Çanakkale'de bir Ermeni komutan mı?

Çanakkale'de savaşmış, 'kahramanlığı' tescilli bir Ermeni komutan; isimsiz Rum, Ermeni, Yahudi sporcular... Milli tarih, milli yalanlar.

Türkiye ve olimpiyat deyince akla gelen ilk isimlerden Selim Sırrı Tarcan, 1912’deki Stockholm oyunlarının ardından şöyle yazmıştı: “26 farklı ülkenin en seçkin evlatları oradaydı; bir tek bizden kimse yoktu.”
Avrupa’da spor eğitimciliği okuyan Şavarş Krisyan, yayımlanmasına önayak olduğu Marmnamarz (Beden Eğitimi) dergisinden cevap verdi kendisine. Kırgındı çünkü iki Ermeni sporcu, Mıgırdiç Mıgıryan ve Vahram Papazyan Osmanlı hilalleriyle oradaydı. Krisyan, 24 Nisan 1915’te Haydarpaşa’dan kalkan trene bindirilen ve bir daha haber alınamayan Ermenilerden biriydi. İki hafta önce Agos’ta Rober Koptaş dört başı mamur bir dosyayla andı bu sporcuları.
O dönem katılım koşulları farklı, kayıt tutacak bir olimpiyat komitesi, aslında o arzu yok. 1922 öncesinde olimpiyat oyunlarında yarışmış, madalya kazanmış, bu toprakların insanı Ermeni, Rum, Yahudi sporcuların bırakın kırdıkları rekorları, isimlerini dahi bilmiyoruz. Bilmek istemiyoruz. 

Manaki Kardeşler’in kamerası
Geçen hafta ölen yönetmen Metin Erksan, mühim bir tarihçiydi de. Türk sinemasının 1914’teki ‘Ayastafanos Abidesi’nin Yıkılışı’yla başlatılmasına muhalefeti vardı. Bianet’in hatırlattığı, 1996’da Yıldırım Türker’in FOL dergisi için Erksan’la yaptığı söyleşide bundan da bahis var. Erksan ısrarla, tarihin 1911’de Sultan Reşad’ın Rumeli seyahatini Selanik’ten Manastır’a kadar kamerayla izleyen Manaki Kardeşler’le başlaması gerektiğini söylüyor. Ama ‘milli’ sinemayı iki Rumla başlatmaya kimse yanaşmamış tabii ki. Araştırmış; iki kardeşin 1907’de kamera aldığını biliyor. Kim Erksan’ı dinleyip bu dört yılda başka neler çektiklerini araştıracak? Onu Theo Angelopoulos yapmış. Elimdeki kitabın adı “Yüzbaşı Sarkis Torosyan-Çanakkale’den Filistin Cephesi’ne” (İletişim Yay.). Yok artık, Çanakkale Savaşları’nda Ertuğrul Tabyası’nın başında bir Ermeni komutan mı varmış? Bırakın ismini, 2. Ağır Topçu Tugayı bile resmi arşiv kayıtlarında yok. Böyle bir temizlik.
Ayhan Aktar’ın yayına hazırladığı ve ilk 1947’de ABD’de basılan hatırat müthiş bir hayat öyküsü. Kayseri Everekli (Develi) Torosyan’ın bir Ermeni olarak bu rütbeye gelişi, mevziden aktardığı canlı sahneler... 1915 Anadolusu’ndan Ermeni tehciri haberleri gelirken kahramanlık takdirnamesi Harbiye Nazırı Enver Paşa tarafından verilmiş Ermeni bir askerin, o emri verenlerin üniformasıyla geçirdiği buhranlı günler... Annesi, babası, sevdiği kadın ve kız kardeşinin ölümüne tanıklık ettikten sonra taraf değiştirme kararı...
Aktar da anıyor önsözde. Hatırlarsınız, iki yıl önce Çanakkale’deki bir mezar taşı, şehitliğin yapılmasından tam 20 sene sonra birilerinin içine kuşku düşürmüş ve soruşturulmuştu. Çanakkale’de değil, 1916’da Erzurum’da öldüğü gerekçesiyle Tabip Yüzbaşı Dimitriyati’nin mezar taşı kaldırıldı. O milli parktan sorumlu Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, “Alayda olmayan birini varmış gibi göstermenin anlamı yok” demişti. Oysa ki sembolik mezar taşları arasında Rum yüzbaşınınki Müslüman olmayan askerleri temsil eden bir semboldü. Çok sonra, başka kentlerde ölmelerine rağmen Çanakkale’de savaştıkları için orada sembolik mezar taşı bulunan Türk ve Müslüman askerler vardı üstelik. 

‘Mahlukatlar’
Haluk Kırcı gibi bir ismin Ermeniler üzerine yazacağı kitaptan ne bekleriz ki! Şöyle bir durum var, nefret yüklü arka kapak yazısıyla şu ara konuşulan ‘Ermeni Zamanı-Unutma’ adlı kitap, 2009’da ‘Ermeniler Zamanı’ olarak başka bir yayınevi tarafından basılmıştı zaten. İkisini karşılaştırmaya imkânım olsa takatim olmaz. Ama sadece arka kapak yazılarında iki fark dikkatimi çekti. 2012’de, gözden geçirilen yeni baskıda nefret dozu da tashih edilmiş. 2009’da ‘kimlerin uşakları’, olmuş ‘kimlerin itleri’. ‘Türk düşmanlığı yapanlar’ dediği üç yıl sonra olmuş ‘Türk düşmanı mahlukatlar’. Gerisi harfiyle aynı.
‘Mahlukatlar’ demek, ‘yaratıklarlar’ demektir. Yanlıştır.