Biz neyle devam edeceğiz?

Bu memlekette evvel ahir kim kiminle hesaplaşırsa hesaplaşsın değişmeyen şeyler var. Bir de hızla değişenler...

Her yer nasıl toz duman. Olur ya, belki taşları şimdilik oturtacak bir yerler bulunacak, yeniden üleşilecek, onlar bir çaresine bakacak. Ve bize bunlar kalacak.

Ortak örülmüş ihbarcı ahlakçı bir ağ örneğin. Birileri “Burada kızlı-erkekli buluştular” diye polisi arayacak alelacele. Gencecik bir insan, arkadaşlarının başına belanın daha büyüğü gelmesin diye bir apartmanın dördüncü katından aşağı tutuna tutuna inmeye kalkacak. Nasıl pis bir baskıysa, nasıl derin bir korkuysa yaratılan, korkusuzlaşacak, inebileceğine inanacak bir an. O gencecik insan bir apartmanın dördüncü katından düşüp de ölecek sonra. Onu aşağı iten bir toplum olarak kalacağız.

Diyelim bütün yolsuzluk iddialarının üzerine gidildi, nasıl olacaksa, mesul olan herkes cezasını aldı. Biz yine de çimentoyla irileştirilmiş, fakiri dışarı itiştirerek büyümüş kentlerde soluksuzluğumuzla kalacağız. Güvenlikli, steril yaşam alanlarının, ‘yardımcı bayanlarla’ aynı otobüse binmekten yüksünenlerin oturduğu sitelerin zamanı... Biz kime günaydın diyeceğiz?

Bazıları için yargı
Cinayet mahalline döndürülmüş işyerleri öyle duracak. Adına kaza denecek, işçi minibüsleri derelere uçacak, haber bile olmayacak, uzayan çeteleye bile bakmayacaklar. Devlete mahal bırakmadan muhalif öğrencisini kendi yargılayan, AVM’leşmiş kampüsleriyle keyfe göre hocalarını işten çıkaran şirketleşmiş yönetimleriyle bu üniversiteler işte elimizdeki.

Yargı siyasallaşmış... Öyle bir memleket ki evvel ahir kim kiminle hesaplaşırsa hesaplaşsın bazılarının payına nedense hep daha az adalet düşecek. Türk, Sünni, heteroseksüel ve de erkek olmayanlar o bazıları. Katliam sonrası tek bir kişi yargılanmamış, Roboski’nin anneleri kahırdan ölecek. Devlet tarafından kaybedilen, devlet tarafından öldürülenlerin, yıllardır hesap verin diye diye ömürleri kısalmış yakınları gibi. Gezi’den sonra canlarını gömdükleri bu hayata daha da tahammül edemeyen anneler gibi.

Diyelim Kürt siyasetçiler söz konusu olduğunda, sosyalistler, anarşistler ya da mesela eşcinsel hakemler, yol ortasında canlarına kastedilen translar, hayatlarındaki erkeğin şiddetine maruz kalan kadınlar... Bu ülkede kim kiminle didişse, kim kimi yense, onlara düşecek olanda uzlaşılmış değil mi aslında?

Biz neyle devam edeceğiz? Daha fazlasını istemedikçe bununla.

Eksilerek büyümek
Aynı esnada bir başka karede Türkiye medyası sefaletinin en yüksek yıllarını yaşıyor belki de. Kendi tarihi içinde dahi en beteri... İktidar kavgası içinde acıklı biçimde angaje, okurun aklına hakaret edercesine tarafgir, basın özgürlüğünü öyle sinsice bile değil, göz göre göre defterden silecek kadar cüretkâr, kimi zaman iktidarın işaretine, imasına bile kalmadan lüzumlu ‘tedbiri’ alacak kadar korkak...
Bütün bunların ortasında dik durmaya çalışan gazeteler, dergiler ya da anaakım hengâmesi içinde sözü/işi üzerinden ahlaklı durmaya direnen gazeteciler var. Onları bir de ‘piyasa’ kaideleri bekliyor. Bu da bir tür mücadele alanı, birçok açıdan.

Söylenecek laf çoktur. Her şeye, her şeye rağmen Radikal’i kıymetli kılan bir şey varsa, 17 ay ya da 17 yıl, samimiyetle emek verenler sayesinde var. Sözü/işi üzerinden ahlaklı durmaya direnenler yani. Eksilerek büyümek mümkün mü? Eskisinin kimi demirbaş değerleri olmaksızın yeni medya yaratmak ya da? Göreceğiz. Bütün dünya medyasının sınavı da bu.

Bilenler Tuğrul Eryılmaz’ın sesi kulaklarında okusun lütfen, “Öyle şey mi olur çocuklar?”