'Ceylan, Sevag, Ali İsmail; bizim Esma'larımız'

Tayyip Erdoğan 'Sayın Başbakan! Esma da bir muhalif idi' başlıklı bir mektubu okur mu? Hüda Kaya, 'mahallemizin' gençlerine de ağlamaktan söz ediyor.

Hüda Kaya, dün Tayyip Erdoğan’a hitaben bir mektup yayımladı Hür Bakış’ta (http://hurbakis.net/). Başlığı: Sayın Başbakan! Esma da bir muhalif idi. Konuştuğumuzda ilk attığı başlığın ‘Sayın Başbakan! Esma da çapulcuydu’ olduğunu söyledi. Sonra fikrini değiştirerek, bu kıyası yazının içine saklamış.

Hüda Kaya, 28 Şubat döneminde başörtüsü serbestliği için yürüttüğü mücadele yüzünden idamla yargılanan, üç yılı cezaevinde geçiren bir kadın. Keza kızları da aynı sebepten ceza aldılar.

Erdoğan’a, İstanbul il başkanı, sonra büyükşehir belediye başkanı oluşunu ‘bayramcasına’ kutladığı günleri hatırlatarak başlıyor mektubuna. Son satırına kadar hissediyorsunuz hakikaten cevap almak arzusuyla yazdığını, samimiyetini. Köprülerin altından çok su akarak gelinen ‘ustalık’ döneminde Başbakan’a ‘bizim Esma’larımızı’ anlatıyor sonra, tane tane...

12 yaşındaki Uğur Kaymaz’dan, annesinin parçalarını topladığı 15 yaşındaki Ceylan Önkol’dan söz ediyor. Ürek, Uysal, Tosun, Alma ve Encü soyadlı Roboskili 34 çocuğu, genci anıyor. Zorunlu askerlik sırasında işkence sonucu hayatını kaybeden Uğur Kantar’dan bahsediyor. Bir 24 Nisan’da ‘asker arkadaşının’ silahından çıkan kurşunla ‘şaka neticesinde’ hayatını kaybeden Sevag Balıkçı’dan... “Hapislerde, bir hiç yere okullarından ve hayatlarından alıkonulan binlerce masumdan mı bahsedeyim?” diye soruyor. Hasta tutuklulara, Pozantılı çocuklara dokunuyor. Ekliyor: “Bir de hani size oy vermeyenlerin de Başbakanı olduğunuz vatandaşların çocukları olan Ethem Sarısülük ve Ali İsmail ve diğerleri de var. Kendi devletlerinin polisleri tarafından alenen ve vahşice katledilen gençlerimiz...” Her birinin sorumlularının yargılanmasından söz ediyor sonra.

Yakını görememek
Mektubunu “Onlar bizim topraklarımızın Esma’ları olan muhalif çocuklarımız. ‘Onlar muhalifti ve ölmeyi hak ettiler’ diye düşündüğünüze inanmam zaten ama Sayın Başbakan ağladığınız Esma da bir muhalif idi. Ama ona ağladınız...” diye bitirmiş Hüda Kaya.
Dün öğleden sonra konuştuğumuzda, çok yoğun tepkiler aldığını anlatıyordu. Hissen yoğun. Çoğunluğu bakışını destekler nitelikte, bir kısmı da “Sen kimle kimi kıyaslıyorsun” diyor, “Onların kim olduğunu bilmiyor musun?” diyor, belki ‘teröristler’ havada uçuşuyor.
Bir hastalığı ifşa etmek için yazdığını söylüyor bu mektubu. “Ceylan’a ağlamayanlar, hüngür hüngür Esma’ya ağlıyor. Bizim de yüreğimiz yandı Esma’ya. Ama kendi mahallemizdeki çocuklarımızı, gençlerimizi görmeyecek miyiz? Özellikle dindar camiada hep uzaktakini görüyor, yakındakine bakmıyoruz. Maalesef yıllardır müzminleşmiş böyle bir hastalığımız var. Gazze’de İsrail uçakları bombalarken meydanlara çıktığımız, beraber ağlaştığımız, dualaştığımız Filistinli kardeşlerimizden ne farkı var Roboskili çocuklarımızın? İsrail’in bombalamamış olması mı farklı kılıyor? Dün, bizi ötekileştiren zihniyet temsilcilerini eleştiriyorken, o konumlara bizim insanlarımız geldiğinde hâlâ Ceylan’lar ölebiliyorsa, Ethem’ler, İsmail’ler yaşanıyor ama sadece Esma görünüyorsa bu bizim tabanımıza mesaj olmalıdır. Durup düşünmemiz, gözümüzdeki hastalığı gidermemiz gerekir.”

Hüda Kaya, böyle sorular sorduğu için bizzat görmezden gelinen bir kadın aslında. İki ay evvel “Barış çorbasında bir tuzumuz olmalıydı” diyerek oğlu Muhammed Cihad’la birlikte Kandil’e gidip uzun uzun izlenimlerini paylaşmıştı. Kendisi anlatıyor bu yedi bölümlük dizinin özellikle görünmez kılınması için yapılanları.

Hüda Kaya, aslında hep aynı şeyi söylüyor. Erdoğan’ın Esma’yla Ali İsmail’i aynı cümleye okumaya tahammülü var mı?