Çocuklar, kadınlar, sınırlar ve ani hareketler

Dağa kaçan çocuklar edebiyatı, sınırda çocuk öldürmenin normalliği, 'ani hareketle' kılık değiştiren istismar dili. Kimse gerçekten çocukları umursamıyor.

Öndeki iki boyutlu figürler hareket ederken, diyelim salı günü parti grup toplantısında bu hafta kimi fırçalayacak diye düşünürken, birileri Survivor’dan konuşurken, bu yağmurlar barajları doldurur mu diye dertlenirken, yani gerçekimsi bir hayat akarken arkada varlığını gösteremeyecek kadar şeffaflaşmış bir fon var sanki. O kadar normalleşmiş ki ara ara ani bir ses duyunca o yana kafalar çevriliyor ama bu da uzun sürmüyor. Soma gibi bir felaket, bir toplu iş katliamı yürekleri parçalıyor ama her gün, her gün üçer beşer insan, sadece bir ücret karşılığı çalıştığı, o koşullarda çalıştırıldığı için ölüyor. Yüksekten düşüyorlar, elektrik akımına kapılıyorlar, eziliyorlar, sıkışıyorlar; normalleştiği için sesleri duyulmuyor.

Kadın sesleri geliyor mesela; kimi babasından kimi abisinden kimi kocasından, sevgilisinden, onu ‘çok seven’ bir erkekten kaçıyor. Kaçamıyor bir noktada, bıçaklananların feryatlarını duyuyoruz hayal meyal, sırtına balta inenleri, kalbinden kurşunlananları… Tecavüze uğrayan, tecavüze uğradığını ispatlamak zorunda kalan, tecavüzcüsü cezasız kalan kadınların atabilirlerse çığlıkları öndeki hengâmenin içinde eriyerek yok oluyor.

Bir ağacın arkasında diğer ağaç, bir TOMA’nın ardında diğer TOMA, Gezi’nin ardında Lice kalabiliyor. Devletin şiddeti bazı toprakların doğal bitki örtüsü gibi olabiliyor mesela. Bu mevsimde oralar için ‘normal’ sanki.

40 senelik kadim bir meselede birden ‘PKK’nın kaçırdığı çocuklar’ başlıklı yeni bir bölüme kilitleniyor milyonlar. Ne o çocukları ne o anneleri ne de meselenin kendisini hakikaten anlamaya tenezzül eden, yine kadınların ve çocukların bir biçimde kullanıldığı bir drama sahneleniyor. Herkes aslında bunun bir drama olduğunu biliyor.

‘Bir anda oldu’
Aynı esnada başka görüntüler akıyor ekranın bir ucundan. Daha üzerinden ne kadar zaman geçmiş, 20’lerinde bir anneyi iki çocuğunun gözünün önünde sınırda vuran, yine 13 yaşındaki Mihemmed Reşit’i vuruyor. İki arkadaşı Ömer Ömer ve Ömer Fereç’le birlikte bir taraftan sabun alıp diğer tarafta satacak olan bir çocuk Örümcek Adamlı tişörtüyle yatıyor işte öyle. Sınır, kaçak, Kürt deyince bu da normal oluyor. Ne cezaevlerinin içinde ne de cezaevi haline getirdiği dışarıda koruyamadığı çocuklarını böyle piyonlaştırıyor devlet. Bu hal dışardan bakanın ekserisine de normal geliyor. Aynı gün Jandarma Komutanlığı’nın 175. kuruluş yıldönümüymüş, ilkokul çocukları karakol gezdirilip kamuflajlarla sarmalanıyor, küçük askercilik oynatılıyor; alakalı gününde polisçilik oynattırıldığı gibi… Sapla saman değil işte.

Öndekilere müjdeler duyuruluyor: Yasaları düzenleyeceğiz! İki gün aynı gömleği giyecek kadar üzüldüğümüz iş cinayetinin ardından taşeron meselesine dair düzenleme yapılacak. Bakıyorsunuz, dantel gibi hinliklerle daha büyük bir taşeron deseni işlenmiş, daha da kurumsallaşacak. Bir torba yasanın içine kadın ve çocuklara yönelik cinsel suçların düzenlemesi tıkıştırılmış. Öndekilere megafonla çocuk tecavüzcülerine yönelik cezaların arttırıldığı duyuruluyor. Bakıyorsunuz, taciz ve istismar ayrılmış. ‘Ani hareket’ nedir? Ani hareket ve tecavüz arasında metreler, hayata nasıl geçeceği belli olmayan (aslında olan) muğlak hukuki bir alan ve binlerce çocuğun hayatı var. Tecavüz suçu işleyenin lehine, kadının kıyafetinden mesleğine ‘gerekçe’ arayan zihniyetle aynı mekanizma bu. Hiç aklımda yoktu, bir anda oldu.

Devlet hiçbir şeyi bilmeden yapmaz; toplumsal onaysa devletleşen zihinlerin kimi zaman gayet bilinçle, kimi zaman normalleştirerek bilinçdışı hale getirdiği ikiyüzlülükle şekilleniyor. Çocukları koruyorum derken, böyle kalıyorsunuz işte. Kimse gerçekten çocukları, kadınları umursamıyor çünkü. Meseleleri kökünden çözmek kendini değiştirmeyi icap ettirir. Ani hareketler olarak kalıyor rötuşlar. Yalandan. Hileli. Kof.