Çok üzüldünüz ama isyanınız önce neye?

Soma katliamı içinizi parçaladı, öfkelendiniz. Ama önce neye? AK Parti neoliberalizmini konuşmadan devam etmek 'kader işte' demekten farksız.

Hükümetin her dozda muhalefet edene dair kurumsallaştırdığı ‘samimiyet testi’ tuzağına düşmeyeceğim. Zira böylesi bir katliamın ardından üzülmemek, öfkelenmemek insanlığa dair testtir.

Televizyonlarda hüzünlü müzikler, şiirsel metinler eşliğindeki madenci hikâyeleri azalmaya, hayatın akışı ‘normaline’ meyletmeye başlarken mühim olansa bu katliamın yarattığı isyan duygusunun neye evrileceği. Öfkenizin öncelikli öznesi nedir? İsyanınız önce kime? Kadere mi mesela? Yahut diyelim suratına tükürmek istediğiniz daha soyut düzeyde ‘bu düzene’ mi? ‘Kaza nasıl oldu bilmiyoruz ama hiç kusurumuz yok’ deme pişkinliğini gösteren ve sağ kalanların her beyanıyla çalışanlarının ‘yaşam hakkına’ nasıl kastettiği ortaya çıkan maden işletmecisi şirkete mi? Ya da şirkete o işletme hakkını, tek alıcı olarak tüm kömürü satın alma garantisi veren, işçi sağlığı iş güvenliği denetimini yapmakla mükellef hükümete mi? Böyle ölümler bir daha olmasın, kimse bu koşullarda çalışmasın diye isyanınız önce kime?


YERLİ NEOLİBERALİZM
Hah, yine hükümeti mi suçlu çıkardınız? ‘Ne yapsak eleştiriyorsunuz’ algısı sıfır noktasındaki bir fikir ayrılığına dayanıyor. Her tür iktidarın yozlaşmaya, hegemonya kurmaya müsait mayasını akılda tutmak, prensip olarak hiçbir devlete güvenmemek politik bir seçim. Niye güveneyim?

Diğer taraftan hükümet etmek, sayısız tercih yapmak manasına geliyor. Makro düzeyde ülkenin kaynaklarını, yurttaşlarının parasını önce ne için kullanıyorsunuz? Duble yol için mi, kadın sığınmaevi için mi? Üçüncü köprü mü, iş güvenliği denetimi mi? İşte nasıl bir sosyal güvenlik mekanizması kurduğunuz, seçilen dış politika, yasalarda en fazla neye dair değişiklik yaptığınız... Seçmen lokal noktalarda eleştirir (bu mekanizmanın ataleti ayrı yazı konusu); tüm politikaların dayandığı söylem ve siyasetten ayrı duranların eleştirisi kesilmez tabii. Başka türlü bakıyoruz işte dünyaya... Diğer yanda ‘tokatı yersin’lerle, vatandaş tartaklamalarla fiziki, tekmeleyenleri nişane gibi yanında taşımakla psikolojik şiddete dayanan o ilkel çizgi dururken saçma lafazanlıklar yaptığımın farkındayım.

Elbette ki o işletmenin patronu, sorumlu yöneticileri yargılanacak; o tuhaf basın toplantısını yapmak yerine çoktan ifade vermiş olmaları gerekirdi. Fakat Soma iş cinayeti sonrası neoliberalizme ve üç hükümettir serpilmiş, Türk-İslam senteziyle bir anlamda ‘yerlileşmiş’ AK Parti neoliberalizmine yönelmeyen isyanın inanın hiçbir hükmü yok. İnşaata dayalı büyümeyi, kalkınmanın mistifiye edilmiş gerekçelerle obsesyon haline getirilişini, ‘Büyük Türkiye’ ezberinin insani maliyetini konuşmadan devam etmek, ‘Kader işte’ deyip geçmekle aynı hatta.

Simten Coşar ve Gamze Yücesan Özdemir’in hazırladığı ‘İktidarın Şiddeti’ (Metis Yay.) adlı kitabı hararetle öneririm. 80 darbesinden itibaren neoliberalizmi, Milli Görüş’ten itibaren AK Parti’yi birlikte takip eden, Türk-İslam sentezi bu özgün neoliberalizm modeline yakından bakan on makale var kitapta.

İslamcı politikalarla neoliberalizmin hemhal oluşu, ‘hayır işi’ mefhumunun bu modeldeki yeri, sosyal hakların sosyal adalet vurgusuyla çelişir biçimde vatandaşlık kaynağından koparılışı, hukuk sisteminin piyasalar lehine değişen çerçevesi... Bu yaklaşım, ilericilik-gericilik, sekülerlik-dindarlık, hatta acıklı biçimde cehalet-okumuşluk sarmalına sıkıştırılan muhalefet söylemlerine de eleştiri aynı zamanda. Asıl mesele başka.

Kitabı hazırlayanlar neoliberalizmin şiddetinin İslamcı politikalarla sessizleştirildiği tespitini yapıyor. Madenden sağ kurtulmuş bir işçinin (Çizmemi çıkarayım mı?), Diyanet-hükümet üzerinden umreyle mükafatlandırılmasını da belki buradan okumak gerekiyor. Mesele, sağ kalan işçilere önce ne önerdiğiniz. Ve işte önce neye isyan ettiğimiz.