HAFAKAN RUHU / Türkiye'nin zencileriyle 'Zen'cileri

HAFAKAN RUHU / Türkiye'nin zencileriyle 'Zen'cileri

FOTOĞRAF: PINAR ÖĞÜNÇ

Yoga ve Müslümanlığın Malezya’da aynı cümlede kullanıldığı şekil, buraların sularını da hareketlendiriyor tabii. Hafta içinde Ülke TV’de yayınlanan ‘Sıra Dışı’ isimli programın ‘İki rekât yoga’ altyazısı japon yapıştırıcısı kıvamındaydı. Bu programla ilişkimizin evveliyatı ‘Üç harfliler’den bahsettikleri bölüme dayanıyor. Altta ‘üç harfliler’ yazıyor, konuklar ‘üç harflilerden’ bahsediyor, herkes duruma vâkıf, bir ben anlamıyorum. Cehaletimmiş kriptoyu üç harfli küfürler şeklinde çözmek; bahis konusu cinlermiş...
Bahsedeceğim kitabın alanı da bilgiçlik taslayabileceğim bir mecra değil; kesinlikle... Hatta içinde ‘farkındalık’ geçen bir kitabı tamamlamak da kişisel tarihimde ilktir. Marazlı bir tahammülsüzlüğüm var bu kelimeye...
‘... Ve Bir Gün Babam Zenci Oldu’ adlı kitap gerçek manada tesadüfen elime geçti. Başlıktaki ‘beş harfliyi’ önce anlamıyorsunuz normal olarak ama ‘zencileşen’ biri zaten merak uyandırıcı. Önce yazar...
Ahmet Güngören, hayatta yaptıklarını belgesel yapımcılığı, yayıncılık, reklam yazarlığı, ansiklopedi redaktörlüğü, batık ajans patronluğu, üniversite hocalığı, serserilik olarak özetlemiş. Psikoloji, sosyal antropoloji, sinema diplomaları üzerine artık sadece kitap yazıyor, Taiçi dersleri veriyor; her bir yaptığında muteber, ayrıca da sevilen biri. Yayımlanmış beş kitabı mevcut.
‘... Babam Zenci Oldu’, Ahmet Güngören’in babası İlhan Güngören için yazdığı ‘düşünsel biyografi denemesi’. İlhan Güngören ise Türkiye’de yoga, meditasyon deyince, Zen, Uzakdoğu felsefeleri deyince akla ilk gelen isimlerden. Başta söz ettiğim programda lalettayin bir doğruculukla kimsenin ibadetine karışılmak istenmediği vurgulanıyor, ama ‘bunlar’ diye özetlenen bazı insanların son zamanlarda içlerindeki boşluğu doldurmak için ‘yoga gibi şeylere’ yöneldiklerinden, ‘dizilerde de reklamı yapılan’ om tabiriyle sözde tanrılara (Gerçekten ‘sözde’ kullanıldı) tapınıldığından dem vuruluyordu.
İlhan Güngören, çok önemsediği Yol Yayınları’nda fikren zenginleştirici kitapların yayımlanmasına önayak olmuş bir insan. Fakat yayınevinin en büyük ticari başarısı ne derseniz, ‘Taocu Seks’ çevirisi, bir de sonradan kendisinin kaleme aldığı ‘Yumuşak Sevişme’... Bir dönem de şık seks haberi yapmak isteyen dergilerin ilk fikir danıştığı isimlerden olmuştu. Haydi ‘yoga gibi şeylerin’ tarihini son dönem dizilerine, inançsız zamane insanının biçare arayışına bağladınız; en azından şundan emin olabiliriz, 80’lerden beri aynı tarafların sevişme sanatları, ‘bunlar’la sınırlayamayacağınız bir kitlenin boşluğunu coşkuyla doldurmuş zaten. Şimdi mi ayılıyorsunuz?
Bu kitabı ben neden sevdim? Piştikçe “Omm yerine bomm diyerek hatta Coca Cola diyerek insan yoğunlaşabilir. Bu adamlar Mantra’yı parayla satıyor” diyecek olan bir avukatın iç yolculuğuna tanıklık sağladığı için... Ahmet Bey, aile ve şehir etnografisinden çok renkli anekdotlar aktardığı için... Bektaşiliğini gizleyip müftünün kızıyla evlenen büyük dedeler, melankoli bunalımında intihar eden Rodoslu babaanneler... Pamuk Apartmanı ve Nişantaşı, Florya, Büyükada ve İstanbul geceleri... Anglosakson tedrisatıyla Doğu’ya dudak büken, üzerine Fransa’dan Maocu dönen bir oğulun Taocu babasının düşünce dünyasıyla kesişme hikâyesi ilginç. Arada tür şaşıp fazla teorik bilgiye, arada fazla kişisel döküme de girse, bir de tabii Ahmet Güngören’in komplekssiz, eğlenceli dili var.