diyen gençlerle söyleşiler yapılıyor, dershanelerin kardeşlik ruhunu canlandırdığı, halklar arasında köprüler kurduğu söyleniyor mesela. İlim ve irfan merkezli tartışma, ilime, bilime, başarıya, yükselmeye karşı olmak noktasında düğümleniyor örneğin. Vatana millete faydalı nesillerden söz eden cümleler birden ‘gençlerin geleceğini karartmak’ tamlamasına bağlanabiliyor. Öğrenciler orada topluma hazırlanıyor, deniyor.

‘Kuru bir topraktık’
Bir eğitim yazarı dershanelerin okulların sağlayamadığı sosyal ortamı sunduğunu, kapatılmaları halinde yüz binlerce öğrencinin sokağa itileceğini söylüyor. ‘Kötü yol’ alternatifleri sıralanabiliyor sonra; ahlakı eksik gençlik, alkol-uyuşturucu bağımlılığı, tinercilik alarmları çalınıyor. Dershaneler olmazsa çocukların dağa çıkacağı söyleniyor. Ekranlara “Başka çaremiz yok, erkenden evlenmek zorunda kalacağız” diyen kız çocukları çıkarılabiliyor. Sonuçlarında dershanelerin kazandığı anketlerin sorusu “Okulda mı daha iyi eğitim alıyorsunuz, dershanede mi?” olabiliyor. Diyelim sosyal medyada gördüğü “Dershane olmasaydı kuru bir topraktık. O teknede çamur olup şekil aldık. Adeta ilahi nefha üflendi ruhumuza ve insan olduğumuzu hatırladık” mesajını bir yabancıya nasıl anlatırsınız? “Siz neye dershane diyorsunuz Türkiye’de?” diye sormaz mı? Anlayabilir mi?

Bunları anlatacağız ki, sosyal medyada buluşulan ‘EğitimeÖzgürlük’, ‘DershaneyleGelenAdalet’ tamlamalarının sadece dershaneleri işaret ettiği yerde hakikaten özgür ve eşit eğitimi konuşmanın güçlüğüne geleceğiz daha. Verilen eğitimle sınav sistemi arasındaki uçurumu törpülemeye yönelik hamle yapılmaksızın bir yasaktan konuşmanın hukukla ilişkisine ya da...

Fakat zaten Türkiye, dünya üzerinde kendi hudutları dışında herhangi bir yere izahı çok güç malzemeler vermekle meşhur bir ülke. Mesela metropollerinde trafiği hükümete muhalif olanların kasten tıkadığı, ülke tarihinin en kitlesel protesto eylemleri için 18 ayrı komplo teorisi üretilebilen, biri çıkınca diğeri unutulabilen bir yer. Başbakan’ın telekinezi yöntemiyle öldürülmek istendiğinin söylenebildiği, buna inanılan bir yer ya da.

Buralarda kanıksanmış olabilir ama örneğin polis şiddetiyle ölenlerin duruşmalarında yakınlarının salona alınmayışı ve hatta üzerlerine biber gazı sıkılışı mesela. Dünyaca ünlü bir entelektüelin ağzından söylemediği/söylemeyeceği cümlelerle dolu bir söyleşinin ulusal bir gazetede basılabilmesi... Bunları gerçekten anlatmak zor. Partilerin grup toplantılarının her hafta televizyonlarda canlı yayımlanmasını, oradaki tezahüratları ya da “Kuşlar eskisine göre daha az ölüyor, göç yollarını değiştiriyorlar böyle böyle” zihniyetini ya da yemek tarifi veren ana haber bültenlerini ya da iç siyasette ‘Pigmelerin’, ‘Kızılderililerin’ yerini ya da vazonun manasını ya da...