CNN'in 'yaygarası'

Ivan Watson'a 'pasaport sorularak' canlı yayının kesilişi, meslektaşlarımızın çektiklerinden daha mühim değil. Ama bir manası da var!

"Gezi olaylarında yalan haberleriyle dikkat çeken CNN, bu kez de polis kanalın muhabirine pasaport kontrolü yapınca ‘canlı yayında gözaltı’ ajitasyonu yaptı.” Gezi Parkı’yla başlayan olayların yıldönümünde, CNN International muhabiri Ivan Watson’un Taksim Meydanı’nda yaşadıklarını böyle duyurmuştu dün Yeni Şafak. İç sayfalarda pasaportu bulunmayan Watson’ın ‘işlemler için’ sadece bir süre bekletildiği, gözaltına alınmadığı yazılmıştı. ‘Twitter’dan canlı yayında gözaltına alındığı yalanını ortaya attı’ gibi cümleler, tahrik, ajitasyon, yalan ve oyun nevi kelimeler, hükümete yakın medya ve bizzat parti mensuplarınca kullanıldı zaten. Evet, Emniyet de açıklama yaptı sonra, Watson gözaltına alınmamıştı ki, bu neyin yaygarasıydı?

Canlı yayının ortasına dalarak, kameranın önüne geçerek cihana seslenen uluslararası bir yayın kuruluşunun muhabirine ‘pasaport kontrolü’ yapmak ne manaya gelir? ‘Dünyaya rezil olduk’ kuruntusu, bana çekirdek aile evlerinin misafirlere mahsus salonlarını hatırlatır. Mutfakta, odalarda asıl olup bitenin, minderleri kabartılmış koltuklar, kristal şekerlikler ve ezberlenmiş rollerle pekala gizlenebileceğini bir de. ‘Ülkenin imajı’yla, ‘Türkiye’nin marka değeri’yle zaten ayrı dünyaların tamlamasıyız. ‘Dünyanın yükselen gücü’, ‘büyük devlet’ liginde oynadığını iddia edenlerin ‘Niye bu uluslararası kanallar bizimle yakından ilgileniyor?’ sorusunun abesliğini ise şimdilik bırakalım.

Diğer yandan sadece hakikati aktardığı için devlet geleneği olarak eziyet gören gazetecilerin ülkesinde, Ivan Watson’ın yarım saatlik polis macerası gözümde daha kıymetli değil. Gazetecilik yaptığı için şiddet gören, cezaevinde yatan, hatta öldürülen Kürt medyası çalışanlarının, bağımsız medyanın sosyalist gazetecilerinin, Gezi’yle birlikte risklerle alanlardan haber geçen meslektaşlarımın yaşadıkları yanında, Watson’ın tecrübesine sadece bu anlamda ‘yaygara’ diyeni garipsemem. Ama bir yandan şöyle de bir önemi var bu skandal ‘pasaport kontrolünün’…

Bunun adı ‘sivil’ değil

Ortalıkta son sahne dolanıyor ama Watson cumartesi günü, CNN için uzun sayılabilecek bir canlı bağlantı yapmıştı. Burada deneyimli bir gazeteci olarak Türkiye’nin sarsıntılı bir dönemden geçtiğini, takip ettiği kadarıyla toplumu hiç bu kadar kutuplaşmış görmediğini, şehrin böyle ticari bir merkezindeki polis varlığını anlatıyordu. CNN Merkez’deki spiker bunun sonunun nereye gideceğini sordu. Watson son dönemde çiçek verilen en sakin eylemin bile polis tarafından derhal şiddetle bastırılmasından, bunun da polise atılan taş ve şişelerle bir çatışmaya dönüşmesinden bahsetti. Bahsediyordu ki canlı yayına polis tarafından müdahale edildi.

Twitter’da kendini ‘siyenenci’ diye tanıtan Watson daha evvel Taksim’den defalarca canlı yayın yapmış, İstanbul’da kıdemli, ismi cismi Emniyet camiasında gayet yakınen bilinen biri. Olmaz ya, diyelim o an görevli amirler tanımıyordu, canlı yayının başladığı o iki dakika kim olduğunu anlamaya yeter zamandı, Türkçe bilen ekibine sorulabilirdi. O kafadan bakalım, en basitinden bir yabancı gazeteciye ‘haddini bildirmek’ için yayının bitmesi beklenebilirdi. Canlı yayınlansın ister misiniz? Bu kadarına pes denirdi çünkü.

Hayır, kim olduğu, bu hareketin manası gayet iyi bilinerek, CNN’e, uluslararası medyaya ve de cihana net bir mesaj verilmek için yapıldı müdahale. ‘Burada işler artık böyle yürüyor!’ deniyordu.

Bu müdanasızlığın bir veçhesi de adına ‘sivil’ denen, neredeyse bir örnek giyinmiş polisler ve çantalarından kafasını uzatmış coplardır. Onları gizleme zahmetine katlanmamaktır. Başka tür bir kin ve nefretle o copların sırtlara inişi, sokak aralarında öldüresiye dayaktır, şiddetin müdanasızlaşmasında başka bir birimdir. Mesajdır.

İsmi taze konmuş her tür lobiden daha kudretli bir meydan okuma bu; ülkenin ‘marka değerine’ kıymet verenler yapsın hesabını kitabını. İşlese, adalet mekanizmasına verilecek hesap çok. Biz o kısmıyla alâkadarız.