Çünkü sizden tiksiniyoruz

Bireyleri ayakta tutan 'ters enerjiden' söz ediyor Baudrillard. Ve 'kötülük'le örgütlenen iktidarlardan, 'tiksinti' üzerinden buluşan kitlelerden...

Olumsuzlama, dünyanın en basit şeyidir. Bu yüzden kişileri bir hedefte anlaşamayan büyük kitleler burada buluşurlar.”

Jean Baudrillard ‘Kötülüğün Şeffaflığı’ (Ayrıntı Yayınları / Çeviren: Işık Ergüden) kitabında Georg Simmel’den alıntılamış bu cümleyi. Baudrillard lafı daha çok dolandıracak. Mesela kitleleri olumlu bir fikir doğrultusunda kışkırtmanın lüzumsuzluğundan, topluca reddetmenin gücünden söz edecek. İktidarın ‘ötekini, düşmanı, kozu, tehdidi, kötülüğü’ belirtmenin simgesel gücüyle var olabildiğini yazacak. 

Bu çağda özgün bir politik starteji üretmenin zorluğunu da anacak ama bu zorluk karşısında akılcı bir toplum yönetimi olanaksızlaştıkça devletin toplumsallığı ortadan kaldırmayı tercih edeceğinden söz edecek. “Artık politik iradeye göre değil, şantaja, caydırmaya, simülasyona, kışkırtmaya ya da göstermelik özen göstermeye göre işliyor devlet. Devlet bir sevgisizlik ve umursamazlık politikası keşfediyor” diyecek. ‘Toplumsallığın yok olması karşısında yükselen hayasız taraftarlığın’ adını koyacak. ‘Sözde politik olaylar’ kamuflaj işevi görse de aslen politik toplumun yok oluşunu işaret edecek. Mikroskopun ayarlarıyla oynayıp sadece bireye odaklandığınızda da aynı denklemin bileşenleri var kitabın bir bölümünde. ‘Beğenilerin, arzuların, büyük itkilerin silikleştiği, kötü niyet, tepkime ve tiksinmeninkilerin güçlendiği’ bir çağ tarifi. Yeni bir enerji, ters bir enerji söz ettiği. Bu enerjiyle yaşıyor bazı insanlar.

Bir ‘öcü’ yaratmak
Bir milletvekilinin yaptığı konuşmayı politik düzlemde eleştirmenin yolları varken, kişisel olanın en kırılgan noktasına dokunmak.. Bu yetmezmiş gibi, tam da oraya bir yalanla dokunmayı tercih etmek.. İşte bu, kötülüğü tercih etmektir. Yahut diyelim hazzetmediğin gazetecinin televizyondaki başarısızlığından çiğ bir zafer hissi çıkarmak.. ‘Anlık sinirle’ değil, insanlığa, insanlığın yanında durulmayan bir tarafına yönelik, mayalanmış bir tutumla olur ancak. Tiksintiden doğar; tiksinti doğurmaya gayretlidir.

İktidarlar açısından çok veçheli bir toplumsal hareketin sosyolojik okumasını yapmak, anlamaya çalışmak, isterse oportünist olsun, bunun üzerine politik strateji üretmek yerine ‘tiksinti’ yaratmak çok daha kolaydır. Nefret özneleri imal etmek, Baudrillard’ın dediği ‘hayasız taraftarlığı’ genel olarak yükseltmeye, tüm kesimlerin ‘ters enerjisini’ katlamaya yarar.

Akıldışı komplo teorileri iktidar ve araçları tarafından ortalığa salınır. Bu iş o kadar ciddi yapılır ki içindeki gülünçlük ve aslında mesaj alıcısının zekâsına edilen küfür fark edilmez olur. İlköğretim haletiruhiyesine yakın aşağılama sıfatları koca koca bakanların, milletvekillerinin dilinden, iktidarla mesafesi kalmayan medya araçlarına sorgusuz sızar. Trafiği de tıkayan onlardır, tüplerde trenleri kasten durduran da.

Hep birlikte yaratılan ‘öcü’nün coşkusuyla kenetlenilir, tiksindikçe kalabalıklaşıldığı sanılır. Bir gün bir siyasi figür kurar cümleyi önce, oradan yayılır; bir başka gün, içinde tek haber unsuru bulunmayan imzasız kahvehane metinleri zavallı ağaçlara basılıp çıkar, iki güne kalmaz bir siyasi figür bunu alıntılar. İç referanslarla tiksinti örgütlenir, komplo hakikatleşir. Yurt müdürü mü, büroda şef mi, dairesini kiraya veren ev sahibi mi, okul müdürü mü, polis mi, bakan mı, savcı mı, hâkim mi... Yolu bu tiksintiden geçen herkes bir gün bir yerde, üzerine düşeni yapmak için buluşuverir.

Ve işte şu da var: Tehlike, bu girdabı görenlerin, bunu eleştirenlerin, her düzeyde muhalefet edenlerin kendilerini aynı denklemi kurarken bulmasıdır. Bulaşıcıdır. Tuzaktır.