Diyanet, cinsiyet ve insaniyet işleri

Kocasının tek kurşunuyla ölen Pınar İkiz duruşmasında cinayetle şiddetin ilgisinin bulunmadığı kayda geçti. Diyanet İşleri Başkanı'nı böyle dinleyelim.

Başladığım gibi gitseydi, bu yazı Pınar İkiz Şahin üzerine olacaktı. Pınar, 24 yaşında, iki çocuk annesi bir kadın. Kadındı. 10 yıl evli kaldığı ve boşanmak istediği kocası Abbas Şahin tarafından başına tek kurşun sıkılarak öldürüldü.

Dün Birgün’de Sevgim Denizaltı’nın haberinden öğreniyoruz, Pınar 14 yaşındayken, müstakbel kocasının ‘Seni okutacağız’ vaadine kanmış. Annesi diyor ki, balkona bile çıkamamış evlendikten sonra.

Pınar, 10 yıldır şiddet görüyordu. Defalarca çenesi kırılana, hafızasını yitirene kadar ağır yaralandı, karakolluk oldular, defalarca savcılığa suç duyurusunda bulundu. Bir kadın sığınmaevine yerleşti. İki gün sonra kocası buldu, çıkardı. Yaşadığı eziyet öyle bir noktaya gelmiş olmalı ki, bir anne, iki çocuğunu geride bırakıp ailesinin evine dönmeye karar verdi. Sonrasını tahmin etmek güç değil. Mayısta, ölsün diye, kafasına, tek seferde.

Ve bu cinayetin iki gün evvelki ilk duruşmasında ne oldu biliyor musunuz? Mağdur avukatlarının sanığa yönelttiği “Evliliğiniz süresince eşinize şiddet uyguluyor muydunuz?” sorusu mahkeme başkanı tarafından reddedildi! Çünkü bunun cinayetle ilgisi yoktu. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın müdahillik talebi de reddedildi. Çünkü bu bir cinayet davasıydı, ‘şiddet davası’ değil.

Bir insanın hayatını sonlandırmaya varan şiddetle, alınan nefeslere yayılmış şiddetin ayrımı kafama takılmıştı. Bu, suçun insan eliyle yazılmış yasalara göre tasnifi mecburiyetinden miydi, bir hukuk felsefesi sorunsalı mıydı, yargının cinsiyetini mi konuşmalıydık? Hasılında şiddeti kategorize etmek, bir kısmıyla, bir aşamasıyla alakadar olmak, şiddetlerden birini seçmek, şiddetlerden birini görmek sadece yargı pratiğiyle ilgili değildi. Bireylerin yargısında da bazı şiddetler, diğerlerine göre daha şiddetliydi.

Esma ve Pınar
Bir ara Twitter’a bakarken gözlerim faltaşı gibi açıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’nin resmi sayfasından, Başkan Mehmet Görmez’in şu cümleleri paylaşıldı: “BM kadına karşı şiddetle uğraşacağına insanlığa karşı cinayetleri önlesin! Kadına karşı şiddet eğitimlerinde BM’nin bir kuruşunu istemiyoruz, o parayı insanlığa karşı işlenen suçlarda kullansınlar.”

Bu konuşmanın nerede yapıldığına bakınca gözlerim daha da açıldı. Görmez’in, Başbakan Yard. Bekir Bozdağ ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı (ASPB) Fatma Şahin’le katıldığı ‘Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesinde Din Görevlilerinin Katkısının Sağlanması İşbirliği Protokolü’nün imza törenindeydi.

Görmez, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonunu’nun da iştirakçisi olduğu, 2010’da iki yıllığına imzalanan bir protokolü yenileme imzası için oradaydı. Amaç, din görevlilerine bu konuda eğitim vermekti. Bir kurum olarak Diyanet İşleri’ni ve konuya dahlini tartışmak ayrı. Ama neticede Görmez insanlığa ve kadına karşı şiddeti hiyerarşilendirmenin yanında, söyledikleriyle attığı imzayı da kadük kılıyordu. Üstelik BM Nüfus Fonu ASPB’nin birçok projesinin destekçisiyken…

Tepki toplayan bu cümleler için sonra açıklama yapıldı. Konuşmanın asıl gayesinin BM’nin inandırıcılığını yitirişi olduğu belirtildi. Mısır’da, Suriye’de sivil halka yaşatılan katliamları, uluslararası toplumun sessizliğini protesto ederken, Görmez kendi ‘One minute’ çıkışında, şiddetleri sıraya diziyordu aslında. Yekten BM’yi eleştirebilirdi. Ama o cümlelerle Esma’ya yananlarla Pınar’a yananları ayırmayı tercih etti. Her gün erkekler tarafından öldürülen en az beş kadın, bu kanıksanmış katliama sessizlik yokmuş gibi. Ağzından çıkan kelimeler o protokolden daha tesirliydi, bunu bilmiyor muydu?